"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

8 Kasım 2008 Cumartesi

Futbolu en çok değiştiren adam: Johan Cruijff

Dünyası futbol olanlar için dünya çapında futbol devrimini o yaptı...
Bolşevikler, Rusya'da çarı devirdiklerinde Lenin'in önderliğine güvenmişlerdi. Küba devrimi olurken Che ve Castro varlarını yoklarını ortaya koyarak insanlara başka bir dünya olabileceğinin müjdesini verdiler. Johan Cruijff ise zamanın futbolseverlerine başka bir futbol oynanabileceğini gösteriyordu devrimini yönetirken. Makyavelist ve zanaatkâr katenaçyonun geçer akçe olduğu bir zamanda, onu bitiren idealist ve ideolojik Total Futbol'un bayrak adamıydı. Fransızların asi yıldızı Cantona, "Cruijff en iyisiydi" diyor onu anlatırken, "Çocukluk kahramanım oydu. Yatak odamın duvarında posteri vardı. Yaratıcıydı. Oynadığı futbolla yarattığı devrimin kalbindeydi. Ajax dünyayı değiştirdi ve liderleri de oydu."

AJAX, BARCELONA, HOLLANDA
Gerçekten de Ajax, Hollanda ve Total Futbol; dünya futbolunu değiştiren devrime imza atarken, savaşın yıkıntıları içinde özgürlüğünü arayan bu fakir çocuklar, özgelişimin ve ileri düşüncenin bayraktarlığını yaptılar. Atmış oldukları modern futbol adımı, bugün dahi temel hatlarıyla ayakta.

Bu futbol ideolojisinin saha içindeki filozofu Cruijff, Total Futbol'un önce sadece Hollanda'da verdiği cihadı önce İspanya'ya taşıdı, sonraysa tüm dünyaya yaydı. Görevinin tamamlandığını düşündüğü anda inzivaya çekildi ama iş başa düşünce bu sefer mentorluk ettiği Rijkaard ve Guardiola aracılığıyla bu kez savaşını verdi. Ve kazandı. Ajax'ı değiştirdi, Barcelona'yı değiştirdi, Hollanda'yı değiştirdi. Futbolu değiştirdi! Hatta kendine ait bir hareket bile icat etti.


MANAV BABANIN DEVRİMCİ OĞLU
Tüm bunları yapan büyük devrimci, aslında fakir bir ailenin çocuğuydu. Zaten en büyük devrimler fakirliğe bir yanıyla dokunmuşların arasından çıkar. Babası Manus, Ajax kulübüne meyve ve sebze satan bir manavdı. Annesi kulüpte temizlikçilik yapıyordu. Zor bir hayatları vardı ama o, genç futbolcu olmak istiyor; babası da onu, ilişkilerini kullanarak 10. yaş gününde Ajax altyapısına yazdırıyordu ve o küçük çocuk o zamanlar bir Interli Faas Wilkes'i örnek alıyordu.

İki sene sonra Manus hayatını kaybettiğinde Johan ve annesi mezuniyet gecesindeydi. Kalp krizi geçirmişti baba Cruijff ama Johan için ölmemişti. Sık sık babasının mezarına gidip ondan akıl alıyordu Cruijff futbolculuk yollarını aşındırırken. Annesiyle beraber soyunma odalarına girip çıkıyor, krampon cilalıyor, yıkanmış formaları asıyordu. O yüzden "Soyunma odaları benim için kutsal yerlerdir" diyor hâlâ Cruijff. Tek yaptığı iş bu da değildi tabii. Bazen daha sonra üvey babası olacak olan kulüp görevlisi Hank ile sahayı temizliyordu, bazen de annesi, Teknik Direktör Spurgeon'ın evini silip süpürür, yemek pişirirken o da yardım ediyordu. O yaşlarda Spurgeon'la konuşa konuşa İngilizce öğrenmişti. Bugün bile, şaka yollu olarak Cruijff'un İngilizcesinin Hollandacasından daha iyi söylenir...


17 YAŞINDA VE SOĞUKKANLI
İşte bu çocuk, iflah olmaz hücumcu İngiliz Vic Buckingham'ın takımın başına geçişiyle A Takıma geçti ve ilk maçına da 17 yaşındayken çıktı. Groningen'i 3-1 yenen Ajax'ın gollerinden birinde de imzası vardı. Cruijff, "Hiç heyecanlı değildim. Tamam hepsi yıldızlarımızdı, hepsine imreniyordum ama 6 yaşımdan beri soyunma odalarına girip çıkıyordum" diyor o günü hatırlarken. Bu soğukkanlılık ve özgüven kariyeri boyunca Cruijff'un en büyük özelliklerinden biri oldu zaten. Yeteneği belliydi, Buckingham altyapı hocasına verdiği talimatla fiziki olarak güçlenmesi gerektiğini söylüyordu, bunun neticesinde bir sene boyunca ayaklarında ağırlıklarla antrenman yaptı Cruijff. Bu sene Ajax için kara sezondu, ardındsa Michels ve Cruijff'un devrimi başladı.

65-66 sezonunda Ajax şampiyon olurken 18'lik Cruijff 23 gole imza atıyordu. Bir sonraki sezonsa 33 golle gol kralı olmuştu. Kupaların da hesaba katılmasıyla bu sayı 41 maçta 41 gole çıkıyordu. İlk kez de milli oldu bu sezon ve ikinci maçında da ilk kez kırmızı kart gören Hollandalı oyuncu! Hollanda futbolunun ilklerinin altında hep imzasını ekmedi Cruijff, olumsuz da olsa!

DEVRİM GERÇEKLEŞİYOR
Yıllar gelip geçerken Ajax ilk Şampiyon Kulüpler Kupası finalini 1969'ta, Milan karşısında oynadı ve 4-1 kaybetti. Bir sonraki senenin şampiyonuysa ezeli rakip Feyenoord'tu... Bu başarılar, Hollanda futbolunun artık durdurulamayacağını kanıtıydı. İlk kez 1969-70 sezonunda alametifarikası olan 14 numarayı sırtına geçirdi Cruijff, artık maç başlarken dahi o numarayı giyecekti.

Takımın maestro gibi yönettiği üç Şampiyon Kulüpler Kupası finalinin ilkinde Panathinaikos'u yenerek hem ilk kupasını hem de daha sonra iki kez daha kazanacağı "Avrupa'da Yılın Futbolcusu" ödülünü aldı. Daha sonra Michels'in yerine gelen Ştefan Kovacs'ın teknik direktörlüğünde, Inter ve Juventus da yenerekse artık hükümdarlık ilân edilmişti.


KAPTANLIK MEVZUSU
Özellikle Inter galibiyeti, ekollerin çarpışması olarak Total Futbol'un katenaçyoya karşı olan galibiyetini ifade ediyordu. Birçok İngiliz gazetesi "Defans futbolu öldü. Yaşasın Total Futbol" diye başlık atıyordu bu maçın ardından. Toplu defans, toplu hücum, hep hareket felsefesi katenaçyoyu durdurmuştu.

Fakat artık takımdaki sorunlar ona göz açtırmıyordu. Takım sürekli futbolun nasıl oynanması gerektiğine dair toplantılar yapıyordu, fikirler çarpışıyor ve gelişim sağlanıyordu. Ama bir süre sonra herkes yorulmuştu. "Bunca yıl bir arada oynayınca kaçınılmazdı" diyor Cruijff. Bir kaptanlık oylamasında Keizer'ın seçilmesi sonucunda kazan iyice kaynadı. Gitmek istiyordu artık. Transfer görüşmesine menajeriyle gelmesi o dönemler görülmemiş bir şeydi. Bu konuda da bir devrim yaşattı futbola. Ondan sonra bu standart bir uygulama haline geldi.


KURTARICI KATALUNYA'DA
73-74 sezonu sonrasında Ajax'tan Barcelona'ya transferi gerçekleşti Cruijff'un. Total Futbol'un babası Rinus Michels ile devrim ateşi İspanya'ya iyice yayılmıştı. Katalanlar onu hep bir kurtarıcı olarak gördüler, 'El Saviador' lakabını koydular. O da onları çok sevdi, İspanyol nüfus idaresine gittiğinde hayır bu ismi koyamazsınız demelerine rağmen ısrar edip oğluna Katalanların Azizi, Jordi'nin adını verecek kadar.

Daha ilk sezonda şampiyonluk geldi Barcelona'ya. Hasta yatağındaki Real Madridli Franco'nun, Cruijff'un golleriyle öldüğünü düşünen Katalan sayısı bir hayli fazlaydı. Barcelona'da bir daha şampiyonluk yaşayamadı Cruijff. Hennes Weisweiler ile tartışması büyük gündem konusu olmuş, Alman hocanın kapı dışarı yollanmasına varmıştı. Katalunya'da öyle etkili bir figürdü ki, çocuklara onun adı veriliyor, Camp Nou da ona tapılıyordu.

"PATRON BENİM"
1974 Dünya Kupası'ysa malumun ilanıydı. Ajax ve Feyenoordlu oyunculardan oluşan Hollandalılar finalde yenilirken, Cruijff ve arkadaşları artık futbolun en üst aşamasını dünyaya sergiliyordu. Hızlı deparlar, durmayan hareket ve özgür yetenek finale kadar geldiyse de Almanların taktik oyununa yenildi. Kaybeden Hollanda olmuştu ama yine de dünyayı fethedenler de onlardı. Cruijff ise turnuvanın en iyi oyuncusu seçiliyordu. Kevin Keegan onunla oynadığı bir milli maçtaki izlenimleri hakkında bana şöyle demişti üzerimdeki Cruijff tişörtünü görünce; "İngiltere ile milli maçtaydık. Her tarafa parmağıyla işaret ediyor; Sen oraya koşacaksın, sen orda durma. Şimdi pas at. Dediğini yapamayan olursa "patron benim" diyordu açık açık."

Cruijff gerçekten de takımını öyle iyi yönetiyordu ki o dönemler sadece genç bir yetenek olan Jorge Valdano ona olan hayranlığını gizleyemiyordu. "Cruijff şöhretinin doruğundaydı. Barça'daki ikinci sezonuydu. Ben ise 19 yaşındaydım ve Deportivo'da oynuyordum. Maç sırasında takımı maestro gibi yönetiyor, sağa sola bağırıp, emirler yağdırıyordu. Yeri geldiğinde hakemi bile azarlıyordu. Dayanamayıp bir pozisyonda yanına gittim ve "Her şeyi yapıyorsun, düdüğü de al, maçı sen yönet bari" dedim" diyordu Valdano.


AİLESİNİ ESİR ALDILAR
1976 yılında Yugoslavya'da yapılan Avupa Kupası Finalleri Cruijff'un da son turnuvası oldu. Takım 3. olruken, Cruijff bir sonraki Dünya Kupası'na katılmama kararı alıyordu. O günlerde kararı, Arjantin'deki cuntaya tepki olarak algılanmıştı ama Cruijff asıl sebebi yıllar sonra bir Katalan radyosuna yaptığı açıklamada anlattı: "Bir sene önce beni ve ailemi esir almaya çalışmışlardı. O dönemler moralim çok bozuktu. Bir Dünya Kupası oynamak için yüzde yüz değil, yüzde 200 hazır olmanız gerekir. Bazen hayatta daha önemli şeyler vardır." Onsuz Hollanda 78'de yine Dünya Kupası finali oynadı fakat bu sefer de Arjantin'e kaybetti.

1978 yılında ABD'nin yolunu tuttu Cruijff. Cosmos ile antrenmanlara ve hazırlık maçlarına çıktı ama imzayı Los Angeles Aztecs'e attı. Washington Diplomats'ta da oynadıktan sonra İspanya ikinci ligindeki Levante'ye geçti. Levante tribün gelirinin yarısını ona vermeyi kabul etmişti bile. Bu macera da sadece 10 maç sürdü. Bu sürede Fenerbahçe ile de dedikoduları çıkmıştı.


İHANET VE İNTİKAM
Uzun süre durmadı burada, tekrar Ajax'la kontrat imzaladı. 33 yaşındaydı. İlk maçında ilk golünü yine attı. İlk sezonunda duble yapan takımın ardından, ikinci sezonunda ikinci üst üste şampiyonluğunu aldı. Paslaşarak kullandığı ünlü penaltı da bu dönemde atıldı. Bunu 25 yıl önce de yapmıştı aslında. Fakat iki sezonun sonunda sözleşme yenilemiyordu Ajax. 35 yaşındaydı Cruijff, oynamaya devam etmek istiyordu. Kendini ihanete uğramış hissetti belki de ve ezeli rakip Feyenoord'a imza attı. 36 yaşındaki Cruijff burada 44 maça çıktı ve 11 gol atarak takımı şampiyon yaptıktan sonra futbol yaşantısına son verdi. 

Futbolculuğu bıraktıktan sonra hiç dinlenmedi. Ajax'ın başına geçti Kupa Galipleri Kupası'nı aldı. Barcelona'nın başına geçti, tüm altyapıyı yeniden şekillendirip La Masia'yı kurdu. Futbolculuk döneminden beri günde 20 adetten az olmamak kaydıyla içtiği sigaradan ölmek üzereyken, ameliyat olup takımının başına geçti ve Şampiyon Kulüpler Kupası'nı aldı. Garip metotlarıyla da konuşuldu; bir iddiaya göre Barcelona idmanına bir opera sanatçısı getirmişti ki oyuncular doğru nefes alıp vermeyi öğrensin. Şu an hâlâ, zaman zaman ona düşkünlüğü nedeniyle kılıbık ilan edildiği eşi Danny ile birlikte Barcelona'da yaşıyor Cruijff ama hâlâ onun uğruna 14 numaralı formayı emekliye ayıran Ajax'ın yönetim kurulunda. Sık sık oraya da gidiyor.


FUTBOLUN FİLOZOFU
Her zaman bir filozofmuşçasına hareket etti Cruijff. Futbol onun için felsefik ve ideolojik bir şeydi. Ünlü aforizmalarıyla açıkladı kendini; "Futbol basit bir oyundur, zor olan basit oynamak" dedi, "Daha erken koşmaya başlarsan, daha hızlı koşmuş sayılırsın" dedi, "her dezavantajın avantajı vardır" dedi, "tesadüfler de planlı olabilir" dedi, "Kazanmanın tek formülü rakibinizden bir gol fazla atmaktır, dahası değil" dedi... Futbol hayatında olduğu gibi özel hayatında da bir pozitivistti; "Tanrı'ya inanmıyorum. Maç öncesinde İspanya'da tüm 22 kişi istavroz çıkarıyor. Eğer Tanrı olsaydı, bütün maçlar berabere biterdi" diyerek esprili bir dille de açıklıyor inancını.

En büyük ukteyse, hiçbir zaman Hollanda Milli Takımı'nın başına geçmemesi. Geçseydi belki de Dünya Kupası'na uzanacak, gelmiş geçmiş en büyük teknik adam olarak anılıyor olacaktı. Şimdi öyle anılmıyor olsa da -bana sorarsanız hiç şüphe yok- dünya futbolunu en çok kim değiştirdi sorusunun yanıtı, Johan Cruijff'tur...
Doğum tarihi: 25 Nisan 1947
Ülke: Hollanda (48 milli maç, 33 gol)
Pozisyon: Sahte 9, ikinci santrafor, ofansif orta saha, santrafor
Öne çıkan özellikler: Liderlik, depar, çeviklik, sürat, oyun zekası
Boy: 1.80 cm
Oynadığı takımlar: Ajax (64-73), Barcelona (73-78), LA Aztecs (79-80)
Washington Diplomats (80-81), Levante (81), Ajax (81-83), Feyenoord (83-84)
Hollanda Milli Takımı (66-77)
Goller: 704 maç, 392 gol

4 yorum:

Adsız dedi ki...

Hello. And Bye.

$4M4T4 dedi ki...

Güzel yazı olmuş siz mi yazdınız alıntı mı?

Kaan Kavuşan dedi ki...

Ben yazdım, sağ olun. Gerçi biraz düzenlemek gerekebilir, ilk zamanlarda yazmıştım.

syildirim dedi ki...

hepimizin efsanesine elveda