"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

18 Kasım 2008 Salı

Deparcı binbaşı: Ferenç Puskaş

Deparcı binbaşı, küçük topatar, ahbap... Hepsi onun lakapları arasındaydı...
Puskaş'ın ön plana çıkan iki özelliği vardı. Birincisi, sol ayağıyla vurduğu her şut adeta bir kurşundu. Real Madrid'ten takım arkadaşı Raymond Kopa, "Puskaş kalecileri 30-35 metreden bile korkutmayı başarırdı. Sebebi sadece sert şutlar atması değil, isabetli de vurabilmesiydi" diyor onun şutlarını anlatırken. Gerçekten de futbol tarihinde sol ayağını onun kadar iyi kullanan başka biri daha gelmedi belki de. Real Madrid'ten başka bir takım arkadaşı Alfredo Di Stefano, "Top sol ayağına geldiğinde yaptıklarını, ben elimle yapamazdım" diyor, Gento ise "sol ayağıyla attığı pasları eliyle atıyormuş gibiydi" diye ekliyor Puskaş hakkındaki görüşleri sorulduğunda.

Karizmatik yüzü ve briyantinli saçlarıyla, bugünün yıldızlarına taş çıkaran Puskaş'ın ikinci özelliğiyse futbolu beyniyle oynayışıydı. "Futbola dair bir altıncı hissi vardı. Bin çözüm olsa, bin-birinciyi bulurdu" diyor Macaristan'dan takım arkadaşı Sandor Hideguti. Buzansky ise aynı şeyi, "Bence iyi bir oyuncu, topu ayağına aldığı an en az üç noktayı gözüne kestirebilecek vizyona sahip olmalıdır. Ama o, gözüne hep en az beş tane kestirirdi" sözleriyle ifade ediyor...

Bu iki özellikteki mahirlik, tek bünyede birleşince Puskaş tüm zamanların en iyi futbolcularından biri hâline geldi. 50'li yıllarda fırtına gibi esen "Kudretli Macarlar"ın en büyük yıldızıydı. Ardından Real Madrid'in yolunu tuttuğunda Şampiyon Kulüpler Kupası'na ambargo koyan takımın en büyük yıldızı oldu. Ama aslında hikâye Macaristan'da başlamıştı...


DEVRİMLER MAHALLEDEN BAŞLAR
Doğduğunda adı Ferenc Purczeld Biro'ydu. Bir gettoda doğmuştu, geniş bir ailenin içinde yaşıyordu. Aynı adı taşıyan babası, ismi daha sonra Honved'e dönüştürülecek olan Kispest takımının antrenörlerinden biriydi. 1934 Dünya Kupası'nda Macaristan forması giymişti. Annesiyse terzilik yapıyordu. Bir şekilde geçiniyorlardı. Aslında 1 Nisan'da doğmasına rağmen, baba Ferenç dalga geçileceğini düşünerek, 2 Nisan'a aldırmıştı oğlunun doğum tarihini. 10 yaşındayken, daha Macar bir soyadı isteğindeki Büyük Ferenç, Purczeld olan soyadlarını Puskaş yaptırdı...

Genç Ferenç Puskaş 12 yaşındayken, babası Honved'in teknik direktörlüğüne getirilince, onu ve en yakın arkadaşı Jozsef Bozsik'i altyapıya aldırdı. Macar futbolunun kaderi belki de o gün yazılmıştı. Yaşı tutmadığı için Miklos Kovacs olarak imza atmıştı Puskaş. İlk maçına da babasının yönetimi altında daha 16 yaşında çıktı. Takım arkadaşı Miklos Feher, "Bir çocukken bile topla istediğini yapardı. Depara kalktıktan sonra 10 metrede size fark atardı" diyor onun gençliğini anlatırken.


GUTTMANN'I YEDİ...
1947 yılına kadar baba Puskaş görevde kaldıktan sonra, Ujpest'le şampiyon olan Bela Guttmann takımın başına geldi. Guttmann temiz futbolun yılmaz bir savunucusuydu. Bir maçta Patyi adlı bek sert müdahalelerde bulunduğu için Guttmann onu oyundan çıkarmak istedi. Bu sırada oyuncu değişikliği yapmak yoktu, takım 10 kişi kalacaktı. Puskaş bunun saçmalık olduğunu düşünüyordu ve Patyi'ye çıkmamasını söyledi. Sonuçta oyuncu Puskaş'ı dinleyince Guttmann tepki olarak tribüne çıktı, gazetesini okumaya başladı ve o haftadan sonra da kulüpten ayrıldı.

O sene Milli Takım'la Balkan Kupası'na ulaşan takımın yıldızıydı Puskaş ve devir hocaların değil, futbolcuların devriydi. Kudretli Macarlar sayfası yeni açılmıştı. İki sene sonra; takımı savunma bakanlığının talimatıyla ordu devraldı ve adını Honved'e dönüştürdü. Bu sebeple oyunculara da rütbeler verildi. Puskaş, binbaşı olmuş ve oynadığı oyunla "Deparcı binbaşı" lâkabını elde etmişti. Takımın başında Bela Guttmann'ın gidişinden beri tekrar Baba Ferenç Puskaş vardı ama artık sadece Milli Takım antrenörü Gusztav Sebes'in gölgesiydi. Talimatları ondan alıyordu. Takım resmi olarak orduya aitti...

KISPEST, HONVED OLUYOR...
Puskaş-Guttmann kavgası aslında üç büyük takımın çıkışına sebep olan bir vakayı hayriye oldu. Guttmann'ın egemenliğinden çıkan takım Sosyalist Gusztav Sebes'in gelişiyle Honved'i ve Macar Milli Takımı'nı, Guttmann ise Eusubio'lu Benfica'yı yarattı.

Honved o dönemde futbolcuları askere çağırıp, kendi takımında oynatma yolunu tercih ederek büyük bir eşitsizlik yaratsa da bu sayede mükemmel bir takım kurmuş oldu. Ferençvaroş'tan Koscis, Czibor ve Budai gelmişti. Vasas'tansa Gyula Lorant ve Groscis... En büyük rakipleri de bir başka devlet kurumu; istihbarat teşkilatı tarafından devralınan takım MTK'ydi. Bu kuvvetli Honved kadrosu, "Gusztav Amca"nın bol yer değişimi ve yardımlaşmaya dayanan, enerjik ve tempolu sosyalist futbolunu uygulayarak şampiyonlukları almaya başladı. 6 senede 4 şampiyonluk gelirken, Puskaş da 4 kez gol kralı oldu. Bir tanesinde 51 gol kaydetmeyi becermişti. 52 ve 53 senelerindeyse "Dünya'da Yılın Futbolcusu"ydu.

Bu durum Komünist rejimin de ilgisini çekiyordu. Puskaş el üstünde tutuyordu çünkü onun oyunu, komünist ülkerde de iyi bir yeteneğin değer gördüğünü, yükselebileceğini göstermek anlamına geliyordu. Yönlendirdiği Macar takımıysa, sosyalist futbolun dünyaya açılan penceresiydi.


KUDRETLİ MACARLAR'IN DOĞUŞU
Puskaş da asıl ününü Macaristan Milli Takımı'yla yaptı. 1952 yılında Helsinki'de yapılan olimpiyatlarda takım şampiyon oldu. Olimpiyatlara katılım ilk defa bu kadar yoğundu. Çeyrek finalde 2 golü ülkemizin ağlarına bırakmıştı Puskaş. Maçın skoru 7-1'di. Yarı finaldeyse İsveç'e 6 tane sallamışlardı. Ve nihayet finaldeyse Yugoslavya karşısında 2-0'lık bir galibiyet alındı. Kudretli Macarlar 5 maçta 20 gol atarak şampiyon olurken, Puskaş da 4 gole imza attı. Bu devirden itibaren Macaristan Milli Takımı 32 maç yenilmeyeceği bir seriye başlamıştı.

Özellikle 1953 yılında İngiltere Milli Takımı'yla yapılan gösteri maçları, 6-3 ve 7-1'lik farklı skorla bitince Puskaş'ın ünü tavana vurdu. İngiltere'ye toplamda 4 gol atmış, "bu şişko çocuğu dolma yapacağız" diye kendiyle dalga geçen ve Macaristan'ın galibiyetlerini istisnai bulan İngilizlere dersini vermişti. Özellikle çift ayakla kayan defans oyuncusu Billy Wright topa tam dokunacakken, sol ayağının tabanıyla topu geriye çekip bekletmeden aynı ayakla tavana astığı gol bugün dahi en güzel golü olarak anılır Puskaş'ın. Bu golü anlatırken İngiliz gazeteci Geoffrey Green şöyle diyor; "Wright onun üstüne koşarken, adeta yanıltıcının üstüne giden bir torpido gibiydi."

Bryan Robson ise o Macar takımını İngiltere'de kimsenin tanımadığını ama çok yanıldıklarını anlatırken şöyle diyor; "Bu adam bir binbaşıydı, nasıl İngiltere'ye geldi de bizi vurdu, anlayamamıştık."

ORTA AVRUPA ŞAMPİYONU
Şu an oynanmıyor olsa bile 1927 ve 1960 yıllarında devam eden bir UEFA organizasyonuydu Orta Avrupa Şampiyonası. Hatta 50'li yıllar itibariyle çok önemli bir organizasyondu. İtalya, Macaristan, Çekoslovakya, Yugoslavya ve İsviçre gibi dönemin kuvvetli takımları yer alıyordu. Macaristan, bu takımların yer aldığı ligi şampiyon tamamlandığında yıl 1953'tü. Puskaş da 10 golle turnuvanın gol kralıydı.

Ama Macar Milli Takımı'nın zirvesi şüphesiz 1954 Dünya Kupası'ydı. Sebes'in arka forveti icadıyla ve herkes her yerde oynayabilmeli felsefesiyle yükselen Macarlar, pek çok kişiye göre Total Futbol'un erken bir versiyonunu oynuyordu. Puskaş, "Macar Milli Takımı'nda atak yaparken hepimiz atağa kalkar, defans yaparken de hepimiz defansa dönerdik, Total Futbol'un prototipi pekâlâ sayılabiliriz" diyordu o günlerden bahsederken. 9-0 ve 8-3'lük iki efsane grup maçının ardından ayak bileğinden sakatlanan Puskaş, finale kadar oynayamadı. Ama final maçı öncesinde herkes -siyasiler de dahil- onun mutlaka oynaması için seferber olmuştu.


BERN MUCİZESİNİN MAĞDURU
İsviçre'nin Bern kentinde rakip Batı Almanya'ydı. Daha altıncı dakikada golünü yazdı Puskaş sakat sakat. Sekizinci dakikada Czibor 2-0 yaptı durumu. Fakat Fritz Walter ve arkadaşları neredeyse bir mucizeyi başararak maçı çevirmeyi başardılar. 3-2 ile Panzerler kupaya uzandı. Puskaş'ın son dakikalarda attığı bir gol tartışmalı bir ofsayt kararıyla iptal edildi. 32 maçlık seri de burada, bir Dünya Kupası finalinde bitti Macarlar için. Ama yeni bir seri başladı başladı ardından. Bu seri de 18 maça kadar uzandı. Bu seriye son veren de 1956 yılında Türkiye oldu... Puskaş ise o yıllarda bir bakanın aldığı kadar para alıyordu hükümetten.

Aynı sene Honved ikinci defa düzenlenen Şampiyon Kulüpler Kupası'na katılıyordu. İlk maçta Athletic Bilbao'ya 3-2 yenildiler. Rövanş sırasında Macaristan'ta liberter devrim girişimi başladı. Bu sebeple gecikmeli olarak zor bir psikolojide oynanan rövanş maçında 3-3 beraber kaldı iki takım. Kaleci Groscis'in sakatlanmasa belki turu da geçebilirlerdi. (O zamanlar oyuncu değişikliği olmadığını bir kez daha hatırlatalım.)

Bu maç İspanyolların da Puskaş'ın yeteneklerinin farkına vardıkları maçtı. Ülkeden uzaklaşmak gerekiyordu. Böylece Honved Dünya Turu yapmaya karar verdi. Kısa bir süreliğine ülkeye döndülerse de komünist karşı devrim girişimleri sürüyordu. Birçok can kaybı yaşanırken, o ailesini bu kargaşadan kurtarmak için başka ülkelerde futbol oynamanın yollarını arıyordu. Nitekim bu durum FIFA'yı da Macaristan'ı da sevindirmemişti. Rejimin altın çocuğu, kaçak durumuna düşmüştü. Bu yüzden ülkeye giremiyordu Puskaş. Bir gün radyo dinlerken, kendisinin öldüğü haberini de aldı!


HONVED TURU
Honved'in turu dahilinde Real Madrid ile 5-5 berabere biten ve Barcelona karşısında 4-3 kazanılan maçlar turun unutulmaz maçları oldular. İtalya ve Brezilya'da da maçlar yapıldı. Bu maçların ve çeşitli turnuvaların ardından Honved dağılırken, Puskaş'ın talibi boldu. Juventus ve Milan sıkı bir pazarlığa girmişti hatta ama bu arada Macaristan'a dönmedikleri için FIFA'nın cezası geldi. 2 senelik bir ara demekti bu. Çocukları ve eşinin Viyana'ya kaçabildiğini öğrendiğinde, o da Avusturya'ya göç etti, hatta bazı Avusturya kulüplerine imza da attı ama oynamadı cezası sebebiyle. Ardından İtalya'ya geçtiler... Orada da Inter onunla ilgilense de cezaya indirim gelmeyince vazgeçti. Cezası bittiğinde kilo almıştı Puskaş. Yaşı da ilerlemişti. Münih Faciası'yla kadrosunun yarısını kaybeden Machester United ona takip olmuş sonra vazgeçmişti.

Ama birkaç ay sonra Honvéd yıllarından tanıdığı eski dostu, zamanın Real Madrid Sportif Direktörü Emil Östreicher kendisine teklif yaptı. Puskaş, Barnabeu ile görüşmesini şöyle anlatıyordu; "Ne ben İspanyolca konuşuyordum, ne de o Macarca. İkimizde kendi dilimizde konuşuyorduk. Sonra ayağa kalktım ve göbeğimi gösterdim. Kilo vermem gerektiğini, zamana ihtiyacım olduğunu söyledim. Söylediklerini çevirdiler bana. O benim sorunummuş. Attım imzayı."


AVRUPAYI SALLAYAN REAL GÜNLER
Real Madrid'te sembol olacak kadar iyi işler becerdi 31 yaşında takıma katılan Puskaş. İlk sezonunda 24 maçta 21 gol atarak kendine duyulan güveni boş çıkarmadı. Bomba gibi şutları ve orta boylu oluşu sebebiyle Madrid'te taraftarlar ona "Küçük Topatar" lâkabını takmıştı. Di Stefano, Kopa ve Gento ile birlikte büyük bir hücum gücü oluşturdular. Puskaş burada sık sık santrafor olarak da oynadı. Bu takımla üç kez Şampiyon Kulüpler Kupası'nı kazandı, iki kez finalde kaybetti.

Bu maçlar arasında 1959-60 sezonunda, 7-3 kazandıkları Frankfurt maçında attığı 4 gol, 1961-62 sezonunda Benfica'nın 5-3 kazandığı maçtaki hat-trick'i özellikle dikkat çekiciydi. Ligdeyse oynanan hatırlanması gereken maç sayısı saymakla bitmiyordu. Real'de 8 sezon boyunca 262 maça çıktı, 242 gol attı. İlk altı sezonunda, ligde 20'nin üzerinde gol attı ve dört kez İspanya Gol Kralı oldu. Real ile beş kez arka arkaya şampiyonluk yaşadı. 30 Haziran 1967'de sakatlıklardan bıkarak 39'unda futbolu bıraktı.

1962 yılında İspanya vatandaşlığına kabul edildiği için, 3'ü Dünya Kupası'nda olmak üzere dört kez de İspanya Milli Takımı'nın formasını giydi Macar Puskaş ama takım başarılı olamadı...


HOCA OLARAK TEK FİNALİ VAR
Futbolu bıraktıktan sonra birçok ülke ve kıta gezdi Puskaş. Panathinaikos'la oynadığı Şampiyon Kulüpler Kupası finalinden başka mühim bir başarı elde edemedi. Avrupa, Orta Doğu, Kuzey ve Güney Amerika, Afrika demeden çalıştı. Tam bir gezgin hayatı yaşadı. Sadece çok kısa bir dönem, dört maçlığına Macaristan Milli Takımı'nın başına geçti ama takımın durumu iyi değildi. Takım çalıştırmadığı dönemlerde Madrid'te açmış olduğu restoranın gelirleriyle geçiniyordu.

Madrid'teki komşusu Olalla Maranon, Puskaş'ın ne kadar iyi bir insan olduğundan şöyle bahsediyordu; "Bugünün yıldızlarıyla kıyaslanınca, özel hayatında gayet bizden biriydi. Mahallenin çocuklarına oynasınlar diye toplar hediye ederdi. Oldukça mütevazı bir yaşam tarzı vardı." Gerçekten de Puskaş oynadığı yıllar boyunca da daha sonrasında da sakin ve sevecen yapısıyla ünlenmişti..


ÜSTÜNDE NEYİ VARSA VERİRDİ FAKİRLERE
Real Madrid'ten takım arkadaşı Santamaria, "Ona şaşırırdık, ne zaman paraya sıkışsak hemen elini cüzdanına atar borç verirdi. Yolda gezerken bir fakir görse de aynısını yapıyordu. Hele bir Macar görürse, üstündekileri bile veriyordu. Sonra şarap içmeye gittiğimizde ağlardı bu duruma."

Puskaş 2000 yılında alzheimer teşhisiyle hastaneye kaldırıldı. 2001'de ülkesine yerleşti. FIFA tedavisinin bir kısmını üstlense de, 1949 yılında evlendiği eşi Erzsebet sıkıntılar çekti uzun süren bakım süreci dolayısıyla. Hatta kocasının madalyalarını satışa çıkardı. 17 Kasım 2004 Cuma günüyse hasta yatağından kalkamadı Puskaş. O gün ülkede resmi yas ilân edildi. Cenaze töreni için yaklaşık 1 milyon dolar harcandı. Beckenbauer, Di Stefano, Michel Platini, Sepp Blatter, Bobby Charlton ve daha birçok isim cenazeye katıldı. Konuşmasında Macaristan'ın o dönemki başbakanı Ferenç Gyurcsany, "Yüzyılın en büyük Macarını kaybettik" diyordu. Futbol alemiyse belki de gelmiş geçmiş en iyi solağını kaybetmişti...
Doğum tarihi: 2 Nisan 1927
Ülke: Macaristan (85 milli maç, 84 gol)
Pozisyon: Arka forvet, ofansif orta saha, santrafor
Öne çıkan özellikler: Sert şut, uzun pas, sol ayak hakimiyeti, deparlar
Boy: 1.72 cm
Oynadığı takımlar: Honved (43-56), Real Madrid (58-66)
Macaristan Milli Takımı (45-56), İspanya Milli Takımı (61-62)
Goller: 620 maç, 616 gol
(Bu istatistiğin içinde Macaristan'daki kupa maçları yok. Puskaş 1000'in üstünde gol attığını söylüyor)

0 yorum: