"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

8 Kasım 2008 Cumartesi

Hızlı ve Yetenekli: Brian Laudrup

Danimarka'nın en büyük başarısında başrol Michael'in değil, Brian Laudrup'undu.
Danimarka futbolunun yetiştirdiği gelmiş geçmiş en iyi futbolculardan bahsedilirken, genelde en önce Michael Laudrup'un adı sayılır. Buna karşın, ülke futbolunun en büyük başarısında en büyük imza kardeşi Brian'a aittir. Jan Molby ile beraber takımın kupada başarılı olamayacağına inanan Michael turnuvaya katılmazken, Avrupa Kupası Brian'ın ellerinde yükselir 1992 yılında.

Brian süratiyle, zekasıyla ve rakibini yerlerde süründüren çalımlarıyla rakiplerine utanç içinde kalmasını sağlayacak bir futbolcuydu. Özellikle de gaz-fren oyununu çok iyi oynardı; birden deparı kesip birden tekrar başlayabilirdi. Rangers'tan takım arkadaşı Ally McCoist taktiklerini şöyle açıklıyordu onun stilini anlatırken, "Aldığımız talimatlar basitti. Topu Brian'la buluştur ve buluştuğunda yolundan çekil." Bir başka takım arkadaşı Gascoigne ise onun durdurulamaz bir oyuncu olduğunu söylüyordu; "İnanılmaz bir oyuncuydu. Antrenmanda Brian'ın neler yapabileceğini tahmin etseniz bile yine de durduramazdınız. Bir keresinde Stuart McCall sekiz dokuz kere topu almaya çalışmış, Brian da hep aynı hareketle ondan kurtulmuştu..."


GENLERDEN FUTBOLCU
Brian müthiş bir oyuncuydu şüphesiz ama bunun genlerinden geldiğini söylemek de mümkün. Babası Finn Laudrup, eski bir milli futbolcuydu. Futbola abisinin ve babasının yetiştiği, kendisinin de desteklediği Brondby'de başladı. 1986 yılında daha 17 yaşındayken ilk maçına çıktı. 19 yaşındaykense ilk kez Batı Almanya'ya karşı milli oldu. Köprücük kemiği kırılmamış olsaydı, büyük ihtimalle 88 Avrupa Şampiyonası finallerinde de yer alacaktı...

Brian, Juventus'ta oynayan abisinin şöhretinin de katkısıyla ilk transferini 20 yaşında yaptı. Bayer Uerdingen'e gitti ve takımın bütün maçlarında oynadı. Yeteneği hemen ortaya çıkmıştı. Girdiği defansı dağıtıyordu. O sene Bundesliga'nın altın karmasında yer almış, Danimarka'da Yılın Futbolcusu da seçilmişti. Bayern Münih'in kancayı takması uzun sürmedi. 6 milyon marka Bavyera temsilcisine transfer olduğunda Bundesliga'nın bonservis rekorunu kırmıştı. İki sezon boyunca takımın en önemli oyuncularından biri oldu Brian. İlk sezonki Şampiyon Kulüpler Kupası yarı finaline gelene kadar da müthiş maçlar çıkarmıştı. Bazı sakatlıklar yaşamasına rağmen takımın değişmez oyuncusuydu.


PLAJDAN GELEN MEŞHUR ŞAMPİYONLUK
Bu sırada, o meşhur olay gerçekleşiyor, Yugoslavya'nın savaş nedeniyle kupaya dahil edilmemesi üzerine kupaya katılan Danimarka Milli Takımı şampiyon oluyordu. Abisi Michael Laudrup turnuvadan öyle umutsuzdu ki, eski anlaşmazlıkları da öne sürerek takıma katıldı. Peter Schmeichel kaleyi gole kapatır ve Henrik Larsen golleri bulurken, çok koşan bir takım kuran Peter Möller Nielsen'in Danimarkası'nda asıl yıldız oydu. Forvetin hemen arkasından veya kanatlardan attığı güçlü deparları, yakışıklı çalımları ve Henrik Larsen'e yaptığı asistlerle takımını şampiyonluğa taşıdı Brian Laudrup.

Şöhreti tavandaydı artık. İtalya'dan talipleri, Bayern Münih'in kapısını çalıyordular. Beckenbauer ve Rummenigge'yi "Gençleri basının önüne atmakla" eleştiren Brian, dünyanın en iyi ligi olduğu düşündüğü Serie A'dan Fiorentina'ya imzayı attı. Sezonun ilk yarısında takım ofansif bir futbolla şov yaparken, menajer değişikliği geldi. Bu takımı adeta ters yüz etmişti. Laudrup'un "birlikte oynadığım en iyi beş oyuncudan biri" dediği Stefan Effenberg ve Batistuta'nın da yer aldığı kadro 40 yıl sonra küme düştü. Laudrup gayet iyi bir sezon geçirmişti aslında ama küme düşmenin verdiği öfke selinden o da nasibini aldı. Son maçta bir kamyonun kasasına saklanarak evine gitti. Artık Fiorentina macerası bitmişti. Ertesi sezon Milan talip oldu ona. Geniş kadro içinde oynadığı maç sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu. Bu baskı ona çok fazla geldi, Brian İtalya'yı hiç sevmemişti. bu yüzden iyi para kazanabileceği ama nispeten daha ufak olan bir lige transfer oldu 1994 yılında. İskoçya'nın Glasgow Rangers takımına attı imzayı. Rangers hem İskoçya'da hem de Avrupa'da şampiyonluk isteyen hırslı bir takımdı.


RANGERS'IN GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ YABANCISI
Rangers'ta hemen şovuna başladı Brian. Walter Smith gördüklerine şaşırıyordu maçlarda. "Brian Laudrup çalıştığım en iyi oyuncuydu ama beni hep kızdırmıştır" diyor Smith. "Onu tam zirveye oturmaktan alıkoyan bir mantalitesi vardı. Yanlış anlamayın, Rangers için müthiş bir oyuncuydu ama dünyanın en iyilerinden biri olacak mevkiîde bulunabilirdi." 5 ay sonra başlarına gelen bir olayda Smith ona hem daha çok kızacak hem de daha çok hayran olacaktı; "Ne! Sen Barcelona'yı mı reddettin?" diyordu İskoç teknik adam şaşkınlıkla...

Rangers dokuz kez üst üste şampiyon olurken aslan payı onundu. Bu süre zarfında iki kez daha Danimarka'da yılın oyuncusu seçildi.

1994 Dünya Kupası'na katılamayan Danimarka, 1996 yılında Avrupa Şampiyonası'nda da gruplarda elendi. Brian üç maçta üç gol atmıştı. Bir tanesi de Rüştü'nün klasik ceza sahası dışına açılmalarından birinde ona attığı çalımın ardından topu boş kaleye gönderişiydi...



EN İYİ DANİMARKA TAKIMIYLA ÇEYREK FİNAL
Laudrup Rangers'ta gol sayısını da bir hayli yükseltirken, 1998 yılında takımdan ayrıldığında üç şampiyonluk elde etmişti. İki başarısız kupa ardındansa Danimarka Milli Takımı bu sefer kudretli bir kadroya Dünya Kupası'na hazırlanıyordu. Brian Laudrup dışında, ağabeyi Michael Laudrup, Avrupa'nın en iyi kalecisi olarak gösterilen Schmeichel, Fenerbahçeli Högh ve santrafor Ebbe Sand da takımdaydı. Gruptan ikinci olarak çıkan Danimarka, ikinci turda Brian'ın oynadığım en iyi maç dediği Nijerya maçında 4-1'lik üstünlük sağladı.

Çeyrek finaldeyse finalist Brezilya'ya çok iyi oynadıkları bir maçta 3-2 kaybettiler. Gol de attığı bu maç, son maçı oldu milli formayla. Brian o takımın 1992'deki kadrodan bile daha iyi olduğunu düşünüyor; "1992'deki kadromuzda Danimarka Ligi'nde 5-6 oyuncu vardı. Birbirimizi tanıyorduk, bu yüzden kupayı aldık belki de" diyor ve ekliyor; "Ama 98'deki kadro daha kaliteliydi aslında..."


SÖZ TUTUMAYINCA: CHELSEA
Bu iyi oyunun ardından Chelsea'ye geçti Brian Laudrup. İmzayı Fransa 98 öncesinde atmıştı. Her şey 1998'in şubat ayında Vialli'nin dairesinde başlamıştı. Takımın menajeri Ruud Gullit, çok tartışılan bir şekilde rotasyon uyguluyordu. Kulübün idari menajeri Colin Hutchinson, Laudrup'a ileride takımın başına geçecek olan Vialli'yi tanıtıyordu. Laudrup rotasyon olursa imza atmayacağını söylemişti ikiliye. Hutchinson ise Vialli'nin bu durumun mağduru olduğuna dikkat çekerek ikna etti onu. Brian çocukların okul işlemlerinin hemen yapılması için imzayı attı ama hemen de pişman oldu. Çünkü Gullit'i göndermek için yapılan bir 'cambaza bak' transferi olduğunu düşünmeye başlamıştı. Dünya Kupası'ndan önce sözleşmesinin iptalini istediyse de Chelsea ona bu durumda FIFA'ya gideceklerini söyledi.

Basına açık açık kulübü şikayet edince rotasyona giremedi. 7 maça çıkıp FC Kopenhag'la görüşmeye başladı ve anlaştı Brian. Fakat şans bu ya, Kupa Galipleri Kupası'nın ikinci ayağında iki takım eşleşmişti. İkinci maçta anlaştığı takıma golünü atarak Chelsea'yi bir üst tura çıkarırken, ahlak nedir onu da göstermiş oldu Brian.


ABİSİNİN YOLUNDAN: AJAX
Laudrup'un bu macerası hocasıyla olan çekişmesi yüzünden sadece 5 ay sürdü çünkü sözleşmesinde kontratını istediği zaman iptal edebileceği şeklinde bir madde vardı. Adres, "Örnek aldığım tek oyuncudur" dediği abisinin boşluğunu bir senedir bir türlü dolduramayan Ajax'tı. Brian, "Bana talip olan 15 tane takım vardı. Ajax'ın benim için doğru olabileceğini düşündüm. Chelsea'de de Kopenhag'ta da mutsuzdum, yüzde 30 performans bile gösterememiştim" diyerek kariyerinin son sezonunda ağabeyinin yolunu izledi. Teknik Direktör Jan Wouters "Brian her yerde oynayabiliyor" diyerek takımı onun üzerine kurdu. Brian da son sezonunda 15 gol atarak 31 yaşında sakatlıklar sebebiyle kariyerini tamamladı... 


KANSERİ ATLATTI
Futbolculuğu sonrası teknik adam olmayı düşünmedi hiç Brian. Walter Smith'i çıldırtan hırssızlığıyla, temiz kalpli ve duygusal olarak tanınan yapısıyla şu an eski milli oyunculardan Elkjaer Larsen ile birlikte Şampiyonlar Ligi maçlarında TV3+ için yorumculuk yapıyor. Tabii bir de Laudrup & Högh adlı futbol takımını arkadaşıyla birlikte işletiyor. 2010 yılının mayıs ayında yakalandığı kanseriyse, aynı yılın aralık ayında atlattı çok şükür.

O hiçbir zaman abisi kadar takdir görmese de en az onun kadar iyi bir oyun görüşüne, en az onun kadar yetkin ayaklara ve ondan daha hızlı baldırlara sahipti. Abisinde olup da onda olmayan şeyse sadece saha dışı mücadelesiydi. Saha içinde tekme yemekten hiç yılmadı ama saha dışında yediği tekmeler canını gereğinden fazla yaktı hep. O yılmaz bir savaşçıdan çok, huzuru arayan bir sanatçıydı nihayetinde...
Doğum tarihi: 22 Şubat 1969
Ülke: Danimarka (82 milli maç, 21 gol)
Pozisyon: Sol forvet, sol açık, sağ açık, forvet arkası
Öne çıkan özellikler: Sürat, gaz-fren oyunu, asistler, çalım, top hakimiyeti
Boy: 1.86 cm
Oynadığı takımlar: Brondby (86-89), Uerdingen (89-90), Bayern Münih (90-92)
Fiorentina (92-93), Milan (93-94), Rangers (94-98), Chelsea (98-99), Kopenhag (99), Ajax (99-2000), Danimarka Milli Takımı (87-98)
Goller: 412 maç, 100 gol

0 yorum: