"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

29 Kasım 2008 Cumartesi

Heysel Faciası

Üzücü Olaylar (No:1)
HEYSEL FACİASI




29 Mayıs 1985 Çarşamba günü Juventus ile Liverpool arasında oynanan maç futbol tarihlerinin en üzücü olaylarından birisi yaşandı. Maç Belçika'nın Brüksel kentindeki Heysel Stadı'nda oynanacaktı. Stad eskiydi ve aslında pek de kupa finali verilecek bir stad değildi. Maçtan haftalar önce Liverpool'un yaptığı stadı değiştirelim önerisi de geri çevrilmişti. Maç günü, İngiliz holiganlar Belçika sokaklarında bazı olaylar çıkarmışlardı. Çünkü bir sene önceki Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde İtalyan Roma taraftarları Liverpool'lulara saldırmıştı. Taksiler onları arabalarına almamıştı.

Maçın başlamasına az süre kaldığında tribünler dolmuştu. Birden bir hareketlenme başladı. Taraflar birbirlerine saldırıyorlardı. Sonra İngiliz holiganlar İtalyan taraftarın yer aldığı tribüne doğru şiddetle ilerlediler. İtalyan taraftarlara saldırıp, köşeye doğru kaçmalarına neden oldular. Panik anında İtalyan taraftarlar arasında karmaşa çıktı. Güvenlik bariyeri olmaması bu olaylara sebep olmuştu. İtalyanların kaçtığı ve iyice sıkıştığı yerdeki tribün duvarı çöktü ve 38 İtalyan ve 1 İngiliz taraftarı hayatını kaybetti, en az 600 kişi yaralandı. Bunun üzerine Juventus taraftarları arasında bir ayaklanma çıktı. Liverpool'luları stad içinde kovalamaya başladılar. Fakat polis bu sefer zamanında yetişti. Juventuslular iki saat boyunca polise taş, sopa ve meşalelerle saldırdılar. Hatta bir el silah atışı bile duyuldu. (Daha sonra kuru sıkı olduğu söylendi.)

Olayları öğrenen Liverpool'lu oyuncular maça çıkmak istemedilerse de, UEFA yetkililerin zorlamasıyla boş tribünler önünde sahaya çıktılar ve maçı 1-0 kaydettiler.

Olayın sonucunda İngiltere milli takımı ve İngiliz takımlarına 5 yıl Avrupa Kupalarından men cezası verildi. Liverpool ise 8 sene men edildi. Olaylar sonrası bu kötü anıyı hatırlamak istemeyen Belçikalılar stadın adını "King Baudouin" olarak değiştirdiler.

Oturma Düzeni:









Total Futbol

Futbol Sistemleri (No:1)
TOTAL FUTBOL DEVRİMİ


Total Futbol, Hollandalı teknik adam Rinus Michels'in adını koyduğu, 70'li yıllarda fırtına gibi esen, 80'lerde de devam eden futbol sistemidir. 30'lu yıllarda çok başarılı maçlar çıkaran Avusturya milli takımının eski antrenörü Hugo Meisl'in uygulayamadığı fikridir. "Futbol Devrimi" adlı kitabında kafasındaki bu sistemi uygulayamadığını ama ütopyasının bu olduğunu ve bir gün bu futbolu izlemek istediğini belirtir, adını koymayarak tarif ettiği sistemde.
50'li yılların Macaristan takımı da Total Futbol'a yakın bir anlayışla başarılar kazanmıştır. Teknik direktörü Gusztav Sebes'in deyişiyle "Sosyalist Futbol" oynamaktadır.

Macar takımının en iyi olduğu dönemlerde futbolcu olan Michels, teknik direktörlüğü zamanında toplu hücum, toplu defans oyun stilini oturtmaya çalışırken, bir gün oyuncularına şu emri verdi: "Defans yok, forvet yok. Hepiniz forvetsiniz ve hepiniz defans oyuncususunuz. Defanstan bir arkadaşınız forvete gittiğinde, forvet oyuncuları onların yerlerini dolduracak. Forvette beklemek yok, geriye gelecekseniz ve hep beraber hücuma çıkacağız." İşte bu sözler Total futbol fikrini kabaca özetleyen kelimeler.

Kısacası her oyuncu geçici olarak da olsa her görevi yapabilmeliydi. Kondisyonlar üst seviyede olmak zorundaydı. Tempolu ve hızlı oynamak gerekliydi. Bugün oyuncuların maç başına koştukları kilometrenin artmasının baş sebeplerinden birisi Total Futbol ve ona karşı koymak isteyen takımların kondisyona yüklenmesiydi. Total futbolun uygulanması zordu aslında. Oyuncuların sadece defansif veya ofansif olmaması gerekiyordu. Çok yönlülük istiyordu. Maç içinde devamlılık sorunları olabilirdi. Birçok futbolcu antremanlardan yakınabilirdi. Ama uygun oyuncularla sistem yenilmez oluyordu. Çünkü öngörülmezdi. Bir defans oyuncusu goller atar, bir forvet kale çizgisi içinden top çıkarabilirdi. Michels'in dediği gibi "Futbol bir savaşa benzer. En beklendik hareketleri yapan genelde kaybeder." Michels sürekli şaşırtan bir oyun sistemi geliştirmişti. Adeta 4 ve 6 kişilik iki blok halinde diziliyordu. Bu 6'lı hem defans hem ofans yapıyordu. 4'lüden ise bekler sürekli açılırdı. Diğer iki stoperi ise orta sahada pres yaparken sık sık görürdünüz. İkili olarak defansı beklerlerdi genelde. Bekler açıldığında stoperler geriye çekilir, stoperler açıldığında bekler geri gelirdi. Böylece bloklar arası alan daralır, sahanın her yeri de kullanılmış olurdu. Ayrıca 8 kişiyle hücum yapmış olurdunuz. Herkes kendi yerinden sıyrıldığı için bolca da boşluk bulunurdu. Çünkü yerinden sıyrılan hücum oyuncusu, markajcısını da peşine takardı.

Bir diğer önemli özellik, mümkün olduğunca yerden oynanması gerekliliğiydi. Yerden oynamak daha iyi kondisyonu olan oyuncular için iyiydi. Böyelce hareket durmuyordu. Havadan oynanınca topu beklemek gerektiğinden, rakip defans hazırlanıyordu.

Total futbolda önemli olan bir diğer şey de kalecilerin ayaklarını çok iyi kullanması gerekliliğiydi. Çok koşacakları için kaleci de oyuna katkı sağlamalıydı. Zaman zaman bir libero görevi bile üstlenmeliydi. Stuy, Van Brukhelen ve şu anki kaleci Van der Sar bu kalecilerden. (Van der Sar İtalya, İngiltere falan derken bu stilden biraz sıyrıldı gerçi ama Ajax'taki maçlarını hatırlayın.)

Michels bu taktikle tüm dünyanın takdirini kazanan bir adam oldu ve FIFA tarafından yüz yılın teknik direktörü seçildi. Michels'e göre sistem, oyuncudan daha önemliydi. Bu yüzden kadro yapısına uymayan bir sürü yıldızı bile yönettiği takımlardan gönderdi. Ama Ajax, Barcelona ve Hollanda milli takımı ile sistemi sayesinde başarılar yakaladı. Şampiyon Kulüpler Kupası, La Liga şampiyonluğu ve Avrupa Kupası'nı istatistik hanesine yazdırdı. 74 Yılında Hollanda ile Dünya Kupası Finali oynadı. O takım kupayı alamamasına rağmen futbol yorumcularının bir çoğu tarafından gelmiş geçmiş en iyi beş takım arasında gösterilir. Bence de öyle. Michels bize izlemesi keyifli maçlar sunmuş zamanında. Youtube, ESPN Classics, Dailymotion gibi ortamlardan takip etsek de, oynanan futbolun güzelliğinden ağzımızın suyunun akması kaçınılmaz.

Michels haricinde birçok antrenör bu sistemi uygulamaya çalışsa da pek başarılı olamadılar. Çünkü ya çok paranız olmalıydı yada çok iyi bir altyapınız. Çift yönlü oyuncu bulmak zordur. Michels altyapı yoluyla bu işi başardı ve Hollanda futbolunun babası oldu. Öğrencisi Cruijff ise bu işi ikisinin karışımı ile işi becerdi. 90'ların başında Barcelona teknik direktörü olan Cruijff, seçtiği ve tamamen kendi yarattığı oyunculardan kurduğu sistemle Barcelona'ya Şampiyon Kulüpler Kupası'nı getirmişti.

Michels 71 yılında Barcelona'ya gidince Ajax takımının başına gelen Romen hoca Stephan Kovacs da bu sistemi başarıyla uygulamıştır. 2 tane Şampiyon Kulüpler Kupası kazanmıştır. Bu arada Barcelona'da o günden bugüne gelen Hollandalı ekolü, Total Futbol'a olan sevgidendir.

Fatih Terim'in 2000 UEFA Şampiyonu Galatasaray'a oynattığı oyun da Total Futbolu andırır. Okan, Suat, Emre, Hagi, Ergün, Hakan Şükür ve Arif'ten oluşan 6'lı hem ofansif hem defansif özellikler barındırır. Farklı olarak Popescu ve Bülent fazla açılmaz, bekler Hakan Ünsal ve Fatih yine açılırdı. Fakat Terim sistemini Global futbol olarak adlandırmış. Terim'in Total Futboldan farklı olarak yaptığı şey, bazı oyunculara özel görevler verilmesi. Hagi ve Popescu'ya oyun kurma görevi, Hakan'a hücum pres gibi. Total Futbol'da herkes herşeyi yapar. Böylece sistem kitlenmez.

Total Futbol günlük başarılar peşinde koşan günümüz antrenörlerince pek tercih edilmemektedir. Çünkü sabır gerektirir. Ama başarırsanız da, Rinus Michels gibi "Yüzyılın antrenörü" seçilirsiniz, taraftarın gönlünde yenilmez olursunuz.


Yazan ve Hazırlayan: Kaan Kavuşan








Kendini Harcayan 10 Türk Futbolcu

Liste (No:2)
Kendini Harcayan 10 Türk Futbolcu

90'lı Yıllardan Bugüne

90'lı yıllar boyunca pek çok iyi oyuncuyla karşılaştık. Okocha gibi çalımlarıyla mest edenler, Hami gibi füze sertliğinde şutlar çekenler, Schumacher gibi yıldırım kaleciler. Ama bazı isimler vardı ki, çok büyük yıldız olması beklenirken ya gece hayatına daldılar, ya iyi antreman yapmadılar, ya magazinel basına kandılar yada asabiyetlerinin kurbanı olup, kendilerini Anadolu'da buldular... İşte onları bir gözden geçirip bir liste hazırladım. 10'dan geriye doğru gidelim...

*Değerlendirme'de futbolu bırakmış ya da otuzunu aşmış oyuncular göze alınmıştır.

10-Aygün Taşkıran
Aygün ilk kez Galatasaray'a karşı kupa maçında oynamıştı. İlk maçında da gol atıp, Fenerbahçe'nin kazanmasını sağlamıştı. Hızlı ve seri bir oyuncuydu. Hırsıyla da Fenerbahçe'de iyi işler yapacak gibi görünüyordu. Ama Televole'nin spor magazin olduğu yıllarda her hafta TV'ye çıkmayı tercih etti. Antremandan sonra çekimler yaptı. Her hafta Televole'de Aygün'ü izlerdik. Esprili kişiliği yüzünden çok da ilgi odağı oluyor, spor muhabirleri peşini bırakmıyordu. Hiç unutmam bir keresinde "Okocha müslüman mı sorusuna "evet" demişti. Nereden biliyorsun diye sorunca da "duşta görüyoruz be abi" diye cevap vermişti. Son vuruşlarındaki yetersizliği üzerine çalışmak yerine medyatik olmayı tercih etti ve profesyonellikle bağdaşmayan işler yaptı. Sonuç belliydi. Aygün de Fenerbahçe'den ayrıldı. Daha sonra ancak bazı ikinci lig takımlarında ve Sakaryaspor'da forma giyebildi ve adı da silindi. Bugün kendisi de "Televoler için espriler hazırlamakla geçiyordu zamanım. Yöneticiler davranışlarımı yapmacık gördüler ve bana kapıyı gösterdiler" diye pişmanlığını dile getiriyor ama gitti giden, zaman aktı...

9-Kemalettin Şentürk
Kemalettin'in sorunu şimdiye kadar yazdığımız sorunlardan çok başkaydı. Gençlerbirliği'nden Fenerbahçe'ye gelen Kemalettin'i heba eden bir türlü öfkesine hakim olamamasıydı. Nefesi iyiydi, çok koşuyordu. Çok iyi bir pasör olmasa da, iki adımdan pas atamayacak kadar yeteneksiz değildi. Bir ön-liberonun yapması gereken topu kazanıp, basit paslar yapabilecek kadar yeteneği vardı. Fakat bir oyuncu kendini geçti mi çok sinirlenir. Arkadan sert bir müdahele yapardı. Genelde kırmızı kartlık sert hareketler de olurdu bunlar. Çoğu zaman sportmen de değildi. Kavgacı bir yapıya sahipti saha içinde. Hakeme çok itiraz ederdi. Saha içinde kendi takım arkadaşlarına sempatik gelse de, birçok kişi için antipatik bir karakterdi. Kendisi Komünist olduğu için kulüpten atıldığını iddia etse de, bence onun başını yakan şey bu kırmızı kartlardı. Takımını çok yalnız bıraktı ve Türkiye'nin Viera'sı olarak anılabilecekken erkenden Fenerbahçe'den koptu. Diyarbakırspor'da oynadıktan sonra Yunanistan'a bir müddet oynadı ve şu an ne yaptığı hakkında bir bilgimiz bile yok...



8- Vedat İnceefe
Vedat enteresan bir oyuncuydu. İlk kez 1996 elemelerinde birden piyasaya çıkmıştı. O zamanlar ki Terim'in (aklı başında komplekssiz Terim) iyi keşiflerinden biriydi. Karabükspor'da 2. Lig'de oynarken, milli takıma çağırılmıştı. Çok iyi markaj yapan bir defans oyuncusu olarak çok da enerjikti. Kupadan sonra Galatasaray'a transfer oldu. İlk iki senesinde direk oynadı ama yakışıklı olması başına belâ oldu. Manken sevgilileri ve gece hayatıyla anılır oldu. Konsantrasyonunun düşüklüğü yüzünden saha içinde de büyük hatalar yaptı. Sonra geçirdiği sakatlığın ardından bir daha eski Vedat olamadı. Tribünleri de ateşleyen bir oyuncuydu aslında. Fakat güçsüz kalınca hem saha içi hatalar yaptı (ıskalar, hataları paslar vs...) hem de futbol sahasının içinde yeri olmayan hareketlere başvurdu. Rakibini ısırdı (6 ay ceza almıştı bu hareketi yüzünden), kafa attı (Kocaelispor'lu Faruk Sarman'a), tükürdü, hatta utanarak yazıyorum ama parmak bile attı! Asabiyeti başa belâ oldu ve kendi özel hayatına da göstermediği ilgi yüzünden Galatasaray'dan uzaklaştırıldı ve o gün bugündür spor dünyasından silindi. Oysa ki uzun yıllar Türkiye milli takımında oynayabilecek performans sergiliyordu. Dikkat edemedi kendine, fazla asabiyet yaptı, kabadayı olmayı tercih etti...



7-Okan Yılmaz
Türkiye Ligi'nde 2 kez Gol Krallığı yaşamış bir avuç oyuncudan biri olan Okan Yılmaz çok yetenekli gibi görünmese de, ceza alanı içerisinde sağlam vuruşlar yapan ve yılmadan çalışan bir santrafor tipiydi. 2000-2001 sezonunda 23, 2002-03 sezonunda 24 golle Süper Lig gol kralı olmuştur. 2003-04 sezonunda takımı düşünce, 2004-05 sezonunda 25 golle İkinci Lig gol kralı olmuştur. Okan Yılmaz 8 milli maçta da 5 gol atmayı becermiştir. İlk gol kralı olduğunda Marsilya ve CSKA Moksova'dan aldığı teklifleri değerlendirmeyip takımında kalması kimsenin işine yaramadı. Marsilya ile sözleşme bile imzalamıştı oysa ki. 2005-06 sezonunda Malatyaspor'a transferi de çok yanlış bir karardı. Zaten sadece 4 gol atabildi. Marsilya'nın teklifini reddederek ilk, Malatya'ya transfer olarak ikinci yanlış kararı veren Okan böylece ileriyi göremediği için ve sürekli daha küçük kulüplerde oynamak zorunda kaldı, cesur kariyer hareketleri gerçekleştiremedi. Bu yüzden de bir türlü goller attığı yıllardaki motivasyonunu bulamadı.



6-Tarık Daşgün
1994-95 sezonunda Gençlerbirliği'nde oynarken, Ali Şen ona bir ton para dökerek Fenerbahçe'ye almıştı. Beklentiler büyüktü. Tekniği yüksekti, pası ve şutu da iyiydi. Çalımlarıyla tribünlere hoş gelebilecek bir stile sahipti. Ama geldiği andan itibaren o da İstanbul'un gece hayatına karıştı. Dahası Televole'lerin bir diğer şakacı yıldızı da olmuştu. İki hatayı bir arada yaptı. Biraz "fırlama" denilen tipte bir oyuncuydu. Yedekten de olsa takıma kazandırılmak için çok uğraş verildi. 1996-97 sezonunda gazetelerde "Yeniden doğdum" gibi başlıklar altında ropörtajlar veriyordu. Ama anlaşılan o ki, hiçbir şeyden ders almadan hayatına devam etmiş. Fenerbahçe başkanı Ali Şen, Carlos Alberto Parreira'ya ona da şans vermesi için rica ediyordu, Dünya şampiyonu antrenöre! O ise 97-98 sezonunda Fenerbahçe'den ayrıldı. Yimpaş Yozgat, Ankaragücü gibi lig takımlarında oynadı. Çin Ligi'nde de bir iki sene geçirdi ama asla yeteneklerini karşılayamadı. Hatta esrar kullandığı da iddia ediliyordu geçtiğimiz günlerde. Yanlış olan her şeyi yaptı bu Tarık ve kendini resmen harcadı.



5 - Yusuf Şimşek
Bir futbolcu düşünün ki, yürüyerek adam geçsin, adrese teslim paslar atsın. Bu oyuncu nerede oynar onu bir düşünün bir de. Dört büyüklerde oynar, hatta Avrupa'nın yolunu tutar. Denizlispor'da oynarken dikkatleri çeken Yusuf Fenerbahçe'ye ilk geldiğinde yıllarca takıma hizmet edecek ve hatta sembol olacak zannediliyordu. Fener taraftarının sevebileceği bir stilde oynuyordu. Ama büyük hatalar yaptı ve gece hayatına karıştı. Hatta Altan Tarnıkulu ile yaptığı ropörtajda "kulübede bile oturmak iyidir" demişti. Fenerbahçe'de düşük performansına rağmen, sağ bek, ön-libero gibi mevkilerde kendisine yer açıldı. Hatta bir sezon takımdaki tüm teknik oyuncuları gönderen Daum (Ortega, Ceyhun, Rapaiç, Revivo vs...) ona bel bağlamıştı. Ama Yusuf bir türlü istenileni gerçekleştiremedi. Anadolu takımlarına düşünce, kendini buldu. Demek ki, büyük şehir hayatı yüzünden bu bocalamayı yaşadı. Son bir şansı ona Beşiktaş verdi ama burada da istikrarsız futbolunu sürdürüyor. Milli formayı da zaman zaman giyiyor. Yusuf Şimşek çok daha iyi yerlerde olabilirdi. Şu an Beşiktaş'ta oynuyor, ama yine tartışılan adam...


4-Ceyhun Eriş
Ceyhun benim çok beğendiğim bir oyuncuydu. Gençliğinde Galatasaray'da oynamış, daha sonra fazla forma şansı bulamayıp Siirt Jetpaspor'a gitmişti. Siirt 1. Lig'e çıkarken Fenerbahçe'nin dikkatini çekmişti. Transfer olduğunda yedek olacağı düşünülüyordu. Baştan öyle de oldu. Fakat ikinci yarılarda oyuna girip, uzaktan şutlarla çok maç kurtardı ve ilk 11'in devamlı oyuncusu oldu. Ölümcül şutlar çıkarıyordu. Hem duran topta, hem de hareketli topta iyi şutları vardı. Dahası mutlaka kaleyi tutturuyordu. Tekniği ve pas yeteneği de çok iyiydi. İlk sezon iyi geçtikten sonra ikinci sezon Ortega'nın gelmesiyle sinirleri gerildi. Aynı mevkide oynadı ve asabi tavırlar gerçekleştirdi; Saha içinde atışmalar, hakemle münakaşalar. Hatta teknik direktörle kavgalar. O sene Fener başarılı olamayınca huzur bozanlardan biri olduğu düşünüldü ve takımdan uzaklaştırıldı. Konya, Samsun ve Ankaragücü'nde oynadıktan sonra Trabzon'a geldi ve 2 sezon burada kaldı ama Fenerbahçe'deki performansını gösteremedi. Trabzon'dan da huzur bozduğu gerekçesiyle yollandı. Saha içinde kendini kaybettiğini kendi de itiraf etti daha sonra. Çok yenekli ve gole yakın bir oyuncuydu. Fenerbahçe için sembol olabilirdi gerçekten. Ama asabi hareketleri yüzünden kulüpten uzaklaştırıldı ve Türk futbolunda beklenen izi bırakamadı maalesef. Seuol'de oynadıktan sonra Ankaragücü'ne geri döndü ve geçtiğimiz hafta sonunda teknik direktör Hikmet Karaman'ın kendisini oyundan alması üzerine kaptanlık bandını yere attı, reklam panolarını tekmeledi. Sonuçta yine kadro dışı bırakıldı. Bir disiplinli olaydın Ceyh


3-İlhan Mansız
Samsunspor'dayken çok iyi performans gösteren İlhan takım arkadaşı, Tümer ile birlikte Beşiktaş'a transfer olmuştu. Transferinin ardından hazırlık maçlarından itibaren iyi performans ortaya koymaya başladı ve agresif oyun tarzıyla taraftarın sevgilisi oldu. Hırsının yanı sıra, sürati çok iyiydi. Korkusuz bir şekilde toplara girdiği için de iyi hücum pres yapıyordu. Beşiktaş'ta oynadığı ilk sene golleriyle büyük sükse yaptı. Milli takıma kadar yükseldi. 2002 Dünya Kupası'nda da iyi işler becerdi. Ardından sakatlık geçirdi ve koltuk değnekleriyle gece kulübünde yakalandı. Zaten gece hayatı çok sorgulanan İlhan hiçbir zaman gece hayatından vazgeçmemişti. Ama sorumsuz davranışlarından sonra, daha çok antreman yapmak yerine gece hayatına devam etti. Bunun sonucunda da başarısız bir Kore serüveninin ardından Türkiye'de Ankaragücü'nde oynadı ve istenilen performansı ortaya koyamadı. Genç yaşında futbolu bırakmak zorunda kaldı. Tribünlere ihanet etti bir anlamda. Keşke biraz daha sorumluca davransaydı...

2-Oktay Derelioğlu
Oktay Derelioğlu'nun problemi neydi gerçekten bilemiyorum. Ama fazla sıkılgan bir adamdı. Trabzonspor'dan Beşiktaş'a genç yetenek olarak geldi ve kısa sürede goller buldu. Milli takıma kadar yükseldi ve büyük yıldız oldu. Belçika'ya attığı golü anımsamayan yoktur herhalde. Fakat 1998-99'da parada anlaşamadığı için 198 maçta 148 gol attığı Beşiktaş'tan ayrılmak istedi. Kulüp izin vermeyince sorun çıkardı. Büyük ücretlerle Siirt Jetpa'ya geçti. Sadece 4 maç oynayıp, "ben burada yaşayamıyorum" deyip Gaziantepspor'a geçti. Fena oynamadı orada ve İspanya'nın mütevazı ama La Liga'da yer alan takımı Las Palmas'a geçti. Yarım sezon orada oynadı ve goller attı. İspanya'da adı geçmeye başladı. Ama o yine dayanamadı ve "ya burası köy gibi" diyerek dünyanın cennet mekanlarından Las Palmas'ı bırakıp, Trabzonspor'a geldi. Sezon sonunda Fenerbahçe'ye geldi. İki takımda da eski performansını gösteremedi. Derken Nürnberg, Akçaabat Sebatspor, Sakaryaspor, Diyarbakırspor, İstanbulspor gibi takımları gezen bir gezgin oldu. Hatta Azeri ligine bile gitti. Beşiktaş'ta kalsa şu an belki hâlâ oynuyor olacaktı. Çünkü daha 32 yaşında. Türk futbolunun en önemli golcülerinden biri olabilecekken, bir süre esen ve sonra giden yıldızlardan oldu. Çok sıkılgan olmasa, daldan dala konmasa daha iyi olacağı kesindi...

1-Sergen Yalçın
Sergen Yalçın burada saydığımız isimler arasında ayrı bir özelliğe sahip elbette. Tüm saydığım oyuncular arasında kariyeriyle diğerlerinden ayrılıyor. Dört büyüklerin hepsinde forma giydi ve kariyeri boyunca birçok başarı elde etti. Şampiyonluklar kazandı ve hayatı boyunca ilgi odağı oldu. 52 kez A milli takımda da forma giydi. Sergen'e olan eleştirim kötü kariyerinden değil. O da gece hayatına düşkündü, at yarışlarıyla gereğinden fazla ilgileniyordu ama performansını hep bir seviyenin üstünde tuttu sonuçta. Bunları yapmasa Avrupa'nın en büyük takımlarında oynayabilirdi. Bana göre yetenek olarak Zidane'dan aşağı kalır yanı yok, ama mentalite olarak yakınında bile değil. İşte Sergen'e kızılacak nokta bu. Birçok mental hata yaptı ve günümüzde Milan'lı, Real Madrid'li, Barcelona'lı Sergen olarak anılabilecekken ülke çapında bir kahraman oldu. Keşke biraz daha "hayatımı yaşarım abi" tarzından sıyrılıp profesyonelce davransaydı da, Dünya'nın her yerinde tanınan bir yıldıza sahip olsaydık...




Hazırlayan ve Yazan: Kaan Kavuşan





26 Kasım 2008 Çarşamba

Metin Oktay

Efsane Türk Futbolcular (No:1)
"TAÇSIZ KRAL"

(Doğum tarihi: 2 Şubat 1936. Karşıyaka, İzmir)
(Ölüm tarihi: 13 Eylül 1991. Boğaz Köprüsü, İstanbul)
(Santrafor)

Türk futbol tarihinin en gelmiş geçmiş en iyi golcülerinden olan Metin Oktay birçok oyuncudan iyi istatistiklere ulaşmış, Türk futbol tarihinin yapı taşlarından birisidir. Oynadığı dönemde gerek futbolculuğuyla, gerekse efendi kişiliğiyle taraflı tarafsız tüm Türk futbolseverlerin gönlünü çelen bu büyük yetenek sembol olmayı fazlasıyla hak etmiştir.

Kariyeri boyunca çıktığı Türkiye'de oynadığı 421 maçta 405 gol atmayı becermiştir. Ayrıca bir sezonluk bir Serie A macerası da vardır...

"Kaleci tek ayağını kaldırdığı an, nasıl olursa olsun vuruşumu yapardım. Gol anı o andır."
 

Futbola Başlangıç
Babası bir işçi olan Metin Oktay, 8 kız çocuğun ardından gelen 9. evlât olarak dünya geldiğinden evin neşesi ve en sevilen elemanıydı. Savaş yıllarında doğmuş bir çocuk olarak güç yıllar geçirdi. Kendisi o dönemler yemek bulmakta zorlandıklarını ifade eder. İlk okulu Karşıyaka Soğuksu İlkokulu'nda, orta okulu ise Alsancak orta okulunda okudu. Alsancak Orta okulu Alsancak Stadı'nın hemen bitişiğindeydi. Metin de her ders çıkışı Vahap, Fuat ve o dönemlerdeki idolu Sait Altınordu'yu izleyerek futbolla ilgisini arttırıyordu. Lisede ise İnönü Lisesi ve Mithatpaşa Sanat Enstitüsü'ne gitti.

İşte bu lise yıllarında, Ulusal lig daha kurulmadan önce amatör olarak futbola İzmir'de başlayan Metin Oktay, 1952'de 15 yaşındayken Damlacık adlı yerel bir kulüpte ilk maçına çıktı. Sait Altınordu'nun giydiği 8 numaraları formayı giyiyor ve onun gibi oynamaya çalışıyordu. Burada iyi performans gösterdi ve genç milli takıma çağırıldı. Damlacık fakir bir kulüptü. İstanbul'a gitmek için para bulamayan Metin'e mahalle arkadaşları aralarında para topladılar (110 Lira) ve milli takım kampına yolladılar.

Daha sonraki sezon 1953'te Adnan Süvari'nin futbolcu/antrenör olarak görev yaptığı Yün Mensucat'a transfer olan oyuncu, aynı sezon 14 golle parladı. İlk kez A milli oluşu da bu yıla rastladı. 11 Nisan 1954'teki Türkiye-Belçika maçına çıktı ve 2 de gol attı. Bu performansı sonrasında menajerler vasıtasıyla Beşiktaş'a önerildi.

Olaylar şöyle gelişir: Beşiktaş'lı yöneticiler kulüp binasında Metin'e Baba Hakkı'nın ceketini giydirirler. Ceket Metin'e bol gelir ve Metin'in transferi ilginç bir sebeple geri çevirilir. "Omuzları dar, bundan santrafor olmaz." Bunun üzerine Metin 1954'te 5,000 Liralık transfer ücretiyle şehrin büyük takımı İzmirspor'a transfer olur. O sezon 17 golle İzmir Ligi gol krallığını kazanır ve takımı İzmir Futbol Ligi şampiyonu olur.

İzmir Gol Kralı olarak, Galatasaray'ın efsanevi teknik direktörü Gündüz Kılıç'ın ilgisini çeker. İzmir'e giden Gündüz Kılıç, Galatasaray'lı yöneticilere, "bu çocuğu mutlaka alalım" talimatını verir. Ama herkes Metin'i izlemeye geldiğini anlayınca, Kılıç İzmir'deki menajerleri azarlar ve "bunca yolu bunun için mi getirdiniz beni! Bu çocuktan kale direği bile olmaz" der. Buna karşın İzmirspor 5,000 Lira bonservis ister. Metin'i almayı aklına koyan Gündüz Kılıç, parayı tedarik edemez. Foti adlı bir tefeciye giderler ve dolar bozduracağız diye adamı kandırırlar. Para desteleri yaparlar. Sadece ilk ve son kısımlara 10'ar dolar yerleştirirler. Destenin geri kalanı ise gazete kağıdıdır! Hemen oradan kaçarlar! Böylece Metin'in bonservis ücreti böyle bulunmuş olur!

11 Temmuz 1955 günü, 19 yaşındayken Metin Oktay, kendisine transfer ücreti olarak ödenen bir Chevrolet araba karşılığında Galatasaray'a transfer olur. 5 yıllık kontrat imzalanır ve Galatasaray kariyeri başlar Metin Oktay'ın. Gündüz Kılıç, o dönemki kaptan Turgay Şeren'i, Metin'în oda arkadaşı yapar. Çünkü kendisine çok inanmaktadır. Kılıç'ın, Şeren'e verdiği görev, Metin'in kalbine Galatasaray sevgisi aşılamaktır.

"Düşüncem şuydu: Bir futbolcu sahaya çıktığında ya gol atmalı, yada attırmalıydı. Her hareketi gole götürmeliydi takımını."


Galatasaray Yılları
Metin 1955-56 sezonunda, yani ilk sezonunda; Galatasaray'daki kariyerine başarılı bir giriş yaptı. Beyoğluspor karşısında hem Galatasaray forması altındaki, hem de ligdeki ilk golünü attı. İstanbul Ligi'nde oynayan Galatasaray şampiyon oldu. Metin ise 17 maçta 19 gol atarak, ligin gol kralı oldu.

1956 yılındaki efsane Macaristan maçında oynadı. Turgay Şeren o maçı "Türkiye'nin kazanacağına kimse ihtimal vermiyordu. İki gün önceden İnönü'nün kapısında yatanlar vardı" diye anlatıyor. Metin o maçta takımının 3. golünü kaydeden isimdi.

1956-57 sezonunda Galatasaray ile İstanbul Profesyonel Ligi Şampiyonluğunu kazanamadı ama yine gol kralı oldu. Ardından gelen 57-58'de hem şampiyonluk hem gol krallığı, 1958-59 sezonunda ise sadece gol krallığını kazandı.

1959 yılının baharında ise Türkiye 1. Futbol Ligi başladı. 11 golle Metin Oktay gol kralı oldu. Ligin ilk gol kralı olarak tarihe geçti. Bu sezon 10 Haziran günü Fenerbahçe ile oynanan ligin final maçında kale ağlarını delerek bir gol de atmıştır. Ama daha sonra ağların yamalı olduğu belirtilmiştir. Yugoslavya'dan getirilen hakemin yönettiği tartışmalı geçen bu maçı (Metin Oktay oyundan atılıp tekrar geri alınmıştı) Galatasaray 1-0 kazansa da, rövanşta Fenerbahçe 4-0 galip gelerek ilk lig şampiyonluğunu almıştır.

Metin Oktay, 1959-60 sezonunda 33 golle gol kralı oldu. Galatasaray seyircisi için artık bir ilâhtı Metin. Fakat aynı sene askerliğini 8 gün eksik yaptığı gerekçesiyle 45 gün hapis yattı. Çünkü o zamanlar maç için alınan izinler senelik izin sayılmıyordu. Hapisten çıktığının aynı günü Karagümrük maçında 2 gol attı. Sezon sonunda ise Beşiktaş şampiyon olmuştu.

60-61 sezonunda bu sefer 36 golle gol kralı oldu. Şampiyon ise yine Galatasaray olamıyordu. Şampiyon ezeli rakip Fenerbahçe'ydi. Bu arada üst üste üç kez Türkiye 1. Ligi Gol Kralı olmuştu. İstanbul Ligi'ni de sayarsak, 7 senedir üst üste Gol Kralı'ydı.

1961-62 sezonu başlamadan Altay'ın o zamanki İtalyan teknik direktörü Lemondini'nin önerisiyle İtalya'nın Palermo takımına transfer oldu. Krallar gibi İtalya'ya uğurlanan Metin, burada vatan özlemi çekti ve zaman zaman parlasa da çok başarılı olamadı. Sakatlıklar geçirdi ve bu yüzden sadece 12 maçta forma giyip, 3 gol atabildi. Serie A'yı 8. tamamlayan Palermo onu bırakmak istemedi. Ama Metin Türkiye'ye dönmek istiyordu. İtalyanca bilmiyordu, takım içinde yalnız kalmıştı. Kumkapı'daki martıların ötüşünü, bir Beyoğlu akşamında iki tanımadığı insanla muhabet edebilmeyi özlemişti. Mektuplarında Emirgan'da çay içmekten bahsediyordu. Gündüz Kılıç'ın sürekli arayıp "Taraftar seni özlüyor. Dön memleketine" ısrarları Metin'in zaten çelinmeye müsait olan aklını çeldi. Sezon sonunda İzmirspor yetkilileri yüklü bir transfer ücreti önerdiler (o zamanın parasıyla 30,000 Lira) ama Metin Oktay Galatasaray'a dönmeyi tercih ettiği için, teklifi geri çevirdi. Bunun sonucunda karısı Oya hanım ile aralarında bir tartışma geçti ve küstüler. Fazla geçmeden de boşandılar. Bu yüzden Galatasaray tribünün daha da fazla sevgisini kazandı.

Galatasaray'a döndüğü 62-63 yılında tam 38 gole imza koyarak Türkiye ve Avrupa Gol kralı oldu. Bu gol krallığında toplam 1,45 ortalama tutturmuştu ve bu bir rekordu. Günümüzde hâlâ maç başı ortalama rekoru Metin Oktay'dadır. O sene Galatasaray'la ilk lig şampiyonluğunu yaşadı. Galatasaray da üst üste ikinci şampiyonluğunu kazanmış oldu. O Palermo'da oynarken ilk şampiyonluğu kazanmışlardı zaten. Ardından altı sene sürecek şampiyon orucu gelecekti. Galatasaray bu altı senelik zarfta 63-64, 64-65, 66-67 ve 67-68 sezonlarından üçüncü, 65-66 sezonunda ikinci oldu.

Metin ise 63-64 sezonunda 18, 64-65 sezonunda 17, 65-66 sezonunda 19, 66-67 sezonunda 10, 67-68 sezonunda ise 18 gol attı. Sadece 64-65 sezonunda gol kralı oldu. 68-69 sezonunda ise Galatasaray ile şampiyonluğu kazanırken, yine 17 golle Gol Kralı oldu.

252 Türkiye Ligi maçında 217 gole imza atan Taçsız Kral, derbi maçlarında da çok etkili oluyordu. Kariyerinde Fenerbahçe'ye karşı 18, Beşiktaş'a karşı 13 gol kaydetmiştir.

36 kez Türk milli takımının forması giyen Metin Oktay, milli takımın kötü olduğu bir dönemde milli kariyerine başladığı ve devam ettiği için pek bir başarı kazanamamıştır. Yine de milli forma altında 19 gol atarak, bireysel olarak bir başarı sağlamıştır.

Kariyerinde sadece bir kez kırmızı kart yedi. O da bir derbi maçına denk gelmişti. Efendi kişiliği ve temiz oyunuyla tanınan Metin Oktay, Fenerbahçe'li Yılmaz'ın kendisine parmak atması (!) ile birlikte ona bir yumruk atar ve maçın hakemi tarafında oyundan atılır. Yılmaz'ın çok sayıda dişini de kırar. Bir de oyundan atıldığı ama kırmızı kart henüz kural olmadığı için geri alındığı bir oyun var. O da bir Fenerbahçe maçında. Kaleci Özcan ile havada çarpışırlar ve Metin özür dilemeye gider. O arada Fenerbahçeli Avni, Metin'in dizine vurur. Metin yumruğu patlatır. Oyundan atıldıktan sonra ise ağlar. Fener tribünlerinin karşında eğilir ve özür diler. Kendini teselli eden arkadaşlarına "Ben taraftarın yüzüne nasıl bakarım" diye sorar. Hakem onu oyuna geri alır ve Metin bir de gol atar ama arkadaşlarının söylediğine göre aynı gece bara gider ve önünde bir kadeh viski vardır. "Ben futbolu bırakıyorum" der, "bu iş bana hiç yakışmadı." Ama vazgeçirilir.

1969-70 yılında futbolu bırakan Metin Oktay jübile maçını lig şampiyonu Fenerbahçe ile oynadı. 1-1 berabere biten maçta bir süre Fenerbahçe forması giydi. Rakibin sembol isimlerinden Can Bartu ise bir süre Galatasaray'dan oynadı. Göz yaşları içinde uğurlandı Metin. Fenerbahçeli taraftarlardan bazıları "bırakma Metin, bu forma sana yakıştı" diye ağladığı yaygınca söylenir. Aynı gün oğlu olan Fenerbahçe kaptanı Şükrü Birand ise oğlunun adını Metin koyuyordu. Ardından bir jübilede memleketi İzmir'de yapıp futbol hayatını noktaladı. İzmir'deki jübilede 18 yaşındaki Göztepeli bir futbolcu Metin'i çok iyi marke eder ve maçı Göztepe 1-0 alır. Çocuk koşarak Metin'in yanına gelir ve "Ben sizin hayranınızım Metin abi, bir fotoğraf çekilsek lütfen" der. Metin ise "Hayır, maçın kahramanı sensin. Ben seninle fotoğraf çektirmek istiyorum asıl" diyerek tevazuyu yine gösterir.

Aynı sezonun sonunda Metin Oktay basın görevlisi olarak Meksika 70'e Dünya Kupası'na gitti ve Pele, Müller gibi oyuncularla tanıştı. Basın maçında Avrupa takımında oynadı ve 4 gol attı.

Metin Oktay bir ertesi sezon Toma Kaleperoviç'in yardımcısı olarak antrenörlük hayatına başlasa da, istediğini bulamamıştır. 1972-74 arasında Bursaspor'u çalıştıran ve kalıcı bir başarı elde edemeyen Metin Oktay, antrenörlükten kolay vazgeçmiş ve spor yazarlığı yapmaya başlamıştır. Milliyet'te uzun süre yazan Oktay, 1991 yılında Boğaz Köprüsü'nde yağmurlu bir havada geçirdiği bir trafik kazası sonucu yaşamını yitirmiştir. Vefat ettikten sonra Galatasaray kulübü Florya'daki tesislerinin adını Florya Metin Oktay tesisleri olarak değiştirmiştir. Allah rahmet eylesin...



Futbol Dışında
Tanıyan herkesin anlattığına göre Metin Oktay karakteri ile çok örnek bir insan. Parada pulda da gözü olmayan birisi. Öyle ki, cebindeki son parayı borç isteyen birini verebilecek ve geri istemeyecek nezakette. Ayrıca kendine açık çek veren Fenerbahçe başkanı Müslim Bağcılar'a "Bizi sevenlere ihanet etmeyelim baba" diyebilen birisi. Saygı ve vefa duygusu çok ilerlemiş bir kişi.

Özel hayatı ile de magazinin ilgisini çeken Metin, Galatasaray uğruna terk ettiği karısı Oya Sarı haricinde; Mualla Kaynak, Ayfer Feray, Maria Vincent ve 1953 Türkiye Güzeli Ece Ceylan gibi ünlülerler ile de ilişkiler yaşadı. 1965'te ise Servet Kardıçalı ile evlendi. Bu arada futbol kariyeri devam ederken 1965 yılında bir film bile çevirdi. Kendi hayatını anlatan "Taçsız Kral" adlı filmde Gönül Yazar, Ayten Gökçer ve Ajda Pekkan ile beraber oynadı. Galatasaray'dan arkadaşları Turgay Şeren ve Gündüz Kılıç da kısa roller almışlardır.

Bir dönem alkole kendini fazla kaptırsa da, efendi kişiliğini koruyan Metin, sonra bu alkolden de kurtulur.

"Maçı sahadan önce beynimde oynamaya çalışırdım."


Kişisel Görüşüm
Metin Oktay'la ilgili görsel verilerimiz çok sınırlı. Yabancı bir futbolcu olsa yada yabancı bir takımda oynamış olsa çok maçını izlemiş olurduk ama maalesef üç beş siyah beyaz kayıt ve Taçsız Kral filminden başka kaynağımız yok. Yere sağlam basan, sert şutlar çıkaran, ceza sahası içinde korkulan bir oyuncu olarak görünüyor izlediğim kadarıyla. Çok çalışkan, her antremandan sonra, bir saat sırf şut çalışırmış. Sol ayağı müthiş, sağ ayağı da gayet kabul edilebilir düzeyde. Kendi deyimiyle "gözleriye golü koklayan" bir adam. Kafa ile de attığı çok sayıda gol var. Hızı da makul seviyede. Birden attığı deparlarla ünlü olmuş zamanında. Ziya Şengül, Suat Mamat ve Alparslan Eratlı gibi üç adamın söylediği ortak bir söz var; "Golün her türlüsünü atan bir adamdı. Şimdi oynasa herhâlde 40-50 gol atardı." Bu onu özetliyor gerçekten. Ulaştığı istatistikleri de görünce ağzım açık kalıyor. Keşke daha çok video kaydına sahip olabilseymişisiz üstadın.



Metin Oktay ile İlgili Anılar
"Meksika 70'e gitmiştik. Brezilya turnuvaya özel olarak hazırlanıyor, bütün Meksika "Mehiko, Brazil" diye inliyordu. Brezilya, İngiltere maçını izlemeye Mexico City'e gittik ama oteller dolu. Metin ile yer ararken, Meksikalı ailelerin evlerini motel gibi kullandığını öğrendik. Kaldığımız evin sahipleri çok iyi insanlardı. Kahvaltı ve yemeklerden para almıyorlardı. "Türk turistler gelmiş" diyen bizi görmeye gelen İngilizce bilen mahalleli aracağılıyla anlaşıyorduk. Bir ara bir baktım Metin yok! Nerede bu adam bakınıyorum etrafa. Dışarı bir çıktım, Metin çocuklarla top oynuyor, birçok genç yaşlı Meksikalı onu izliyor. Hayran kalıyorlar çalımlara şutlara. Bir samimiler ki sormayın. Sonra onu da basın mensupları için düzenlenen maça çağırdılar. Pele falan izledi. Maç sonunda "Şimdi oynamıyor musun?" dedi. Metin "hayır" dedi. Pele de "Yazık, bu bacaklarda daha iş var" dedi... (Halit Kıvanç)



İstatistikler (Oyuncu Olarak)

Kulüp İstatistikleri
Sadece lig maçları göz önüne alınmıştır.

Sezon / Yıl
Oynadığı Kulüp
Maç
Gol

1952
Damlacıkspor
?
?

1953
Yün Mensucat
?
14

1954
İzmirspor
?
17

1955
İzmirspor
?
?

1955-56
Galatasaray
17
19

1956-57
Galatasaray
?
?

1957-58
Galatasaray
?
?

1959
Galatasaray
15
11

1959-60
Galatasaray
35
33

1960-61
Galatasaray
28
36

1961-62
Palermo
12
3

1962-63
Galatasaray
26
38

1963-64
Galatasaray
?
18

1964-65
Galatasaray
?
17

1965-66
Galatasaray
?
19

1966-67
Galatasaray
?
10

1967-68
Galatasaray
?
18

1968-69
Galatasaray
26
17

1969-70
Galatasaray
?
?

Liglere Göre İstatistik (Sadece Lig)
  • Türkiye: 421 maçta, 405 gol
  • İtalya: 12 maçta, 3 gol
Milli Takım İstatistiği
  • 40 maç, 17 gol
Tüm Maçlar Dahil İstatistik
  • 660 maç, 608 gol
  • 628 maç, 588 gol (Türkiye)
  • 12 maç, 3 gol (İtalya)


Şampiyonluklar ve Kupalar
  • Galatasaray ile 2 kere Türkiye 1. Ligi Şampiyonluğu (1962-63, 1968-69)
  • Galatasaray ile 4 kere Türkiye Kupası (1962-63, 1963-64, 1964-65, 1965-66)
  • Galatasaray ile 2 kez İstanbul Profesyonel Ligi Şampiyonluğu (1955-56, 1957-58)
  • Galatasaray ile 2 kez Cumhurbaşkanlığı Kupası (1965-66, 1969-70)
  • Galatasaray ile 3 kez TSYD Kupası (1963-64, 1966-67, 1967-68)
  • İzmirspor ile 1 kez İzmir Ligi Şampiyonluğu (1954)
Bireysel Başarılar
  • Galatasaray ile 6 kere Gol Krallığı (1959, 1959-60, 1960-61, 1962-63, 1964-65, 1968-69)
  • Galatasaray ile 1 kere Avrupa Gol Krallığı (38 gol / 1962-63)
  • Galatasaray ile 3 kere İstanbul Ligi Gol Krallığı (1956-57, 1957-58, 1958-59)
  • İzmirspor ile 1 kere İzmir Ligi Gol Krallığı (1954)
  • Bir sezonda en iyi gol ortalaması (26 maçta 38 gol, 1.46 ortlama)


Yazan: Kaan Kavuşan
Kaynak: Yapı Kredi Metin Oktay Belgeseli
Kaynak: Alper Duruk Futbol Arşivi



25 Kasım 2008 Salı

Fenerbahçe 6: Galatasaray: 0 / 6 Kasım 2002

Efsane Maçlar (No:1)
TÜRKCELL SÜPER LİG 2002-2003 SEZONU
(6 KASIM 2002)

2000'LERİN EN EFSANE MAÇI
Maç Anı
2002-03 sezonunun ilk yarısında Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda oynanan bu maç, Galatasaray'a tarihindeki en büyük hezimetlerden birisini tattıracaktı. Fenerbahçe ise Galatasaray maçlarındaki en farklı skorunu alıyordu. Maçı tam 55,000 kişi izledi.

Maç başlamadan önce her zamanki gibi tüm basının ilgisini toplamıştı. Muhabirler iki takımdan da bilgiler getirebilmek için ellerinden geleni yapıyordu. Maçtan önce Fenerbahçe teknik direktörü Werner Lorant: "Cesur oynayan kazanacaktır" diyordu. Kendisi de cesur ama çok tartışmalı kararlar alan bir teknik adamdı. Sıkça da hatalar yapardı. Bana göre iyi bir teknik direktör değildi. Ortega sıkça yedek bırakmasıyla eleştirileri üstüne çekiyordu.

Maç başlar başlamaz Fenerbahçe taraftarı stadı konfeti yağmuruna tuttuğu için (o zaman böyle bir adet vardı, şükür kurtulduk!) 3 dakikada maç durmuştu. İlk gol Ortega'nın korner vuruşunda kafayı vuran Tuncay'dan geldi. Daha sonra karşılıklı ataklar olsa da, Fenerbahçe daha iyi oynayan taraftı. Ortega'nın da müthiş oyunu ve çalımları maçı renklendiriyordu. 38 dakikada Ümit Özat'ın ortasına boşa çıkan Mondragon'un arkasında Ortega kafayı vurup golünü attı. Mondragon boşa çıktığı ender maçlardan biridir herhâlde. İlk yarı 2-0 Fenerbahçe lehine sonuçlandı.

İkinci yarının başında Galatasaray oyuna hızlı girdi. Pinto, Arif ve Christian ile tehlike oldular. 50. dakikada Arif'in bir şutu da direkten döndü. 57. dakikada Ortega tartışmalı bir kırmızı kart yedi. 65'te ise Galatasaray'dan Emre ikinci sarı karttan oyun dışı kalıyordu. Genelde dengede giden ikinci yarıda daha tehlikeli pozisyonlar bulan taraf Galatasaray'dı. 68. dakikada Serhat sert bir şut vurdu kaleci Mondragon topu kornere çeldi. Aynı dakikada Steviç'in ortasına gelişine vurarak takımını 3-0 öne geçirdi. Golden sonra Galatasaray kaptanı Batista ile saha içinde atıştı. Demoralize olan Galatasaray'ın hızı kesildi. 75. dakikada Serhat, Ümit Özat kafa pasında savunmanın arkasına sarktı ve durumu 4-0'a getirdi. 78. dakikada ise oyuna sonradan giren Ceyhun, Serhat ile bir verkaç girişti ve topu geri aldığında kaleciyle karşı karşıya kaldı. Plasesiyle durumu 5-0 getirdi. Taraftarlar zafer şarkıları söylerken ve maç böyle bitecek sanırken, Ümit Özat 86. dakikada maçı 6-0'a getirdi ve maç bu şekilde bitti.

Bu maçta kadro dışı bırakılan Fenerbahçeli Oktay ve Abdullah oynamadılar. 9 Aralık 2003 tarihinde Ortega, Lorant ile tartışarak devre arası kampını terk etmiş ve 25.000 dolar ceza almıştır. 12 Şubat 2003'te gittiği Hollanda - Arjantin milli takım kampının ardından Fenerbahçe'ye dönmeyeceğini açıklayıp kulüpten ayrılmıştır. Washington'da anjiyo (!) olarak sezon boyunca takımla çalışamamış ve gönderilmiştir. Takım bundan sonra devre arasında Oğuz Çetin'i antrenörlüğe getirdi. Ligi Beşiktaş şampiyon tamamladı, Galatasaray ise ikinci oldu. Fenerbahçe ise ancak 6. sırada ligi bitirebildi.


Maçın Adamı:
Ariel Ortega (Fenerbahçe)

Böyle bir maçta maçın adamı seçmek zor gerçekten. Kırmızı kart yiyene kadar Ortega takımın en iyisiydi kesinlikle. Ayağına her top geldiğinde taraftarları ayağa kaldırdı. Attığı çalımlar ve paslar rakibi demoralize etti. Çalım stili bizim eskilerin bel kıran dediği stilden olduğu için taraftardan başka takımı da havaya soktu. Takımın moral motivasyonunu yükseltti. Kendisine her maç 2 adamla markaj verilirdi. Bu maçta Galatasaray bunu yapmayı, taktiği gereği alan savunması yapınca; Ortega'da kırmızı kart yiyene kadar müthiş işler yaptı. Defansı inanılmaz zorladı. Yine Ümit Özat ve Serhat maçın müthiş oynayan isimleriydiler ama Ortega takımı havaya soktuğu için gördüğü kırmızı karta rağmen maçın adamıdır bana göre. O olmasa bu maç böyle bitmeyebilirdi. Maçtan sonra stadyumda bulunan bir Arjantin milli takım yetkilisi Claudio Vivas, Ortega'yı tekrar milli takıma çağıracaklarını söylemişti.


Maç Sonrası
Fenerbahçe cephesinde çılgın bir kutlama varken, Galatasaray'da ise çöküntü vardı. Maç sonrasında Werner Lorant duyduğu gururu ifade ederken, "Hiç böyle bir sonuça ulaşamamıştım. Böyle maçlarda bu skorlar nadir oluşur" diyordu. Ama yine Ortega'yla ilgiliyi soruya Arjantinliyi kızdırabilecek bir yanıt veriyordu: "Bulunduğum yerden göremedim. Umarım 1 maç ceza alır." Ortega'yı harcayan adamdır işte bu Lorant 6-0'a rağmen.

Terim ise maç sonu açıklamasında tüm suçu üstlenirken; "Bunda sorumlu varsa, bu ne başkan, ne de yönetim kuruludur. Galatasaraylılar bunu hak etmedi. Transferinden, sisteminden taktiğine kadar bu yenilginin faturası bana ait. Bunu birilerinin ödemesi gerekir. O kişi de benim. Başkan ve yönetim kurulunun haksız olmadıklarını söylemek adına faturayı ödemeye hazırım" diyordu ve konuşmasının sonunda "Yönetim kurulu ve başkan Özhan Canaydın'ın her türlü tasarrufuna büyük saygı duyuyorum. Tek suçlu, konuşulması gereken kişi benim. Camiamızın tüm fertlerinden tek tek özür diliyorum" diyerek basın toplantısını bitirdi.


Maç dışı notlar:
  • Yusuf 191 gün sonra ilk 11'de, yedek girdiği en son maçını 2 ay önce oynamıştı.
  • Serhat 187 gün sonra golle buluşmuştu.
  • Lorant, Fenerbaşka başında çıktığı 3. derbiyi de kazanmıştı.
  • Eski Galatasaray'lı Fatih Akyel, ikinci derbiden de galibiyetle ayrıldı.
  • Maçta Fenerbahçe taraftarı her yere pet şişeler fırlattı ve kulübe para cezası geldi. Hatta maç içinde Aziz Yıldırım bizzat kendisi anons yapmış ve yabancı madde atmanın kesilmesini istemişti. Ortega, Ogün ve Ümit Özat sıkça tribünleri uyardılar.
  • Sahaya bir bıçak dahi atılmıştı. Yönetici Kemal Dinçer bunu saklamaya çalışsa da, kameralara yakalandı.
  • Terim üstüne atılan bir şişeye sinirinden vole vurdu!
  • Karşılaşmadan önce bomba ihtarı yapıldı.
  • Galatasaraylı taraftar maç sonucunda eve dönerken bindikleri otobüslerin camlarını kırdılar.
  • Tuncay ilk golü attıktan sonra "Sakarya seninle gurur duyuyor diye pankart açan bir grup Sakaryalı'ya koştu ve Sakaryaspor atkısını öptü.
  • Fenerbahçe'de Ortega, Steviç, Tuncay ve Washington, Galatasaray'da ise Pinto ve Christian ilk kez Fenerbahçe - Galatasaray derbisine çıktılar. Tuncay alışmadığı ama daha sonra alışacağı sol kanatta oynadı.
  • Bir grup Galatasaray taraftarı Florya'yı bastı ve Başkan Özhan Canaydın'ı istifaya davet etti. Oyuncular gizlice tesise sokuldu.
  • Esenler adlı tribün grubundan bazı taraftarlar AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a tezahüratta bulundu. (Bir bu eksikti!)
  • 30 binin üzerine güvenlik görevlisi bile olaylara engel olamadılar.

Yazan ve Hazırlayan: Kaan Kavuşan



Fenerbahçe 6 - Galatasaray: 0
Goller: Tuncay Şanlı (dk.9), Ariel Ortega (dk.37), Serhat Akın (dk.68, dk.74), Ceyhun Eriş (dk.78), Ümit Özat (dk.86)
Stad: Şükrü Saraçoğlu
Seyirci Sayısı: 55,000
Hakem: Mustafa Çulcu


Fenerbahçe: Rüştü Reçber / Yusuf Şimşek, Ümit Özat, Fatih Akyel, Ogün Temizkanoğlu / Miroslav Steviç, Samuel Johnson, Tuncay Şanlı / Ariel Ortega / Serhat Akın, Washington
Antrenör: Werner Lorant

Galatasaray: Mondragon / Ümit Davala, Hakan Ünsal, Emre Aşık, Bülent Korkmaz / Hasan Şaş, Ergün Penbe, Joao Batista, Ayhan Akman / Fabio Pinto, Christian
Antrenör: Fatih Terim


FB Oyuncu Değişiklikleri:
  • Washington -> <- Ceyhun Eriş (dk.57)
  • Serhat Akın -> <- Ali Güneş (dk.80)
  • Yusuf Şimşek -> <-Erman Yıldırım (dk.85)

GS Oyuncu Değişiklikleri:
  • Ayhan Akman-> <-Arif Erdem (dk.46)
  • Joao Batista-> <-Ümit Karan (dk.73)
  • Bülent Korkmaz-> <-Vedat İnceefe (dk.77)

Kırmızı Kartlar: Ariel Ortega (dk.57 /FB), Emre Aşık (dk.77 / GS)

Sarı Kartlar :
Washington (dk.21 / FB), Fatih Akyel (dk.40/ FB), Samuel Johnson (dk.68 / FB), Yusuf Şimşek (dk.83 / FB), Arif Erdem (dk.73 / GS)




21 Kasım 2008 Cuma

Türkiye'de Kıymeti Bilinmeyen 20 Yabancı Oyuncu

Liste (No:1)
KIYMETİ BİLİNMEYEN 20 YABANCI OYUNCU
(90'LI YILLARDAN GÜNÜMÜZE)

Yabancı futbolcular günümüzde takımlarımız içinde çok önemli işlevlere sahipler. 90 ve sonrasında 2 yabancı oyuncu kontejanının arttırılmasıyla ülkemize bir çok yabancı oyuncu geldi. 90'lar ve 2000'ler boyunca birçok iyi oyuncuyu da, ya biz anlayamadık, ya sabretmedik yada zorla kaçırttık...

Öncesinde listeye giremeyenlerden bazılarını yazayım, bunlar kötü oyuncular değildiler ama ya uyum sağlayamadılar ya da haklı sayılabilecek sebeplerle gönderildiler:

Fenerbahçe: Washington, Nicola Lazetic (yan resimdeki), Sergio, Fabiano Lima, Robert Enke, Fabio Luciano, Ivalio Petkov

Galatasaray: Sebastian Perez, Robert Spehar, Christian, Sergio Almaguer, Barry Venison, Brad Friedel, Roman Kosecki, Ulrich Van Gobbel, Cesar Prates

Beşiktaş: Marcus Münch, Amaral, Florin Maldrasanu, Jamel Sellami, Juanfran Garcia, Oliver Schafer, Miroslav Karhan, Pascal Nouma, Jaroslaw Bako, Stefan Kuntz

Trabzonspor: Runnar Lange, Karel Rada, Victor, Archil Arveladze


Diğer Kulüpler: Zelenka (Vestel Manisa), İbrahim Ba (Çaykur Rize), Mirza Varesanoviç (Bursaspor)


Ribery'yi klasman dışı tutuyorum. Taraftar da, kulüp de onun kıymetini bilmişti ama yöneticilerin acemiliği yüzünden elden uçtu. İstanbulspor'lu Salenko'yu sakatlık bitirdi, Alman kaleci Aumann ise geldiği sezonun sonunda futbolu bıraktı. Bunlar da klasman dışı.Bir başka klasman dışı tuttuğum isim ise Letchkov. Profesyonelliğe aykırı hareketleri yüzünden uyarılınca tası tarağı toplayıp ülkesine kaçmıştı. Bunlar kıymeti bilinen ama çeşitli sebeplerle giden oyuncular.

Hakan Yakın ve Murat Yakın'ı ise (ikisinin de değeri bilinmemiştir) İsviçre milli takımında oynamalarına rağmen Türk asıllı oldukları için listeye dahil etmedim.

Bunlar ise maalesef değerini bilemediğimiz, hak etmediği halde gönderilen, haksızca eleştirilen ve Türkiye Lig'lerinde çok daha uzun süre oynamasını dileyebileceğimiz 20 iyi yabancı futbolcu...


20. Peter Van Vossen (İstanbulspor)
95-96 sezonunda Cem Uzan İstanbulspor'u satın aldığında kesenin ağzını açmış, bir çok iyi oyuncuyu takıma katmıştı. Oğuz, Aykut, Gökhan Keskin, Ömeroviç derken, Hollanda'dan da Van der Brom ve Van Vossen'i getirmişti. Peter Van Vossen, Beveren ve Anderlecht'te parlamış daha sonra Ajax'a transfer olmuştu. Düzenli olarak forma giymiyordu ama kumaşı belliydi. Hollanda Milli Takımı'nın 1994 Dünya Kupası kadrosundaydı. İstanbulspor'a geldiğinde sadece 16 maç oynadı. Ve bu 16 maçta da gayet iyi oynadı. 5 gol kaydetti ama asistlar yaptı, rakip defansı yıprattı. O zamanlar forvet ille de 25 gol atmalı diye bir düşünce tarzı olduğundan İstanbulspor'dan gönderildi. Tekniği makul, dayanıklılığı üst düzeyde bir oyuncuydu ve her Hollandalı gibi istikrarlıydı. İstanbulspor'dan gittikten sonra Rangers ve Feyenoord gibi iyi takımlarda uzun süre oynadı. Hollanda milli takımının 2000 Avrupa Kupası kadrosunda yer aldı. 31 kez milli olup 9 gol atan Van Vossen kesinlikle gönderilmemeliydi. Ligin iyi yabancılarından biriydi. Özellikle kaliteli yabancıların akın etmediği o günlerde...


19. Zlatko Yankov (Beşiktaş)
Yankov Bulgar futbolunun "Altın takımı"nın bir parçasıydı. 1994'te Dünya dördüncüsü olan takımın ortasahasında defansif meziyetleriyle önemli yer tutuyordu. Beşiktaş'a ilk geldiğinde pek çok yazar tarafından beğenilse de, daha sonraları nedense gözden düştü. Ayakları düzgün, tek pası iyi bilen, yerinde müdaheleler yapan bir ön-liberoydu. İkinci sezonundan sonra Beşiktaş'tan gönderildi ve Cem Uzan destekli Adanaspor onu kaptı. Yankov burada fazla dayanamadı ve ülkesine döndü. Yine Türkiye dönüp Gençlerbirliği ve Vanspor'da iki elin parmaklarını geçmeyecek sayıda maç oynadı. İkinci Türkiye seferini saymıyorum elbette ama Beşiktaş dönemlerinde gerçekten iyi oynuyordu. Neden gönderildi hiç de anlamadım ben. Nitekim gittikten sonra o bölgeye kimi aldılarsa tutmadı, taa Giunti'ye kadar hem de...




18. Zoran Mirkoviç (Fenerbahçe)
Zoran Mirkoviç, Atalanta'da yıldızı parlamış, daha sonra da Juventus'a transfer olmuş bir oyuncuydu. 2 sene formasını giydiği Juventus'ta genelde yedek kalmış ve sadece 27 maça çıkmıştı. Fenerbahçe'ye geldiğinde, Türkiye liglerinde en iyi markaj yapan adam olarak anılmaya başladı. Hırslı futbolu ve topa girmeye korkmayan mentalitesiyle Fenerbahçe'nin şampiyonluk kazanmasına yardımcı oldu. Yugoslavya takımında banko forma giymeye başlamıştı. İki sezon başarılı geçti ama üçüncü sezon takım halinde başarısız geçince, oyuncu kıyımı yaşandı. Pekçok iyi oyuncuyla beraber o da haksız bir şekilde kapı dışarı edildi. Partizan'a geçti ve futbolu burada bıraktı. Şu an mücadele eden oyuncu arayan Fenerbahçeliler için faydalı bir oyuncuydu. Türk Ligi'nde daha uzun süre forma giyebilecek performansı göstermişti açıkçası.





17. Alvaro Del Solar (Beşiktaş)
Perulu futbolcu Del Solar, Beşiktaş'a geldiğinde ilk maçlarda oldukça beğenilmişti. Ben de beğenmiştim ama takım kötü gidiyordu. Takım kötü gittikçe futbol bilgisinden şüphe ettiğim bazı adamlar Del Solar'ı da eleştirmeye başladılar. Del Solar ahım şahım bir futbolcu değildi ama tam bir görev adamıydı. Çok koşuyor, az top kaptırıyordu. Bölgesinin kilit özelliklerinden biri de bu. Defansif orta saha oynayan adam bunu yapmalı. Ama bazıları ondan 40-50 metrelik paslar atmasını bekledi demek ki. Del Solar da bu koşullarda takımda sadece bir sezon kaldı ve ertesi sezon gönderildi. Yankov'dan sonra, bir kaliteli ön-libero daha böylece harcanıyordu Beşiktaş'ta...




16. Falko Götz (Galatasaray)
Falko Götz, Galatasaray'a Köln'den gelmişti. Derwall'in yardımlarıyla Galatasaray kaliteli bir defans oyuncusuna kavuşmuştu. Yıl ise 1992'ydi. Doğu Almanya'nın Yugoslavya ile yaptığı maçta bilerek kırmızı kart yiyip, Batı Almanya'ya iltica ettiği için Dünya futbolunda tanınıyordu. Libero mevkinde oynayan Falko geldiği andan itibaren Galatasaray'da oldukça iyi oynamaya ve herkesin takdir ettiği bir defans oyuncusu olmaya başlamıştı. İleri çıkıp attığı goller de ayrı bir artısıydı. İki sene Galatasaray'da kaldı ve 1993-94'te şampiyonluk yaşadı. Kontratının bitimine 4 ay kala yeni kontrat isteyince, yönetim buna yanaşmadı. Bu yüzden Götz ile Galatasaray arasında gerilim başladı. Yöneticiler onur meselesi yapıp geri adım atmayınca, Bundesliga'ya geri dönmüştür. 3 sene daha aktif futbol oynamıştır. Yöneticiler yüzünden Türkiye'den erken kopmuştur.



15. Mattias Asper (Beşiktaş)
Asper, Daum'un isteğiyle Beşiktaş'a getirilmişti. Ama o dönem Beşiktaş iki yabancı kaleciye sahipti. Diğer kaleci kariyeri daha iyi görünen Thomas Mhyre'ydi. Daum'un tercihi Mhyre'den yana oldu. Ama bu karar kesinlikle yanlış karardı bana göre. Asper sonradan oyuna girdiği her maçta 2-3 önemli kurtarış yapıyordu. Mhyre ise adeta hatıraları ile oynuyor ve "kumbara" goller yiyordu. Daha sonra 2008 Avrupa Kupası elemelerinde bize hediye ettiği bir de gol var, onun için teşekkür ederiz. Ama Matthias Asper gibi, çok daha iyi bir kaleciyi harcattığı için teşekkür edemeyeceğim. Daum kaleci tercihini her zamanki gibi yanlış yaptı ve sonucunda Beşiktaş o sene ligde başarısız oldu ve Daum da başka bir takıma geçti. Asper de sezon sonunda Beşiktaş'tan ayrıldı. Sonra Daum gittiği Austria Wien takımında kimi transfer etmek istese beğenirsiniz? Mhyre'yi değil tabi, Asper'i. Madem Asper'i tercih ediyordun da niye oynatmadın yahu? Bunu hiç anlayamadım bugüne kadar. Beşiktaş kalesi son yıllarda takıma gelmiş en iyi kaleciyi kaybetti. Asper günümüz Rüştü'sünden, Hakan'ınından, geçmiş senelerde yer alan Runje'lerden falan çok daha iyi bir kaleciydi...




14. Sergiy Rebrov (Fenerbahçe)
Sergiy Rebrov Dinamo Kiev'in altın çocuğuydu. Shevchenko ile birlikte iyi bir eküri olan Sergey, büyük transfer ücretleriyle Tottenham'a geçmişti. Burada 60 maçta 10 gol atması yeterli bulunmamış ve yıldız oyuncu ikinci sezonunun devre arasında Fenerbahçe'nin yolunu tutmuştu. Fener'in çalkantılı dönemlerinden birine denk gelen Rebrov ilk sene çok ahım şahım oynamasa da katkıda bulunmuştu. İkinci sene ise forvetten çok 10 numara'da, yani forvet arkası gibi oynatılmıştı, zaten Dinamo Kiev'de de böyle onardı. Araya bir sakatlık girdi. Sezon sonlarına doğru ise altın yedek oldu. Sonradan oyuna girdiği maçlarda oyunun gidişatını değiştirecek hareketler yaptı. Önemli goller kaydetti. Sezon sonunda gönderilmesi gündeme geldiğinde, Daum kalmasını isterim aslında ama yabancı kontejanı yüzünden gönderiyoruz gibi bir açıklama yapmıştı. O an için uygun karar gibi görünse de bir sezon daha kalsa, Dinamo Kiev'deki Rebrov'u görebilirdik gerçekten. Fener'den sonra West Ham ve Dinamo Kiev'de oynadı. Ön-eleme maçında Fenerbahçe'yi eleyen Dinamo Kiev'in ilk 11'inde taraftarlara çok çektirdi. İki maçta da iyi performans gösterdi. Şu an Rus Ligi'nde şampiyon olan Rubin Kazan kadrosunda yer alıyor ve ilerleyen yaşında rağmen hâlâ arasıra Ukrayna milli takımında yer alıyor.


13. Ronny Johnsen (Beşiktaş)
Gönderilmesine en kızdığım adamlardan biridir Johnsen. 95-96 sezonunda Beşiktaş'a geldiğinde birçok "bilgili!" spor yazarı "bu adam topçu mu yahu" diye görüş belirtiyorlardı. Gösteriş ve istikrarlı oynamanın takdir görmediği bir ülkede futbol izliyoruz maalesef. Adam mücadelesini eder, topunu kapıp yanındakine atarsa, o kötü futbolcudur! İlle de 60 metre pas çıkaracak, rövaşata ile defanstan uzaklaştıracak. Aynı zamanda da kale içinden her maç beş tane gol çıkaracak! Bunları yapan buluyorsanız, o adam ya atlara verilen doping maddelerinden aldı, ya da dünya dışından geldi. Bunları yapamadığı için Johnsen takımdan gönderildi. Peki Johnsen kendine hangi takımı buldu? Manchester United'ı. Futbol dahisi kurt teknik adam Alex Ferguson onu kadrosuna kattı ve sıkça da şans verdi. 1996-2002 yılları arasında takıma kaptanlık bile yapan Ronny, daha sonra Aston Villa'da da başarılı oldu. Daha sonra iyice yaşlandığında Newcastle'a geçti. Orada bile başarısız olmadı. Defalarca Norveç milli takımı forması giydi. İşte bizim toptan anlayan o yazarlarımız da Ronny Johnsen'in gidişine kına yakmadılar maalesef. Hâlâ iddia edip dururlar bazıları "o adam nasıl Manchester'da oynadı anlamıyorum" diye. Anlamazsın tabi...


12. Kevin Campbell (Trabzonspor)
Kevin Campbell'ın Trabzon hikayesi de bana hüzün verir ve üzülürüm. Yıllarca Arsenal ve Nottingham Forest forması giyerek kendini kanıtlamış bir isimdi. Belki bir macera, belki de daha kuvvetli bir geri dönüş için Türkiye'ye geldi. Yırtıcı santrafor prototiplerinden birisiydi. Güçlü, hızlı ve seriydi. Gol vuruşları mükemmel değildi ama üç maçta bir gol atardı. Trabzon'a geldiği ilk sene vasat bir oyun çıkardı ama Trabzon onun için sabretti. Premier Lig'deki maçlarını takip ediyorduk daha önceden zaten. Sene sonunda tam açılmış ve goller de bulmaya başlamıştı ki, kulüp başkanı Mehmet Ali Yılmaz'ın densiz açıklamaları ile kulüpten soğudu. Mehmet Ali Yılmaz "Biz bunu Gol Makinesi diye aldık, çamaşır makinesi çıktı" ve "Bizim rengi bozuk bir yamyam oyuncumuz" var diye son derece yersiz ve sevimlilikten uzak açıklamalarından usandı (bunları söylerken espri yapıyorum sanıyor ve sırıtıyordu TV'lerde) ve İngiltere'ye geri döndü. Everton formasıyla iyi maçlar çıkardı. Türkiye'nin de hanesine yazılan bu ırkçı yakıştırmalar ise iyi bir oyuncuyu ligimizden kopardı. Yazık da oldu...


11. Mario Jardel (Galatasaray)
Mario Jardel Galatasaray'a Avrupa Gol Kralı ünvanıyla gelmişti. Porto formasıyla 125 maçta 130 gol atmıştı. 2000-01 sezonunda Türkiye'ye son UEFA Şampiyonu Galatasaray'a geldiğinde herkes büyük transferi konuşuyordu. Bonservisin bir kısmını Telsim ve Cem Uzan karşılamıştı. Galatasaray formasıyla Süper Kupa finaline çıktı, golünü de attı. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynayan takımın forvetiydi. 24 maçta 22 gol atarak çok iyi bir performans gösterdi. Avrupa Kupaları ile birlikte 34 gole ulaşmıştır. Fakat yavaş olması ve oyunun büyük bölümünde kaybolması nedeniyle eleştirildi. Karısının eski bir porno yıldızı olması da Türkiye'de başını ağrıtan bir etken oldu. Takım adına istatistiksel olarak iyi işler yaptı ama günümüz futboluna uyulmayacağı düşünülüyordu. Benim görüşüm de bu yönde aslında. Jardel gibi durarak oynayan bir oyuncuysan, markajın kolay olur ve uzun vadede başarılı olamazsın. Yine de bunca gol atan bir oyuncu gördermek de üzücü. O yüzden Galatsaray taraftarının taktığı lâkapla "Süper Mario Jardel"i listede orta sıralara koyuyorum. Galatasaray bu oyuncunun stilini biliyordu yada ününe kandı. Ya hiç almayacaktı, yada alıp kadrosunda tutacaktı. 35 gol attığı bir sezonun ardından takımdan uzaklaştırılmak haksızlık olsa gerek... Bu arada Jardel daha sonra gittiği Sporting'de 49 maçta 53 gol attı ama sonra sakatlanınca Ancona, Bolton, Newell's, Alaves, Goias, Beira-Mar ve Anorthosis gibi takımlarda hiç başarılı olamadı. Şu an Avustralya liginde top koşturuyor ve 31 maçta sadece 1 golü var...


10. Manuel Dimas (Fenerbahçe)
Yine çok kızdığım gönderiş hikayelerinden biri. Fenerbahçe'ye geldiği andan itibaren iyi futbol sergiledi Dimas. Portekiz milli takımının da sol bekiydi. Fuleli adımları ve iyi tekniğiyle işe yarıyordu. Ayrıca Juventus gibi bir dünya devinden transfer edilmişti. Ama o sene Fener yöneticileri Türk milli takımının iskeletini Fenerbahçe oluştursun hevesine girip, Ogün ve Abdullah'ı transfer ettiler, Dimas'a yol verdiler. Aynı mevkide oynayan Abdullah Ercan elbet iyi oyuncuydu. 3 sezon Fenerbahçe'de kaldı ve sadece son sezonunda iyi oynadı. O sezon da onu yolladılar. Dimas ise Standart Liege'ye gitti ve kariyerine orada devam etti. Portekiz milli takımının sol beki olmaya da devam etti. Standart Liege antrenörünün dediğini hatırlıyorum; "Fenerbahçe o kadar iyi bir takım mı ki, Dimas'ı istememiş" diyordu. Evet, o zaman Fener'i Avrupa'da pek tanıyan yoktu. Dimas ise gelmiş iyi yabancılardan biriydi. Haksız bir şekilde gönderildi.


9. Kennet Andersson (Fenerbahçe)
Kennet Andersson yıllardır Türk futbolseverin takip ettiği bir futbolcuydu. Dünya'da üç beş tane olan pivot santrafor modelindeydi. Hava toplarında etkili, fizik olarak kuvvetli. Fenerbahçe'nin Hakan Şükür'ü olmaya gelmişti. İlk sezonun ilk yarısında 10 gol kaydetti ve çok da iyi oynadı. Fenerbahçe taraftarı da onu sevmişti. Sonra ayağı kırıldı ve sezonu kapattı. İkinci sezon ise "eski Andersson değil, kötü oynuyor, gönderilsin" homurdanmaları mevcuttu. Aslında kötü falan oynamıyordu Andersson. Yine her hava topunu indiriyor ve mücadele ediyordu. Ama bizim basınımız ikinci sezonunda adama emekli muamelesi yapmaya başladı ki, çok da boğuşuyordu rakip defansla. Gitsin, gitsin dendi ve gitti. Şimdi ise hakkında "bir kısım sadece iyiydi" derken, bir kısım "yok yahu oynamadı hiç" diyor. Halbuki Andersson hep iyiydi. 73 maçta 19 gol atması yeterliydi onun için. Çünkü asistik forvetti ve defansı yoruyordu. Hava toplarında da etkiliydi. Millet istatistiğe takıldı. 34 yaşında gönderilmesi haklıydı belki ama yapılan eleştiriler haksızdı...






8. Tijiani Babangida (Gençlerbirliği)
Sen ki Gençlerbirliği'sin ve Babangida gibi bir adamı kadrona kiralamayı beceriyorsun. Babangida Şampiyonlar Ligi'ni alan Ajax takımının banko adamıydı ve fırtına gibi kanattan inerdi. Sağ kanatta daha iyi bir ofansif oynuncu düşünemezdiniz o senelerde. Gençlerbirliği'ne zaten Ajax'tan kiralandı. Belki de kendini bulması için. Babangida oynadığı maçlarda dört büyüklerde dahil herkesi dağıttı. Çok hızlı oluşunun yanı sıra, tekniği de fena değildi. Sezon sonunda Alex ile asist krallığını paylaşmıştı. Ama kiralık anlaşması bitince, Gençlerbirliği oyuncunun peşine düşmemeyi kararlaştırdı. Belki de İlhan Cavcav'ın esnaf zihniyetiyle "daha sonra para etmez bu" denmişti ve kulübe kazandırılmamıştı. 2001-02 sezonunda geldiği Türkiye'den sezon bitince ayrıldı. 2002 Dünya Kupası'nda Nijerya kadrosunda yer aldı. Gençlerbirliği onun kıymetini bilemedi. 29 yaşında oluşuna alandı. Ben onu daha fazla izlemek isterdim açıkçası...



7. Marijan Mrmic (Beşiktaş)
Mrmic, Aumann ve Fevzi fiyaskolarının ardından Beşiktaş'a gelmişti. Hırvat milli takımının ikinci kalecisi konumundaydı ama bence birinci kaleci Ladiç'ten daha iyiydi. Beşiktaş'a geldiğinde gerçekten çok iyi maçlar çıkardı. İki sezon boyunca 51 maça çıktı ve Beşiktaş kalesi döneminin en rahat sezonlarını yaşadı. İyi bir fiziği, kendinden emin bir duruşu vardı. Yeri gelince köşe kapatır, yeri gelince uçardı. Ama bazılarına çok da sempatik gelmedi, çünkü kaleci dediğin direkten direğe uçmalı, "artist" olmalıydı onlara göre. Mrmiç'i hiç anlamadılar, iyi kaleci olduğunu da anlamadılar ki, sadece iki sezon geçtikten sonra hiçbir hatası yokken Beşiktaş'tan uzaklaştırdılar. Toshack yabancı hakkını kaleye kullanmak istemiyormuş! Garip, adam son 10-15 yılda Türkiye Ligi'ne gelmiş en iyi kalecilerden biriydi aslında.  




6. Emil Kostadinov (Fenerbahçe)
Kostadinov Fener'e geldiğinde büyük yıldızdı. Kariyerinde Bayern Münih, Deportivo ve Porto gibi zamanın kuvvetli takımlarının ismi vardı. Ayrıca 1994'te Dünya Kupası'nda dördüncü olan takımın forvetiydi. Bazen forvetin tam ortasında, bazen de sağ kanada yakın oynardı. Süratliydi, iyi çalım atardı ve de gol vuruşları da kötü değildi. Fenerbahçe'ye geldiğinde en büyük problem 3+1 yabancı kontejanıydı. Uche ve Högh'ü bozma riskini alamıyordu antrenör. Okocha zaten takımın yıldızıydı. Kabak burada Kostadinov'a patladı. Fenerbaçhe'deki zamanının çoğunu yedek kulübesinde geçirdi. 4-0 mağlupken ikinci yarıda oyuna girdiği ve hat-trick yaparak skoru 4-3'e getirdiği ama Fenerbahçe'nin kazanamadığı Trabzon maçı en akılda kalıcı maçıdır. Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi maçlarında ise direk oynadı. Hatta şu efsanevi Manchester United galibiyetinde oynuyordu. Ertesi sene yabancı kontejanı 4 olarak belirlenmesine rağmen, Kostadinov yollandı. 28 lig maçında 8 gol atabilmişti ama kalitesini oynadığı her maçta gösteriyordu. İlk 11'de düzenli oynasa daha iyisini becerebilirdi. Sezon sonunda Fener onu Meksika'ya yolladı maalesef. Sadece taraftarına yeni transfer sunabilmek uğruna.


5. Brian Steen Nielsen (Fenerbahçe)
İşte hiç anlamadığım bir gönderiliş hikayesi de budur. Kendisine gerekli önem gösterilmediği için kendini evinde hissedememiştir hiç. Brian Steen Nielsen, Danimarka milli takımında defansif orta saha görevinde bulunan bir oyuncuydu. Fenerbahçe'de ise o mevkide başarılı oyuncular vardı. O yüzden sol açık ve ender olarak da sol bek olarak görev aldı. Eksiksiz olarak oynadığı her maçta başarılı oldu. Rüzgar gibi kanada iner, sonra da geriye yerden bıraktığı paslarla çok iyi asistler yapardı. Sert de şutlar vururdu. Yine istikrar bizimkilere yaramadı. Satmaya karar verdiler nedense. Danimarka milli takımı daha bir sene önce Avrupa şampiyonu olmuştu. 1993'te Nielsen bize gelmişti. O takımın bir sene sonraki ilk 11'inde oynuyordu. Kalitesi Danimarka'da kabul edilmişti. Zaten Fenerbahçe'den dönünce yıllarca Danimarka milli takımında oynadı. 2002 Dünya Kupası kadrosunda bile yer aldı. Çok yaşlanıncaya kadar oynadı. Sol kanatı müthiş kullanan sarı fırtına Nielsen'in değerini bilemedik ve sebepsiz yere adamın gitmesine göz yumduk. Heyecanım bitti deyip gitmişti. 




4. Federico Giunti (Beşiktaş)
Feederico Giunti çok önemli bir oyuncuydu. Milan'da yıllarca yedek bekledikten sonra Beşiktaş'ın yolunu tutmuştu. Başta ben de dudak bükmüştüm ama daha sonra izledikçe adamın kalitesini anladım. Ön-libero'da oynayan Giunti toplara, hem de ilk toplara sağlam basar, mümkün olduğunda mücadele ederdi. Pası, şutu da vasatın üzerindeydi. Ama en önemlisi bu adamın oyunu okuyuşu önemliydi. Zago-Ronaldo ve Giunti tandemi Beşiktaş'ın o sene şampiyon olmasını sağlamıştı. Nedense ikinci sezonunun sonunda o da gözden çıkarılmıştı. Süper bir adamdı bana göre. Ortasahaya bir defansif orta saha arıyorsanız, Giunti'den iyisi yoktu o dönem. Sebebini bilemediğim bir şekilde Brescia'nın yolunu tuttu. Belki de ikinci sezon kaçan şampiyonluğun etkisiyle yönetim bir değişim havası estirmek istemişti. Ama bu değişme kurban edilecek son adam Giunti olmalıydı. Beşiktaş Giunti'yi satarak kendi kuyusunu kazdı. O günden beri doğru dürüst bir ön-libero bir tek Ernst geldi, ama o da Giunti değil. 



3. Vioriel Moldovan (Fenerbahçe)
İşte bu adamın gönderilişini hiç anlamamışımdır. Viorel Moldovan Fenerbahçe'ye geldiği ilk senenin ilk yarısında sadece 1 gol atabilmişti. Ama ben iyi bir adam olduğunu anlamıştım. Çapraz koşularla defansı üstüne çekiyor, arkasından gelecek oyunculara büyük boşluklar yaratıyordu. Mücadeleci ve koşan bir oyuncuydu. Sezonun ikinci yarısında tam 18 gol atarak sezonu 19 golle tamamladı ve herkes o sezon boyunca Moldovan'ın adını konuştu. İkinci sezonunda da parlak performansını devam ettirdi. Baliç ile iyi bir forvet ikilisi oldular. 15 gol de bu sezon attı. Romanya milli takımının da banko santraforuydu. 1994 Dünya Kupası, 1996 Avrupa Kupası, 1998 Dünya Kupası, 2000 Avrupa Kupası ve 2002 Dünya Kupası boyunca da Romanya milli takımının santraforluğunu yaptı. Tüm bu başarılara rağmen nedense sezon sonunda Nantes'e satıldı ve Viorel gollerine orada da devam etti. Moldovan gol atmış diye haber gelir, Fenerbahçe'li olan ben de "ah be niye sattık şu adamı diye düşünürdüm hep". Sahi niye sattık biz bu adamı?





2. Felipe (Galatasaray)
20 kişilik listemdeki üçüncü Galatasaray'lı oyuncunun Felipe olması şaşırtıcı değil. Galatasaray Hagi, Popescu, Filipescu ile 5-6 seneyi kapadı zaten. Bu oyunculara diyecek lâf yok. Hepsi de el üstünde tutuldu. Ondan sonra gelenler ise listeye giremeyecek kadar kalitesizlerdi. Jardel'i satıp, alınan bir avuç yabancı forma giymeden gittiler. Skora değil, spora bakarsak Jardel'in gidişi haklı sayılabilir aslında. Ama Felipe öyle mi? Felipe geldiğinde kıvrak bilek hareketleriyle Galatasaray seyircisinin ilgisini çekmişti. Zaman zaman Brezilya milli takımında da oynayan oyuncu, Sergen'in Türk versiyonu olarak anılmaya başlamıştı. Ama bizim otoriter Fatih Terim ona pres yapma görevi verdi. Koşmayana yer yok felsefesini, pres yapmayana yer yok sanan Terim (şimdi ise ne hikmetse Colin Kazım'ı oynatıyordu milli takımda) onu harcadı bir anlamda. Çünkü bana göre Alex'ten daha iyi bir adam olabilirdi kalsaydı. Kaldığı kısa sürede iyi istatistiklere ulaşmıştı zaten. Bu adamı daha çok izleyebilirdik yani. Galatasaraylı pek çok dostum gidişine üzgün bu adamın. Kıymeti bilinmedi bence de...





1. Ariel Ortega (Fenerbahçe)
Listeyi yaparken 1 numaram banko belliydi. Fenerbahçe'li olmamla da bir alakası yok. Bu adam ki Messi piyasada yokken, Maradona'nın veliahtı kabul edilen adamdı. Üç Dünya Kupası'nda forma giymişti. 97 kez Arjantin milli olmuştu. Müthiş bir tekniği vardı. Karşı defansı hallaç pamuğu gibi silkeler, müthiş çalımlar basardı. Hızlıydı da. Belki de yerine oynayabilecek 10 tane adam varken, o Arjantin milli takımında 10 numaranın sahibiydi. O, Ortega'ydı. Benim de o dönemlerde en sevdiğim futbolcuydu. Geldiğinde havalara uçmuştum. Ama gelir gelmez, Lorant onu yedek bıraktı. Disiplinli Alman ya! Şampiyonlar Ligi ön-elemesinde Feyenoord'a karşı bile oynatmadı.Daha sonra Fener'e gelen, Feyenoord'lu Hooijdonk "anlaşılmazdı" diyor; "Biz o oynayacak, nasıl önlem alırız diye düşünürken, antrenörü onu oynatmadı." Daha sonra Ortega ligde oynadı. Her takım ona karşı iki markajcı verdi. Buna rağmen kötü oynamadı. Beklendiği kadar iyi gitmiyordu takım, o da biraz eski performansının altındaydı. Yine de kırmızı kart görmesine rağmen 2 gol attığı 6-0'lık Galatasaray mağlubiyetinde kapıyı aralayan oyuncu olmuştu. Sürekli eleştiren basın ve biraz da kendi havai kişiliği yüzünden Ortega'yı kaybettik. Sadece 15 maç oynamış ve 5 gol atmışken, Ortega kaçtı ve geri dönmedi. Bu ne ona yaradı, ne de Fenerbahçe'ye. 1,5 yıl men cezası yedi. Bu süre içinde bocaladı ve alkolik olup tedavi gördü. Ama gidişinin en büyük sorumlusu onu sürekli yedek bırakan Werner Lorant'tı elbette. Adamı kaçırdık en sonunda. Hiçbir Fener taraftarı onu suçlamadı şimdiye kadar, suçu hep kendimizde aradık ve bunu yapmak haklıydık da. Sonuçta Ortega için yanlışlıkla (!) "Korkak Tavuk Ortega" diye pankartlar açan taraftar bizimkilerdi. Biraz daha suyuna gidilse, Hagi'nin Galatasaray için yaptıklarını Fenerbahçe için yapabilecek yeteneğe sahipti kesinlikle. Fener taraftarının içindeki en büyük yaralardan biridir Ortega.


Hazırlayan: Kaan Kavuşan