"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

30 Ocak 2015 Cuma

Bacaklarında meleklerin şarkı söylediği adam: Roberto Baggio


Bu yazı, FourFourTwo dergisinin 2013 Kasım sayısında yayımlanmıştır. 

1994 Dünya Kupası finali…

Birçoğumuzun kafasındaki formüle göre;
Brezilya eşittir, güzel futbol ve çalımlar, İtalya eşittir, sıkıcı futbol ve defans...

Dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de maç boyunca Brezilya’yı tutanların sayısı bir hayli fazla. Penaltılarda topun başına geçen takımın yıldızı Roberto Baggio…

Baggio, topa doğru ilerliyor ve vuruyor…
Top sol üst köşeden dışarıda.

Bu, Baggio’nun “O penaltıyı dört sene boyunca her gün kaçırdım” dediği penaltı…
Hani, daha sonra “Penaltıyı sadece onu atmaya cüret edecek kadar cesur olanlar kaçırır” diyerek andığı…

Baggio’nun oturup ellerini dizlerinin üstüne koyup başını eğdiği o futbol tarihine kazınmış fotoğraf bugün dahi o günün ve İtalyan futbolunun en önemli anlarından biri. Çünkü baktığımızda futbolun adaletsizliğini görürüz; ‘O’ Brezilya İbrahim Altınsay’ın “Samba değil beton savunma yapmışlardı” dediği Brezilya…

Baggio ise o yıllarda öyle büyük bir yıldızdı ki Michel Platini, onun kendi mevkisini yarattığını düşünüyor, “O ne 10 ne de 9 numaraydı. O 9,5 numaraydı” diyor, İtalyan futbolunun efsane ismi Gianni Rivera’ysa “Ben, Guiseppe Meazza’yı gören talihli insanlardan biriyim ve Baggio’yu sahada gördüğümde aklıma o geliyor. Baggio tam bir fantezi” diye anlatıyordu onu.




PINK FLOYD’UN FUTBOLDAKİ KARŞILIĞI
80'li yılların sonundan 2000’lerin ortalarına kadar ‘krallığını ilan’ eden Baggio için adeta futbolun David Gilmour’u diyebiliriz. Gilmour’un yumuşak, kadife sesinin futbol sahalarındaki bir adamın ayak bileklerine yansımasıydı Baggio’nun çalımları. Pink Floyd şarkıları kadar hisliydi de ‘İlahi Atkuyruğu.’ Başka bir takımda oynarken, en sevdiği kulüp Fiorentina’nın atkısıyla gezebilecek kadar…

1967'de Vicenza’nın şehrinin küçük bir semti olan Caldogno’da doğdu. Sekiz kardeşten altıncısıydı, ailesi pek de varlıklı değildi ama Baggio, biyografisinde, futbolun kendisi için bir kurtuluş olmaktan ziyade, bir keyif ve kendini dünyadan soyutlama aracı olduğunu söylüyordu. Sokaklarda ne kadar oynasa da bu ona yetmiyor, gün batana kadar top peşinde koşuyordu. Babası çoğu zaman işten yorgun argın dönüp, bisikletine atlıyor ve mahallede onu aramaya başlıyordu.

9 yaşındayken oturduğu semtin takımı Caldogno, sokak arasında Baggio’yu gördü ve altyapısına kattı. 13 yaşındayken bir maçta 6 gol atınca Vicenza’nın yetenek gözlemcisi Antonio Mora elini çabuk tuttu, 450 Euro’ya kelepir bir alış-verişin içine girdi. İki sezon boyunca Vicenza genç takımında oynadığı 120 maçta 110 gol attı Baggio. A takıma alındığında, daha 15 yaşındaydı. Serie C1'de üç senesini geçirdi. İdolüm dediği Zico’nun futbol stilini kendine örnek alıyor ve onun gibi oynamaya çalışıyordu.

Serie B takımlarından Rimini de görev yapan, daha sonra İtalyan futbolunun kurallar piramidini baş aşağı çevirecek olan Arrigo Sacchi'nin de gözdelerinden biriydi. Rimini ve Juventus onun için kapışıyordu. Fakat aniden 1,5 milyon euroluk bir teklif yapan Fiorentina Baggio’yu kaptı.



FLORANSA'DA KÖTÜ BAŞLANGIÇ
Daha 19 yaşındaydı, ondan çok şey bekleniyordu. Transferin sonuçlanmasına iki gün kala sevinci neredeyse bir trajediye dönüşüyordu. Çünkü “Kaderin cilvesi” mi bilinmez, Rimini ile oynanan maçta çapraz bağları koptu. Doktorlar, “Bir daha hiç oynamayabilir” demesine rağmen Fiorentina transferden vazgeçmedi. Onu Fransa’da güvendikleri bir doktorlara gönderdiler. Bu sakatlık ileride zaman zaman nüksetti ama Baggio ile Fiorentina ile arasında kurulan gönül bağı hiç bozulmadı.

“O zamanlar çok riskli bir operasyondu” diyor Baggio. “Dizimi delmiş, 200 iç dikiş atarak bağları onarmıştılar. Üstüne üstük, kuvvetli ağrı kesicilere karşı alerjim olduğu ortaya çıkmıştı. Çok acı çekiyordum. Ama futbol sevgim ve yükümlülüklerimi düşünüp azap çekmeye razı oldum.”

İki sezon boyunca süren sakatlık nedeniyle çok forma bulamadığında, arkadaşı Budist arkadaşı Maurizio Boldrini’yle uzun sohbetler yapmaya başladı ve budist oldu, meditasyona başladı. Ama sonuçta, onu iyileştiren de bu konsantrasyon oldu. 87-88 sezonuna geldiğimizde, büyük bir sıçrama yaptı. Ertesi sezon ise artık büyük bir yıldızdı. 40 maça çıktı ve 24 gol kaydetti. Fiorentina taraftarı onu bağrına basmış, efsane statüsüne çıkarmıştı adeta! İtalyanlara göre ‘damarlarında buz dolaşıyordu’ ve hocası Aldo Agroppi onun için, “Bacaklarında melekler şarkı söylüyor” diyordu.




TRANSFER İSYAN ÇIKARDI
Baggio hem formunun zirvesindeydi hem de hayatının en mutlu yıllarını yaşıyordu. Daha sonra kendine üç evlât verecek, çocukluk aşkı Andreina Fabbi ile evlenmişti. Takımı 89-90 sezonunda UEFA Kupası'nda final oynamıştı ama Juventus’a karşı kaybetmişti. Milli takımda oynamaya da devam ediyordu. Artık ünü çizmeyi aşmıştı…

1990 Dünya Kupası’nın hemen öncesinde, Juventus’un astronomik teklifi geldi Fiorentina’ya. Teklif 12 milyon Euro’ydu, Baggio ise gitmek istemiyordu. Kulüp reddedilemeyecek bir teklif almıştı. Olay resmiyete döküldü. Fiorentina taraftarları öfkeliydi, üç gün boyunca sokağa döküldüler. Floransa’da ciddi bir isyan çıktı, olaylar sırasında 50 kişi yaralandı. Baggio teklifin kulüp adına reddedilemeyecek kadar iyi olduğunu belirtti. Bu ücretle dünyanın en pahalı futbolcusu unvanını da gönülsüzce de olsa elde etmişti...

90 DÜNYA KUPASI
90 Dünya Kupası’nda sıkça yedek kaldı. Daha sonra turnuvanın golü olarak seçilen; 50 metrelik depardan sonra Çekoslovakya attığı golü de bu maçta kaydetti.

Takım yarı finale kadar ulaştı. Rakip Arjantin’di. Napoli tribünleri Maradona lehine tezahüratlar yapıyordu. Teknik direktör Vicini, Roberto Baggio'yu kızağa çekmişti. Maç 1-1 devam ederken 75'inci dakikada Baggio oyuna girdi. Maç penaltılara kaldı, Baggio kendi üzerine düşeni yaptı, ama olmadı… Maç sonrası Vicini neden Roberto'yu oynatmadığı eleştirisine "yorgundu" cevabını vermişti. Baggio ise daha sonra verdiği bir röportajda şu cevabı veriyordu: "Ne yorgunluğu? Daha 23 yaşındaydım ve çimleri yiyecek kadar futbola açtım!"

JUVE İLE ZİRVEYE
Dünya Kupası mesaisinden elde ettiği üçüncülüğün ardından, gollerini Juventus için sıralamaya başladı. Ama Fiorentina maçı gelmiş çatmıştı. “Her zaman gönlümde olacak” dediği Fiorentina’ya karşı bir penaltı kazandılar, takımın penaltıcısıysa oydu. Herkes birbirine bakıyordu çünkü Baggio topun başına geçmiyordu. Sonuçta penaltıyı başka bir takım arkadaşı; Schillachi kullandı, Baggio penaltı kullanılırken arkasını dönmüştü.

Penaltıysa…
Kaçmıştı!

Sahadan çıkarken üstüne atılan bir Fiorentina atkısını boynuna doluyordu Baggio!

Taraftar ve yönetim kırgındı ama Juve böyle bir oyuncudan vazgeçemezdi. İlk sene 27, ertesi seneyse 22 gol attı Baggio. Aynı sene Kupa Galipleri Kupası'nda gol kralı oldu. 1992-93 sezonuna geldiğimizde ligde 21, toplamdaysa 30 golü buldu. Aynı sezon takım UEFA Kupası finalinde Dortmund'u yenerek şampiyon oldu. 3-1 biten bu maçta iki gol atan Baggio kupayı takımına hediye eden adam olmuştu. Sezon boyunca gösterdiği performans nedeniyle hem Avrupa'da, hem de dünyada 'Yılın Futbolcusu' ödülüne lâyık görüldü.

1994 DÜNYA KUPASI VE DAKİKA '88
1994 Baggio'nun tavan yaptığı yıldı. İtalya grup maçlarında başarısız da olsa üçüncü olup tur atladı. Baggio ise gruplarda gol atamamıştı. Buna karşın teknik direktörse Rimini'deyken onu çok isteyen ve bu yüzden ona güvenen 'İtalyan hocaların şahı' Arrigo Sacchi'ydi. İkinci turdan finale kadar 5 gol atarak Gök Maviler’i finale çıkardı Baggio.

Bulgaristan ile oynanan ve 2 gol kaydettiği maçta sakatlanmıştı Baggio. Doktorlar finalde Brezilya’ya karşı oynayamayacağını söylüyorlardı. Ama o çıktı ve oynadı… İtalya'da Baggio, Donadoni, Massaro, Albertini gibi yıldızlar; Brezilya'da ise Romario, Bebeto, Zihno, Dunga, Branco gibi isimler karşı karşıya geldiler. Ve uzatmalara giden maçta o mâlum penaltıyı kaçırdı Baggio…

Kendisiyse, o günkü sakatlığı için şöyle söylüyor;

“Bir bacakla oynamam gerekse, onu da yapardım.”

EZELİ RAKİBİN YOLU: AC MILAN
94-95 sezonunda Dünya Kupası'ndan kalma sakatlığı tam geçmediği için az maç oynadı Baggio. 17 maçta 8 golle Juve kariyerini sonlandırdı. Bu arada yeni bir genç yetenek de ortaya çıkmıştı: Alessandro Del Piero. Sakatlıktan kurtulamadığı için sezonun yarısında Del Piero'nun yedeği olmuştu. Marcelo Lippi taktiksel olarak Baggio’yu verimli bulmuyordu. Takımı “Daha az Baggio’ya bağlı yapmalıyız” diye açıkça ifade ediyordu. Baggio da artık 29 yaşına gelmişti. Milan başkanı Silvio Berlusconi, Juventus'a büyük baskı yapıyor ve Baggio'yu kadrosuna katmak istiyordu. Del Piero'nun varlığına güvenen Juventus, Baggio'yu Milan'a sattı.

Milan’daki iki sezonu toplam 19 golle geçirdi Baggio. "Artık eski Baggio değil" yorumları başladı, eleştiriler ‘gösterdiği performansla aldığı paranın uyuşmadığı’ üzerineydi. Sakatlık sorunları yaşıyordu. Sözleşmesi bittiğinde bu yüzden radikal bir kararla, büyük takımları elinin tersiyle itip Bologna'ya geçti. Sacchi “Sakatlığı sürüyordu, verimli olamazdı” dediği eski gözdesini Avrupa Kupası kadrosuna almadı. O gün bugündür araları tam olarak nettir Baggio ile Sacchi’nin.

BOLOGNA’DA İKİNCİ BAHAR
Milan'da geçen nispeten durgun iki yılın ardından sözleşmesini yenilemedi ve kendini bulmak için Bologna'ya transfer oldu. Bologna ona Milan'ın verdiği ücreti verebilecek mali kuvvette olmamasına rağmen. Bir dönemler milli takımda da beraber oynadığı arkadaşı Giueseppe Signori ile iyi bir hücum ikilisine dönüştüler. Burada forvet oynamamasına rağmen 30 maçta 22 gol buldu, birçok da asist yaptı.

Tekrar basının ilgi odağıydı. Yeniden doğuş hikâyeleri yazılmaya başlamış, tekrar milli takımda nasıl oynayacak düşünülmeye başlamıştı. İtalya Dünya Kupası'na katılıyordu ve Teknik Direktör Cesare Maldini'ye Baggio'nun da çağırması için büyük bir baskı yapılıyordu.

KÜÇÜKKEN TUTTUĞU TAKIM INTER’Dİ
Maldini, hazırlık maçlarına çağırmadığı Baggio'yu, 22 kişilik aday kadroya çağırdı, ilk maçta da ilk 11’e koydu. Takım çeyrek finalde elenince, Baggio’da yeni tranfsfer olduğu Inter’e verdi kendini.

"Beş yıl geç kalınmış bir transfer" diyordu Moratti ama Teknik Direktör Gigi Simoni onu sadece sonradan oyunu değiştirebilecek bir altın yedek olarak düşünüyordu. Bu da görevini kaybetmesine mâl oldu. Ertesi sezon, yine olaylar istediği gibi gelişmedi Baggio’nun. Inter'de göreve Juve’den belalısı Marcello Lippi gelmişti. Lippi zaten taktiksel olarak anlaşamadığı Baggio’nun karizmasından yararlanarak soyunma odasından lâf taşımasını istiyordu.

Baggio şöyle diyordu; “Lippi benden takım içinde kendine karşı olan futbolcuları bulmamı ve isimleri kendisine söylememi istedi. Yapmayınca da bana savaş açtı. Sorun oynamamam dahi değildi. Beni oynatmadığında hep eleştiriliyordu. Beni yok etmek istedi, ama başaramadı.”

Sorunlar büyüklüğünü çok anısıyla açıklıyor; “Bir keresinde antrenmanda Vieri’yi boşa çıkaran 40 metrelik bir pas atmıştım, o da golü attı. Yüzünü bana döndü ve alkışladı. Panucci de aynısını yapmıştı. Lippi çıldırdı! Onlara, ‘Siz ne yapıyorsunuz ulan? Burası tiyatro mu? Birbirimizi alkışlamak için gelmedik buraya’ demişti…”

Küçükken tuttuğu takım Inter artık onun için evi değildi, Avrupa’nın çeşitli yerlerinden hatta Japonya’dan pek çok teklif vardı. Bu tekliflerden birine “Evet” demişti Baggio. O takım Galatasaray’dı. Restoranda arkadaşlarıyla yemek yediği bir akşam kararından vazgeçirdi çevresindekiler Roberto Baggio’yu. O sezon Hagi’li Galatasaray UEFA Kupası’na uzanırken, Baggio’nun Brescia kariyeri başladı…

BRESCIA'DA SON SALVO
Inter'den ayrılınca lige yeni çıkmış olan Brescia ile anlaşantı. Kulüp taraftarları onu "Tanrı Brescia'da" pankartlarıyla karşıladılar. İlk sezonunda yine erken bir sakatlık yaşamasına rağmen 27 maçta 10 gol kaydetti. Brescia sezonu 7. sırada tamamladığında herkes memnundu; ‘Tanrı’ ölmemişti, yaşıyordu… Hem de Brescia gibi ufak bir semtte, ayağındaki futbol topuyla kitlelere can vererek.

Dört sezon oynadığı Brescia’da takımı orta sıralara oynayan bir takıma çevirdi. Önce milli takımdaki jübilesini 28 Nisan 2004'te İspanya'ya karşı yaptı. Ardından da 16 Mayıs 2004'te ligdeki jübilesini Milan'a karşı yaptı. Sansiro'daki maçta 88. dakikada oyundan çıkarken, stattaki 80 bin taraftar onu ayakta alkışlıyordu, Baggio ise gözyaşlarını tutamıyordu. Milli takımdaki kaptanı ve eski takım arkadaşı Paolo Maldini’yle kucaklaştı. Soyunma odasına girerken sırtındaki 10 numara görünüyor ve gittikçe uzaklaşan bir gülümseme gibi gözden kayboluyordu…




ONUN KAYBOLUŞU, 10’UN KAYBOLUŞU
Bu 10 numaranın kayboluşu, adeta futboldan 10 numara kavramanın silinişiyle aynı anlama geliyordu… Brescia yöneticileri, takımda bir daha kimsenin 10 numarayı giyemeyeceğini bildirdiler.

Baggio’nun jübile yapıp ayrıldığı sezon Brescia küme düştü…
İlahi Atkuyruğunun dokunuşu Bresica’nın üzerinden kalkmıştı…

Kariyerinin sonunda İtalya Milli Takımı’yla 3 Dünya Kupası görmüş; 56 maça çıkmış 27 gol atmıştı. Ülkenin en büyük takımları Juventus, Milan, Inter ve Fiorentina’da oynamıştı. 637 maça çıkmış, 291 gol kaydetmişti…

Futboldan sonra Teknik adam olmaya yanaşmadı. Bir dönem federasyonda teknik sorumluluk yaptıysa da “Onlara 900 sayfalık rapor yazdım ama onlar bana boş cümleler sundular” diyerek görevini bıraktı 2013 yılında.

FIFA’nın 100. yılı dolayısıyla düzenlediği ankette Pele, Maradona ve Cruijff’un ardından dördüncü sırada da bu yüzden yer aldı. Hem de kariyerinde sadece 2 şampiyonluk ve 1 UEFA Kupası olan bir futbolcu olarak…

     YAZIDAN KALANLAR                                                                                                       



“İÇ YOLCULUĞUMA ÇIKMAM GEREKİYORDU”
Fiorentina’ya ilk transfer olduğunda, iki sezon boyunca süren sakatlığı nedeniyle çok forma bulamadığında Budist oluşunu şöyle anlatıyor Baggio:

“Kendime inancımı kaybetmiştim, dışarı çok az çıkıyordum ve melankoliye kapılmıştım. Budizm hakkında yazılar okumaya başladım. Bir gün, 1 Ocak 1988’de sabahın 7’sinde Maurizio’nun kapısını çaldım ve ‘artık kendi iç yolculuğuma çıkmam gerekiyor’ dedim. Yaşamaya devam edecek cesareti bulmak istiyordum. İnancın yolu, ilahi cesareti tatbik etmekten geçer. Bazen, antrenman sırasında, dizimdeki ağrı çekiçle vuruluşmuş gibi acımasına neden oluyordu ama beynim asla vazgeçmedi. Başkası vazgeçerdi, ben bu sayede vazgeçmedim.”

Baggio bu tercihini, büyük çoğunluğu koyu Katolik olan bir ülkede dile getirmekten çekinmedi. ‘İlahi Atkuyruğu’ lakabını aldı. Meditasyona önem verdiği için artık maçlardan önce de meditasyon yaptı. Hatta bu yüzden bazı oyuncuların kendisine mesafeli davrandığını da iddia etmişti. Ama şu an Bursaspor’da oynayan Frey gibi ona hayran olup Budizm’i seçenler de vardı…


ŞİMDİ BOCA’YI DA TUTUYOR
Inter küçükken tuttuğu takımdı ama kalpten bir Fiorentinalı oldu Inter’in ötesinde. Tuttuğu takımlardan biri de Arjantin’de satın aldığı çiftlik için vakit geçirirken izlediği bir maç sayesinde edindiği Boca Juniors, Baggio’nun.

La Gazetta dello Sport’a verdiği röportajda şöyle anlatıyor bu konuyu:

“Nasıl mı Boca’lı oldum? Çok ilginç bir hikâye bu. Yağmurlu bir Pazar günü bir arkadaşımla birlikte evimde oturmuş, maçı seyrediyorduk. Skor 4-0’dı, maç Boca’nın stadı La Bombonera’ydı. Bir anlığına kamera tribünleri şöyle bir gezdi; taraftarlar dans ediyor, şarkı söylüyor, bayrak ve flamalarını sallıyorlardı. Keyif alıyorlardı. Arkadaşıma, ‘Kazanırken böyle şeyleri görmek çok keyifli oluyor’ dedim. Bana döndü ve ‘Roberto, sen maçı izlemiyor musun? Boca 4-0 geride’ dedi. O andan itibaren Boca’yı tutar oldum. O stadyum bana inanılmaz hisler tattırıyor.”



GÖRMEZDEN GELİNEN VİZYON!
Baggio hiçbir zaman teknik adam olmak istemedi, hatta lisansını da 2012 yılında aldı. Buna karşın, 2011’nin ortalarında İtalya Futbol Federasyonu’nda Futbol Direktörlüğü görevini üstlendi. Altyapıların yeniden yapılanmasında anahtar bir rolü olacaktı. Ona, “Güç durumdayız. Amacımız alt yapıları yenilemek. Kulüpler ve milli takım arasında bu bağlantıyı kurmak” demişlerdi. Ama projeleri dikkate alınmıyordu. Bir sene önce hazırladığı 900 sayfalık raporda, 60 bin maç izlenmişti. Fakat hiçbir şey yapılmıyordu. “Bir sayfasını bile okumadılar” diyen Baggio, üstüne bir de Albertini ve Sacchi’nin getirilmesi sebebiyle istifasını verdi.




BASTIĞI YERLER ALTIN OLDU!
1994 Dünya Kupası yarı finalinde İtalya Baggio’nun 2 golü sayesinde Stoichkov’lu, Balakov’lu, Letchkov’lu, Kostandinov’lu Bulgaristan’ı geçmişti. Maçın ardından ABD’nin aslında beysbol sahasından futbol sahasına çevirdiği Giants stadyumunun çimleri satışa çıkarılmıştı. Yeni sezonda çime ihtiyaç yoktu nasılsa. ABD böyle bir yerdi. Stat yetkilileri kalıplar halinde çıkardıkları çimlerin fiyatını belirlerken Baggio’nun bastığı yerleri baz alıyorlardı. Çimlerin üzerine “Baggio’nun golü atarken ayağını bastığı çim” hatta “Baggio’nun faule maruz kalırken düştüğü yer” diye ibareler yer almıştı...
Doğum tarihi: 18 Şubat 1967
Ülke: İtalya (56 milli maç, 27 gol)
Pozisyon: İkinci santrafor, ofansif orta saha, sahte 9
Öne çıkan özellikler: Yetenek, çalım, top tekniği, pas, oyun zekâsı
Boy: 1.74 cm
Oynadığı takımlar: Vicenza (82-85), Fiorentina (85-90), Juventus (90-95)
Milan (95-97), Bologna (97-98), Inter (98-2000), Brescia (2000-04)
İtalya Milli Takımı (1988-2004)
Goller: 643 maç, 291 gol

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: