"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

8 Ekim 2009 Perşembe

Siyah-beyaz yılların efsanesi: Pele

Modern futbolda başarılı olabilir mi? Tartışılır...
Ama siyah-beyaz yılların efsaneydi Pele...
Sylvester Stallone ve Michael Caine'in başrolü oynadığı 1981 tarihli "Zafere Kaçış" filminde Pele'nin de önemli bir rolü ve filmin çalan bir sahnesi vardır. Savaş esirlerinden oluşan takım, Naziler'e karşı bir gösteri maçı yapacaktır ve maçı 'ünlü' isimler de izleyecektir. Soyunma odasındaki tahtada bir taktik şablonu çizilidir. Caine'in canlandırdığı John Colby, uzun uzadıya taktikleri ve takım arkadaşlarına ne yapmaları gerektiğini anlatır. O sırada Onbaşı Luis Fernandez rolündeki Pele ranzasından atlar, tebeşiri Colby'nin elinden kapar ve şöyle der; "Siz bana kale önünde pası vereceksiniz, ben bunu, bunu, bunu ve bunu geçip golü atacağım. Kolay."

Pele'nin bunu yapabileceğine inanan sayısı, o dönemde hakikatten de bir hayli fazlaydı. Çünkü gerçekten de futbolun böyle oynandığı bir dönemin yıldızıdır Pele. Modern futbolun temel prensiplerinin daha ortaya çıkmadığı ve takımların iki defans oyuncusu ve beş forvetle oynayabildiği, yıldızlara yaslanmanın kolektiviteye tercih edildiği yıllar. 1962 yılında yapılan Kıtalararası Kupa maçını anarken, Benfica kalecisi Costa Pereira şöyle diyor mesela: "Büyük bir oyuncuyu durdurabileceğimi düşünerek maça çıkmıştım, ama bizimle aynı gezegende doğmamış bir adam olduğunu görünce tersine ikna oldum..."


ÜÇ DÜNYA KUPASI SAHİBİ
Pele kendi zamanı içinde en büyük saygıyı görmüş futbolculardan birisi olması gayet normal tabii. Brezilya'nın ilk dünya şampiyonluğunda turnuvanın yıldızıydı. İkincisinde sahadaydı ve üçüncüsünde tekrar başroldeydi. Brezilya güzel futbolun kalesi algısını ilk kez o dönemde oluştururken, üst üste oynanan dört kupasının üçüncüde şampiyon olan takımın tartışmasız büyücüsü Pele'ydi.

Fakat günümüzle bir karşılaştırmak gerekirse, stilleri itibariyle Johan Cruijff, Di Stefano ve Maradona bugünün koşullarında da oynasalar, gelmiş geçmiş en iyi oyuncular arasında yine yerlerini alabilirlerdi. Pele için bu durum tartışmalıdır fakat bu Pele'nin bir dönemler neler yaptığını, bir ulusu nasıl ayağa kaldırdığını anlatmaya engel değil.


ÇOCUK YILDIZ...
Pele'nin hikâyesi de pek çok Brezilyalı futbolcu gibi fakir bir mahallede başlıyor. Babası Dondinho eski bir futbolcu, daha önce Fluminense oynamış ama o zamanlar futbolcuğun para etmediği yıllar. Dondinho da ailesine iyi bakamıyor. Pele okula giderken boyacılık yapıyor bu yüzden. Babası paraları olmadığından kağıt doldurulmuş çoraplar veya greyfurtla öğretiyor futbolu ona.

Tam da bu sırada "Pele" lakabını alıyor Edson. Tuttuğu takım Vasco'nun kalecisi Bile'nin adını Pele diye telaffuz ettiğinden arkadaşları onula dalga geçmek amaçlı takıyorlar bu ismi. "Bir anlamı yok, hatta bu ismi bana takanlarla kavga ederdim" diyor Brezilyalı efsane. Kaderin cilvesi midir bilinmez, Pele'nin yanlış söylediği Bile ismi, İbranice'den gelmekte ve "mucize" anlamını taşımaktaydı. Bu çocuk bir ulus için mucize olacaktı yıllar sonra.


16 YAŞINDAYKEN SANTOS'A
Pele çocuk yaşta birçok mahalle takımında forma giydi. 1954 yılında Ameriquinha adlı bir takımda oynarken, Waldemar de Brito'nun yönettiği Baauru'nun antrenmanlarına çağrıldı. 15 yaşındaki bu çocuk öyle büyüdi ki onu, Pele'nin dediğine göre, Brito onu Santos'un seçmelerine elleriyle götürdüğünde, oradaki yöneticilere "İyi bakın, bu çocuk dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu olacak" dedi. Eski bir milli oyuncu olan Brito'nun futbol zekâsına güvenen Santos, Brito'yu dinledi sonuçta. Pele de 16 yaşındayken, ilk maçında gol atarak Brito'nun yüzünü kara çıkardı tabii...

Pele'nin yeteneklerinin, Allah vergisi olduğu inancı yaygındır. Özellikle maç içinde antrenmandaymış gibi yaptığı top cambazlıkları, topa olan hakimiyetini ve oyun görüşünü çalışarak edinmek zor belki. Fakat o, "Doğuştan futbolcu diye bir kavramın olduğuna inanmıyorum. İnsan belki çok üstün yetenek ve teknikle doğmuş olabilir, ama tamamen anadan doğma futbolcu olduğuna inanmıyorum. Her şey çalışarak olur" diyor bu konuda. Yine de Pele'nin hiçbir zaman çalışkanlığıyla ünlü bir futbolcu olduğunu söylememek gerektiğini hatırlatarak, hikayemize devam edelim.


İLK DÜNYA KUPASININ KAHRAMANI
Hikayemizin ikinci bölümü Pele'nin Santos yıllarıyla başlıyor. Siyah İnci, 1958'den itibaren Santos'ta düzenli olarak forma giymeye başladı. Daha 16 yaşındayken Paulista Eyalet Ligi'nde gol kralı oldu ve bu başarısıyla profesyonel olduktan sadece 10 ay sonra Milli Takım'a çağırıldı. İlk milli maçı 2-1 kaybedilen ama kendisinin de gol attığı Arjantin maçıydı. Bir sene sonraki Dünya Kupası'na gittiğindeyse 17 yaşındaydı. Çeyrek finalde Galler karşısında ilk golünü attı, yarı finalde Fransa 2-1 öndeyken üç golle skoru 5-1'e getirdi. Final maçında da iki gol İsveç'e salladı. Skor 5-2'ydi ve Brezilya ilk kez dünya şampiyonu oluyordu. İsveçli defans oyuncusu Ranning, daha sonra verdiği bir röportajda; "Beşinci golden sonra ona tezahüratta bulunmak istedim" diyordu.

Pele'nin bu maçta attığı ilk gol, hâlâ turnuva tarihinin en güzel gollerinden biri olarak kabul edilir. Havadan gelen topu indirdikten sonra, tek bir sekişine izin verip, rakibin üstünden aşırtmış ve daha sonra yerden kaleye vurmuştur Pele. Brezilya'nın ilk kupası ve efsanenin başlangıcının kahramanıdır Pele, biraz da bundandır gelmiş geçmiş en iyi sayılışı.


SANTOS'LA BREZİLYA'DA DEVRİM
1962 Dünya Kupası'nda sakatlığı yüzünden başrolde değildir ama yine de şaşmpiyonluğa ortaktır Pele. Kulüp bazındaysa Santos ile çok iyi gitmektedir. Liberatoderes'i Penarol'den, Kıtalarası Kupayı ise Benfica'dan kaparlar. Pele yine başroldedir; peşinde Juventus, Real Madrid ve Manchester United vardır. İşte tam böyle bir dönemde, Brezilya hükümeti Pele'yi "resmi milli hazine" ilan eder. Bu koşullarda Pele'nin yurt dışına çıkması bile yasaklanmış olur. Bir futbolcu, bir ulus için ilk kez bu kadar büyük hâle geliyordur.

60'lı yılların başındaki Santos, aldığı iki Kıtalararası Kupa, iki Libertadores ve üst üste beş şampiyonlukla (61-65) ülkesinin ve kıtasının en iyi takımlarından biri oldu. Fakat on yılın ikinci yarısında aynı başarıyı gösteremedi. Yine de 67 yılında çıkılan dünya turu Pele'nin ününün düşmemesini sağladı. Örneğin Nijerya'daki iç savaş 48 saat Pele için durdu. Bu futbolun politik gücüne dair de bir işaretti. 


YÜZYILIN TAKIMI SEÇİLEN TAKIMLA...
Hikayenin üçüncü kısmı Pele'nin 1970'de yeniden doğuşu ve batışıyla oluşmakta. Gelmiş geçmiş en iyi takımlardan biri olarak görülen o yılki Brezilya takımı bol gol atarak finalde İtalya'nın karşısına geldi. Final maçının 18. dakikasında Pele kafayla açtı perdeyi. Maç  4-1 bitti 90 dakikanın sonunda. Brezilya üçüncü kez kazandı. Final maçının ardından İtalyan defans oyuncusu Tarciso Burgnich şöyle diyordu gazetecilere; "Onu kendim gibi etten ve kemikten zannetmiştim. Yanılmışım."

1972'de Pele'nin Santos'u Mithatpaşa Stadı'nda Fenerbahçe'yle de oynadı. 32 yaşındaki Pele'nin ve Santos'un eski hallerinde olmadığı yıllardı. Son üç sezonda sadece bir kez 10 golü geçebilmişti. Maçı Santos 6-1 kazanırken Pele'nin tek gol attığı maçı Milliyet'teki yazısında şöyle yorumlamıştı Kamuran Bapçum; "Elbette 10 yıl öncesinin fırtına adamı değildi ama yine de Pele'ydi" diyordu. Can Bartu ise; "Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi futbolcusunu izledik. Onunla birlikte takımı da büyüdü" diyordu. Pele ise "kolektif futbol oynamıyorsunuz" diyerek çuvaldızı bize batırıyordu.


FUTBOLU AMERİKA'YA YAYMAK...
Ve geldik hikayenin dördüncü ve son kısmına... Pele, 1974 yılında futbolu bıraktığında 33 yaşındaydı. Sadece Santos'la hazırlık maçlarına sıkıyordu arada sırada. O sırada Cosmos'un teklifi geldi, Pele asla böyle geri kalmış bir ülkeye gelmeyeceği cevabını vermişti. Ama Cosmos önerdiği fiyatı söyledi. Yıllık 6 milyon dolar. 34 yaşındayken Cosmos'un yolunu tuttu Pele. Üç sezon burada forma giydi. Amerikalıların 'soccer franchise'ının yüzüydü. ABD'de bu spora olan ilginin artmasına o sebep oldu. Kariyerinde 1283 gol atmıştı...

Cruijff onun için; "Pele mantığın sınırlarını zorlayan tek oyuncuydu zamanında" diyor, Fontaine ise "Onu görünce kramponlarımı asasım geldi" diyordu. Milli takımdan ve Santos'tan takım arkadaşı Clodoaldo ise, "Gittiğimiz bazı yerlerde ona dokunmak istediler, bazı yerlerde öpmek... Bazı yerlerdeyse yürüdüğü toprakları öptüler" diyordu onun efsanesini anlatırken.


ROMARIO: "AĞZINA TERLİKLE VURASIM GELİYOR"
Pele ise FIFA'nın yüzü olarak pek çok organizasyonda bulunuyor, fikirlerini belirtiyor. Maradona'nın aksine, o belâ adam olmaktansa bir iş adamı olarak görsel veriyor futbolseverlere. Söylediği eleştirilen çok şey var bu yüzden. Örneğin geçen kupa öncesinde "İşçi ölümleri önemli değil, statların inşaatı bitsin yeter" diyerek efsanesini sayısız kere olduğu gibi bir daha zedelemişti. Romario, "Pele ayağında futbol topu varken her şeyimizdir. Bir efsanedir. Ama yokken ağzına terlikte vurasım geliyor" diyor. Romario'nun haklı olduğu çok yan var elbette.

Velhasıl kelam; yazının başladığı yere dönersek; Pele'nin futbolun filozofu olduğunu söylemekzor. Hiç teknik direktörlük kariyeri olmaması da kaçışlarından biri olarak kendisine sunuluyor zaman zaman. Babasının annesiyle verkaçıyla attığı gol (ki bu kendi deyişidir Dondinho'nun) 1940'ta değil de 1980'de gelse; Pele "gelmiş geçmiş en iyi oyuncu" sayılacak bir performansa çok büyük ihtimalle ulaşamazdı. Ama zamanımızda doğmadı, dolayısıyla "gelmiş geçmiş en iyi" olmasa da en iyilerden biri olduğu gerçeğini kabul etmek gerek.
Doğum tarihi: 21 Kasım 1940
Ülke: Brezilya (92 milli maç, 77 gol)
Pozisyon: Arka forvet, ofansif orta saha
Öne çıkan özellikler: Top cambazlığı, çalım, top tekniği, pas, oyun zekâsı
Boy: 1.73 cm
Oynadığı takımlar: Santos (56-74), New York Cosmos (75-77)
Brezilya Milli Takımı (57-71)
Goller: 1363 maç, 1281 gol

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: