"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

8 Kasım 2008 Cumartesi

El Pistolero: Hristo Stoichkov

Hançer, Silahşör, Hayvan... Bunlar onun lakaplarından sadece birkaçıydı...
Sevsek mi sevmesek mi karar veremediğimiz adamlardan biriydi Stoichkov. Birçok kez ırkçılığa adı karışmıştı, en ünlüsü Desailly'nin iddialarıydı. Fransız yıldız sert girdiği bir pozisyonun ardından Stoichkov'un kendisine "Hey Desailly, ülkende çocuklar açlıktan ölüyor biliyor musun?" dediğini söylemişti. Maç sonunda bu lafı Stoichkov'a soruldu. İngiliz gazetesi Mirror'daki habere göre, şöyle diyordu Hristo; "Bu tarz şeyler futbol sahalarında her zaman olur. Maçta her oyuncuya mikrofon taksanız bunları duyarsınız, ağzımızdan kaçan şeyler oluyor. Son derece normal bir şey ama düdük çaldığında her şey biter."

Irkçılık gibi ciddi bir insanlık suçunu, "düdük çaldığında biter"le sınırlayan bir ahlak yapısına sahipti Stoichkov, elbette buna "ahlak" diyebilirsek. Belki de gerçekten ırkçı değildi. Örneğin, Perulu bir çocuğu evlât edinmişti. ABD yıllarında kol kanat gerdiği, her önemli maç öncesinde evinde ağırladığı en yakın dostu genç siyahi oyuncu DeMarcus Beasley'ydi. Barcelona yıllarında Romario ile kankaydı. En iyiye yorulan ifadesi bile kötüydü yaptıklarının; rakibinin moralini bozmak için ırkçı sözler sarfetmeyi mazur gören bir insan...




TÜRK DÜŞMANI MIYDI?
Türk düşmanı olduğu söyleniyordu. 1993 yılında Barcelona kampına giden Lütfü Tokaktlıoğlu'nun yazdığına göre, Stoichkov Türk olduğunu öğrenince, "Türkleri hiç sevmiyorum, hatta neftret ediyorum" demişti. 2003'teyse Radyospor'dan Özgür Sancar'ın sorularını yanıtlarkense şöyle diyordu Bulgar yıldız: "Ailem de ben de Türkiye'yi çok seviyoruz. Eşim ve çocuklarım sık sık İzmir'de tatil yapıyor. Türkiye'de yaşamak da güzel." Yoksa o da mı saha dışında bir görseniz melek gibi denilen adamlardandı? Bu konudaki karar sizin.

Stoichkov'un tek falsosu bu da değildi üstelik. Hakemlerle kavga ediyordu, cezalar alıyordu. Hocalarıyla kapışıyordu; kendini keşfeden Penev ve Avrupa'ya taşıyan Cruijff ile bile...

Yine de frikikleri o biçimdi, 90'a yolluyordu hepsini. Dripling deseniz, var. Teknik, oyun görüşü, uzun pas, kısa pas... Hepsi var. Lakabının hakkını verircesine bir 'hançer' gibi rakip defansın üzerine saplanıyor her deparında. Şimdi bu adam sevilir mi sevilmez mi? Stoichkov aşkı işte böyle bir aşktır. Nefret aşka, aşka nefrete dönüşür. Sürekli devam eder bu döngü...


19 YAŞINDA ÖMÜR BOYU MEN
Daha çok Bulgarsitan ve Barcelona formalarıyla aklımıza gelse de daha genç yaşından yeteneği belli olanlardan o da. Futbol yaşantısına 10 yaşında Maritsa Plovdiv adlı takımda başlamış. 10 yaşındayken önce kaleye koymuşlar, sonra forvete geçmiş. Daha sonra doğru Türklerin yoğun olarak yaşadığı Harmandalı bölgesinin takımı Hebros'a geçmiş. Burada iki sezonda 14 gol atmış ama özellikle çalımlarıyla ön plana çıkmış. Bu oyun, 83-84 sezonunda CSKA Sofya'nın teknik direktörü Manol Manolov'un dikkatini çekmesini sağlayan performanstı...

Stoichkov CSKA Sofya'ya katıldığında henüz 18 yaşındaydı. Görevi bırakıp menajerliğe geçen Manolov, bu genç yıldızı Dimitar Penev'e emanet etmişti. İlk sezonu parlak geçmedi ama yetenekli olduğu her halinden belliydi Stoichkov'un. Bir sene sonra, Levski Sofia'ya karşı oynanan Bulgar Kupası finalinde çıkan sert bir kavgaya karıştı. Beş oyuncuyla birlikte ömür boyu men cezası yemesine engel olmadı yeteneği. Daha 19 yaşındaydı, bir sezon hiç forma giyemedi bu yüzden. Ama sezonun sonunda affedildi. Hristo da ilk kez milli takımın yolunu tuttu. Yıllar geçtikçe gol sayısı yükselmeye başladı. 1988-89 sezonunda forvet arkasından bulduğu 23 golle, gol kralı olduğunda artık ülkenin en sevilen futbolcularından biriydi.


HAYATINI DEĞİŞTİREN MAÇ: BARCELONA-CSKA
Aynı sezon takım Kupa Galipleri Kupası'nda yarı finale kadar çıktı ve Stoichkov hayatını değiştiren maçları Barcelona karşısında oynadı. Barcelona bu maçları 4-2 ve 2-1 kazansa da Stoichkov, CSKA'nın tüm gollerini atıp müthiş oyuncuyula Katalanları mest etti. Crujfff aradığı sol forveti bulmuştu. "Bu adamı mutlaka alın" diyordu yöneticilerine. Fakat Bulgaristan'da 28 yaş öncesindeki transferler özel izne tabiiydi, bu yüzden transfer bir sezon daha uzarken, bu uzatmalı sezonda 30 maçta 38 gol atan Stoichkov, Altın Ayakkabı ödülünü Hugo Sanchez'le paylaşıyordu.

Doğu Bloğu’nun dağılması ve Bulgaristan’ın tam bağımsız bir devlet olmasıyla yaş politaksı yumuşadı. Barcelona, Stoichkov’u 4,5 milyon dolarlık bonservis ile kadrosuna kattı. Böylece Hristo, en pahalı Bulgar oyuncu oldu. Daha çıktığı ilk maçında golünü attı. Cruijff ona çok güveniyordu. Futbol anlayışları benziyordu. Cruijff'un "Futbol basit bir oyundur" sözüne karşılık, Stoichkov da aynı şeyleri söylüyor ama mücadeleci karakterini de ekliyordu; "Futbol basit bir oyun. Sadece doğru mantaliteye sahip olmalı; her maçta, her antrenmanda, her mevkiide savaşmalısınız."


HANÇER YA DA SİLAHŞÖR...
Barcelona'da daha çok sol açık olarak oynuyordu ama sık sık içe kat ederek goller atıyor, forvet arkası görevini de üstleniyordu. Deliciliği sayesinde "Hançer" lakabını alması uzun sürmedi. Bazıları da El Pistolero (Silahşör) diyordu ona, resmen ateş ediyordu çünkü. Öngörülmez oluşu en büyük kozuydu. Sezon içinde Cruijff'u tribüne yollayan bir hakemin ayağına sertçe basıp bir de üstüne itince 8 maç ceza yedi. Ama bu hareket ve tabii ki bir radyoya verdiği "Real Madrid'ten iğreniyorum" demeci, onu taraftarın sevgilisi haline getirmişti bile. Hem iyi oynuyor, hem de takımı ateşliyordu. Takım bu sezonun sonunda şampiyon oldu. Stoichkov ise Kupa Galipleri Kupası’nda 6 gol kaydetti ve takımını finale taşıdı. Sakatlığı nedeniyle oynayamadığı finalde Manchester United’a 2-1 yenildiler.

Ertesi sezon (1991-92) daha da başarılı geçti. Takım Şampiyonlar Kulüpler Kupası'nı alırken, o, Michael Laudrup’un milimetrik pasları sayesinde defansın arkasına kolayca sarkıyor ve lig boyunca 22, şampiyonlar şampiyonluğuna giden yoldaysa 4 gol buluyordu. Sezon sonunda PSG'den gelen astronomik teklif önemli değildi. Bir sonraki sezon takım Süper Kupa'yı alırken o da 20 golle ligi tamamladı. Ama tabii ki haylazlıktan da geri kalmıyordu; bir milli maçta da oyundan çıktığı için formasını hocasının suratına fırlatmıştı Stoichkov.


MİLLİ KAHRAMAN HZ. HRISTO
93-94 sezonunda yeni transfer Romario'yla da çok iyi anlaştılar. "Birbirimizi gördüğümüz anda anlaştık. Bu kadar farklı iki insan için çok önemli bir şey" diyor du Stoichkov. Takım dördüncü kez üst üste lig şampiyonu olurken, Şampiyon Kulüpler Kupası finalindeyse Milan'a 4-0 yenildi. Sırada Dünya Kupası vardı.

Bulgar Milli Takımı ilk kez Dünya Kupası’na katılıyordu. Stoichkov dışında, Kostadinov, Letchkov ve Balakov gibi yıldızlar da vardı. Nijerya, Yunanistan, Arjantin, Meksika derken takım çeyrek finale kadar geldi. Almanya'ya meşhur frikik golünü attı o maçta Stoichkov. Maçtan sonra Matthaus, “Tanrı bugün Bulgar”dı diyordu mikrofonlara. Yarı final Bulgar takımının son noktası oldu. Baggio'nun iki golü, Bulgarları finalden alıkoydu. Stoichkov'sa geçen maç Matthaus’un yaptığı yorum hatırlatılınca, “Tanrı Bulgardı, ama hakem Fransız” cevabını veriyordu. Bulgaristan kupa dördüncü olarak bitirirken, Stoichkov ise Salenko ile birlikte gol krallığını paylaştı. Bu sırada Stoichkov ise maçtan sonra hakemi dışarıda bulup yüzüne tükürdüğünü söylüyordu verdiği röportajda. Sezon açılmaya yakın Avrupa'da Yılın Futbolcusu da seçildi. Kariyerinin zirvesindeydi artık ve şöyle diyordu ödülü almadan önce o şişkin egosuyla; "Sadece iki tane Mesih var, biri Barcelona'da diğeriyse cenette..."


GREV SÖZCÜSÜ STOICHKOV
Barcelona'ya döndüğünde takım eski başarısını elde edemedi. Ligi dördüncü bitirince, Cruijff takımı gençleştirmek gerektiğini düşündü. Stoichkov gidecekler listesinde yoktu ama Cruijff'la arkadaşları için hararetli bir kavgaya girişti Hristo. Olay basına sızdığında hışmı muhabirlere oldu; "Kasım ayına kadar siz piçlere hiçbir şey demeyeceğim" diyordu.

Sonuçta 16 milyon dolara Parma'nın yolunu tutacaktı bu atışma sonrasında ama Stoichkov'un anlaşamadığı adam sayısı bir değildi ki! Zola ile de anlaşamadılar gelir gelmez. Bu arada sezon sonunda, Euro 96'da Milli Takım grup aşamasını geçemedi. Federasyon bu sonuç sonrasında Dimitar Penev'i görevden alırken, Stoichkov da boykota başladı ve milli maçlara çıkmayacağını açıkladı. Ona destek verenler arasında takımın forveti Kiriakov da vardı.


ALİ ŞEN: "3+1 YÜZÜNDEN ALAMADIK"
Başarısız bir sezonun ardından Kostadinov'lu Fenerbahçe'nin de talipleri arasında olduğu konuşuluyordu. Hatta Ali Şen beşinci yabancı için bastırırken, "Kararı çıkarırsanız Stoichkov'u getireceğiz" demişti gazetelere. Yabancı kuralı 3+1'de kalınca transfer yatarken, Ali Şen de federasyonu "Sizin yüzünüzden Stoichkov'u alamadık " diyerek suçluyordu.

Neticede tekrar döndü Barcelona'ya Hristo. Cruijff gitmiş yerine Bobby Robson gelmişti, Rüya Takım'ın ruhu çağırılıyordu Katulunya topraklarında. Tam da bu sırada üstündeki Real Madrid formasını imzalatmayan isteyen küçük bir çocuğu geri çeviriyordu Stoichkov: "Dandik forma giyenlere imza vermiyorum."

VAN GAAL, ELİNDE TAHTA OLAN BİR AHMAK
Takım, finalde PSG'yi yenerek Kupa Galipleri Kupası'na ulaştı, Kral Kupası da Barcelona'nındı. Fakat yetmemişti, Robson kovuldu yerine Louis Van Gaal getirildi. En sert çatışmalarını bu devirde yaşadı Barcelona ve Stoichkov. Şimdiye kadar yaşananlar bir hiçti. Sadece dört maç oynamıştı, o maçlarda da merkezi orta saha oyuncusu olarak. Kavgalar büyüdü. Hristo, "Van Gaal elinde tahta olan komik bir ahmaktı. Kariyerim boyunca forvet oynamışım, adam beni orta sahanın gerisine çekiyor. Ondan hiçbir şey öğrenmedim" diyor bugün bile sorulduğunda. Süper Kupa finalinden iki gün sonra sözleşmesi feshedildi Bulgar yıldızın.

1997-98 sezonunun ilk yarısından sonra Stoichkov, CSKA Sofya’ya geri döndü böylece. Ardındna Suudi Arabistan takımı Al-Nassr'a kiralandı ve son olarak da Kashiwa Reysol'a gönderildi. Böylece bir sezona dört transfer sığırdı Hristo.


KAPTAN KİM OLACAK?
Bu arada federasyonla yaptığı uzun görüşmelerin ardından, boykotu bitirdi ve bazı arkadaşlarıyla birlikte milli takıma geri döndü. 1998 Dünya Kupası kadrosuna çağırıldı ama takım grubunda sonuncu oldu. Turnuva boyunca spekülasyonlar bitmiyordu. Stoichkov ile Triffon Ivanov’un arasının kaptanlık meselesi yüzünden açık olduğu söyleniyordu. Yine skandal, yine skandal. Stoichkov turnuvanın ardından milli takımı bıraktı böylece.

2 sezonluk nispeten olaysız Japonya macerasının ardından, 34 yaşındayken ABD’ye gitti ve Chicago Fire’da üç sezon forma giydi. 38 yaşına geldiğinde 2003 sezonunda DC United’a oyuncu/asistan menajer olarak transfer oldu. Eylül 2003'te de aktif futbolculuk yaşantısına son verdi Bulgarların Maradonası. Başarısız teknik adamlık kariyerine hiç girmeden şunu söyleyebiliriz ki ardında tonlarca kavga ve tartışma bıraktı Stoichkov ama bıraktığı başka şeyler de vardı: müthiş top hakimiyeti, delici deparları, frikikleri ve sol ayağıyla attığı sayısız gol...
Doğum tarihi: 8 Şubat 1966
Ülke: Bulgaristan (84 milli maç, 38 gol)
Pozisyon: Sol açık, forvet arkası
Öne çıkan özellikler: Depar, çalım, top tekniği, oyun zekâsı, frikikler
Boy: 1.78 cm
Oynadığı takımlar: Hebros (82-84), CSKA Sofya (84-90), Barcelona (90-95)
Parma (95-96), Barcelona (96-98), CSKA Sofya (98), Al-Nassr (98)
Kashiwa Reysol (98-99), Chicago Fire (2000-02), DC United (2003)
Bulgaristan Milli Takımı (1986-99)
Goller: 613 maç, 314 gol

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: