"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

20 Ekim 2009 Salı

Tanrının eli: Diego Armando Maradona

Hayatı film olsa, oldukça sürreal bir film olur, "fırtınalı gerçeklik" akımını başlatırdı.
"Onun portakal ve mandalinayla yaptıklarının yarısını ben futbol topuyla yapamıyordum" diyor milli takımdan arkadaşı Burruchaga. Platini de aynı şeyi onaylıyor; "Benim topla yamadıklarımı o portakalla yapıyordu" Bu portakal demeçlerinin sebebi Maradona'nın daha ufak bir yıldız adayıyken Arjantin televizyonlarında yaptığı şovlardı...

Maradona bugün futbolla içli dışlı olan 30-40 yaş üstü pek çok izleyiciye göre, gezegenin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu. FIFA'nın yüzüncü yılı dolayısıyla 2009 yılında yaptırdığı halk oylamasında birinci çıkması da bu bağlamda hiç şaşırtıcı değil. Muhakkak ki, hem Arjantin'le aldığı Dünya Kupası'na hem de nispeten döneminin sıradan takımlarından Napoli'yle şampiyonluğa ulaşması, onu bu pozisyonun diğer adayları arasında farklılaştırıyor. Fakat onun en büyük farkı; bol gözyaşı, sansasyon, skandal ve macera içeren hikayesi aslında...


FAKİRLİĞİN KOYNUNDAN
Bu hikaye Buenos Aires'in fakir bir ilçesinde başlıyor. Anne Tota'nın iddiasına göre sürekli karnını tekmelediğinden belli oluyor futbolcu olacağı. Hastanedeyse "Goooooool" diye bağırıyor doğum anında Tota. Oldukça iyi bir sahne kurulmuş değil mi? Tota'nı bu inandırıcılıktan uzak hikayesini bir kenara bırakalım şimdilik. Aile, derme çatma barakalarına dönüyor. Baba Chitoro bir işçi olarak ailesinin geçindiremiyor. Diego'ya ilk topunu bile amcası Cirillo alıyor, üç yaşındayken. Bir kanalizasyon çukuruna düştüğünde, boğulmaya başlayan küçük Diego'yu kurtaran da o. Bu Diego'nun yoksulluklar içindeki mücadelesiydi ve sahadaki karakterine de yansıyacaktı...

10 yaşına geldiğinde Maradona yörenin yerel kulübü Estralla Loja'da top koştururken, Argentinos Junior altyapısının yetkilileri onu gördü ve transfer gerçekleşti. Devre aralarında da ufak gösteriler yaparak, hem televizyonlarda hem de stadyumda kendini gösteriyordu. Üzerindeki baskılar bu yıllarda onun narsizmini tetikleyen bir hâl aldı. Ailesi onun hayatlarını kurtarmasını bekliyordu, takım yetkilileri bonservis hesabındaydı. Etrafındakiler ona ağabeylik yapar gibi görünürken, aslında herkes bu yetenekli adamdan üzerine düşen payı almaya çalışıyordu.


PALLADINO'NUN SUÇU
Maradona ise hepsini tatmin edebilecek kadar büyük bir yetenekti gerçekten. Fakat fazla çelimsizdi. Daha sonra hayatını olumsuz etkileyecek 'Palladino programına' burada başladı. Bir düzine iğne ve hapla gelişiminin sağlanması bekleniyordu. Bu sırada yıldızı yükseliyordu; 16 yaşına geldiğinde ilk maçına çıktı, 18'inde artık Argentinos'ta düzenli olarak forma giymeye başlamıştı.

78 yılında, 35 maçta 25 gol attığı bir sezonun ardından Dünya Gençler Şampiyonası'nı kazanan Arjantin takımının yıldızı oldu. Artık ailesine bakan da oydu, ailesinin şımarttığı da oydu. Basının büyük ilgisiyle karşı karşıyaydı.


MENOTTİ: "PSİKOLOJİK OLGUNLUĞU YOKTU"
Menotti ise onu yavaş yavaş milli takıma da adapte etmeye çalışıyordu. Buna karşın, 78 Dünya Kupası kadrosu 22 kişiye düşürülürken Maradona'ya da kupada olmayacağını açıklanmıştı. Jimmy Burns'e verdiği bir röportajda, "Hem yaş hem de psikolojisi itibariyle yenilgiyi kaldıracak bir olgunluğa sahip değildi" diyordu Menotti. O bunu söylerken, Maradona'nın aynı gün, kendisini odasına kilitleyip hüngür hüngür ağlamasıyla Menotti'yi haklı çıkarıyordu galiba.

Daha sonra verdiği bir röportajdaysa Maradona en büyük üzüntüsünü bu kupaya katılamamak olarak açıklıyordu Maradona ve Menotti'ye de "Demek ki Menotti yanlış bir şey yapmamış. Dünya Kupası'nı kazanan bir hoca yanlış yapmış olamaz" diyerek hak veriyordu. Ama yeteneği inanılmazdı. Bunu Menotti de biliyordu. Hızlıydı, atikti, top ayağından alabilecek biri doğmamış gibiydi... 


BOCA İLE EFSANE SEZON
1980 yılında 45 maçta tam 43 gol atarak adeta bir makine gibi işledi Maradona. Bir orta saha oyuncusunun böyle bir rakama ulaşması, Avrupa'nın kapılarını açmış olsa da -ciddi talipleri arasında Tottenham, Sheffield United ve Juventus da vardı- o Boca'yı tercih etti. Takım şampiyon oldu, Maradona'ya tapıyordu Bocalılar.

Dünya Kupası iyi gitmedi. Kupa öncesinde yedikleri tekmelerden yılan Maradona pek çok maç kaçırmıştı. Basınla beraber, Maradona'nın şöhretini kullanmaya ısrarlı olan cunta da baskı oluşturuyordu Diego üzerinde. Bu sırada Falklands'ın (bakış açınıza göre Las Malvinas da olabilir) işgali de geldi. Ortam da Maradona gibi gergindi. Yine de oynadığı beş maçta da iyi oynayan Maradona, büyük pazarlıklar sonucu Barcelona'nın yolunu tuttu kupanın ardından.


ACI VATAN BARCELONA
Gece kulüpleri, uyuşturucu kullandığı iddiaları ve hocalarıyla kavgaları ilk olarak bu dönemde başladı. Etrafında bir sürüyle geziyordu adeta. Arjantin'den gelen arkadaşları için villasını büyüttürmüştü. Ufak bir tarikattı bu. İki sezon forma giydiği Barcelona'da çöktü Maradona. Sarılıktan üç ay sahalardan uzak kaldı, sonraysa ayağı kırıldı. Vatanını özlüyor ayda 15 bin dolarlık telefon faturası ödüyordu. Kulübün doktorlarına güvenmeyip özel antrenör getirmesiyle Başkan Nunez'le, menajerinin sürekli cin fikirleriyle etrafında dolaşması üzerine Teknik Direktör Lattek'le arası açılmıştı. Öyle ki Lattek, menajeri Cyterszpiler'in kulübe adım atmasını yasaklamıştı.

Lattek'ten sonra kulübün başına gelen Menotti de çözüm olmamıştı bu duruma. Bir de Kral Kupası finalindeki kavga sebebiyle üç ay ceza alması, özel hayatı kontrol manyağı bir kulüp sayabileceğimiz Barcelona'yı en sonunda bezdirdi. Maradona 33 maçta 22 gol attığı iki sezonun ardından Napoli'nin yolunu tuttu.


TANRI, MAFYA VE NAPOLİ
Napoli İtalya'nın köklü kulüplerinden biri olmasına karşın 1982-83 sezonunda orta sıralarda, 1983-84 sezonunda ise ligi düşme potasında bitirmişti. Bir çıkış yolu arıyorlardı; rekor bir transfer ücreti ödemeye razılardı Maradona için.

O, Napoli'ye gerdiğinde Napolili taraftarlar ortalığı bir karnaval havasına sokmuşlardı. İlk sezon sonunda herkes ona hayran kaldı. Takım ligi üçüncü bitiriyordu ama mafya üyeleriyle katıldığı özel partiler basının gündemindeydi. "Napoli için tekerlik sandalyede olsam bile oynarım" diyen Diego, 86 Dünya Kupası'nda takımının en büyük kozuydu. Takımın başına geçen Carlos Bilardo pragmatik çözümleriyle ünlüydü. Meksika'nın sıcağı soğuk etmeye çalışan takım tamamen Maradona'nın üzerine kurulmuştu. O günlerde Arjantin hızlı bir kontra-atak takımı görünümündeydi. Fiziksel olarak üst seviyedeydiler ve Maradona da takımına kupayı vermek istiyordu...


TANRI'NIN ELİ VE KUPA
Grup aşamaları ve ikinci turun ardından İngiltere ile karşılaştı Arjantin. Maçın ikinci golü, belki de Maradona'nın kariyerinin en güzel golüydü. Kendi yarı sahasından topu alıp iki kişiyi peşine takmış, üçüncü ve dördüncüyü seri çalımlarla geçmiş, beşinci olarak kaleciyi de aşarak topu kaleye yollamıştı. Ama tabii bu gol gümbürtüye gitmişti. Çünkü Maradona kafa topuna çıkarken, 'Tanrı'nın elini kullanmış' ilk golü eliyle atmıştı.

"O pozisyonda bir elle oynama varsa bile o el, Tanrı'nın eli" diyordu Maradona. "O golü elimle attığım bir için an, bir saniye bile olsun pişmanlık duymadım." Arjantin halkıysa Falklands'ın rövanşını aldığını düşünüyordu...

Yarı finalde Belçika'ya 2 gol atan Maradonalı Arjantin, Batı Almanya'nın karşısına çıktı. 114.600 biletli seyircinin izlediği bu maçın sonucunda Arjantin milli takımı ikinci kez Dünya Kupası'na uzandı. Turnuvanın en değerli oyuncusunun kim olduğunu tahmin etmişsinizdir.


NAPOLİ'Yİ YARATAN ADAM
Maradona bir şampiyon olarak Napoli'ye döndü. Kendine güveni daha yüksekti, etrafı daha da genişlemişti. Partilerin aranan ismiydi. Napoli'de elbette iyi oyuncular vardı. Careca, Alemao, Crippa ve Ferrara gibi isimler dikkat çekiyordu.  Ama sezon sonunda onların duble yapmasını sağlayan Maradona'ydı. Hatta Careca, Napoli'ye gelmesinin tek sebebinin Maradona'yla yan yana oynamak olduğunu ve bu uğurda daha yüksek sözleşme tekliflerini geri çevirdiğini söylüyordu. Napoli, Serie A'yı alan ilk Güney İtalya takımı oldu.

İkinci sezonda ikinci oldular. Bir sonraki sezonsa Inter, ligi kasıp kavurdu ama UEFA Kupası finalinde Stuttgart'ı yenerek kupaya uzandılar. Bir sonraki sezon ikinci şampiyonluk geldi. Şimdi sıra, 1990 Dünya Kupası'ndaydı...


NAPOLİ TRİBÜNLERİ ARJANTİN'İ DESTEKLİYOR
Grup aşamasını geçtikten sonra, penaltılarla Yugoslavya'yı eleyip yarı finale kaldı. Ev sahibi İtalya'yla yapılacak maçtan önce Maradona, Napolili taraftarlara seslenerek "Gelin ve Arjantin'i destekleyin" demişti. Yıllardır ayrımcılıkla karşılaşan Napoliler bu çağrıya kulak verdiler. Arjantin 1-1 biten maçın ardından penaltılarla 4-3 kazanarak finale kaldı.Finalde rövanş Brehme'nin penaltı golüyle Batı Almanya'nın olurken Maradona'nın göz yaşlarına boğuldu o kare hâlâ akıllardadır.

Kupa dönüşü Maradona'nın çöküşü başlamıştı. Kokain, sürekli aldığı ilaçlar ve hızla kilo vermesi için seçilen yanlış tedaviler başına belâ oldu. Napoli yedinci olurken, kulüpte de gözden düşüyordu yavaş yavaş. "Stresliyim" diyor antrenmanlara çıkmıyordu. Mafya üyesi arkadaşları artık yeterince pastadan pay alamadıkları için ona sırt çevirmişti. Bir de evlilik dışı bir çocuğu olmuştu ve onu kabul etmiyordu. Maradona her şeyin kötü gittiği günlerde yapılan bir röportajda, "Hayatım boyunca çok çalıştım. Hiçbir şeyi hak etmediğimi söyleyenler yavaş olsunlar, kıçımı öpsünler!" diyordu hatta. Bir gün doping testinde kokain kullandığı da ortaya çıkınca 15 ay ceza aldı... Altın günlerin yerini kara günler alalı çok oluyordu.


KAÇIŞ ADRESİ, İSPANYA
Cezasının bitişinin ardından, Maradona kendisine haksızlık yapıldığını düşünerek İspanya'nın Sevilla takımıyla anlaştı. 25 maçta 5 gol atarak sezonu tamamladı. Sezon boyunca bekleneni veremedi ve Newell's'a geçti. Artık eski Maradona olmak için tek şansı 1994 Dünya Kupası'ydı. Turnuvaya iyi de başlamıştı ama doping testi hayatını yıkıyordu, yine pozitifti...

1995-96 sezonuna kadar futbol oynamadı, aldığı kilolar ortadaydı. Boca ona kucak açtı ama ancak 11 maç oynayabildi Maradona. İkinci Boca devrinin en unutulmaz kareleri olarak, sezonun açılış maçındaki taraftar karşılaması ve sezon içinde attığı bir gol sonrası takım arkadaşı Caniggia'yı dudağından öptüğü için imza attığı skandaldı. Son iki sezonunda sadece 6 maça çıkarak futbolu bıraktı Diego...


BAŞ BELASI KİLOLAR
Futbolu bıraktıktan sonra hızlı kilo almaya başladı. 1995 yılında kısa bir süre Racing Club'ın başına geçti ama başarılı olamadı. Kokain alışkanlığı hâlâ sürüyordu. 2000 yılında Uruguay'da kokain koması sebebiyle hastaneye kaldırıldı. Havana'ya geçti ve tedavisini orada gördü. Aynı senenin eylül ayında büyük bir kaza da atlattı. 2002 yılındaysa defalarca kez aldattığı eşi Claudia'dan ayrıldı. Gazetecilere tüfekle saldırdığı için 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı ama ceza ertelendi. Her şey daha kötüye gidiyordu...

2004'te kalp yetmezliği yüzünden yine komaya girdi. Kokaini bırakması gerekiyordu artık. 5 ayın ardından tekrar Küba'nın yolunu tuttu ve bu sefer bu illetten kurtuldu Diego. "Kendimi Guguk Kuşu'ndaki Jack Nicholson gibi hissediyordum" diyordu tedavi bittiğinde. Kolombiya'ya gidip bir de mide küçültme ameliyatı oldu. Artık fit bir adamdı. Ama 2007'de bir kez daha hastaneye kaldırıldı. Kokainin yerini alkol almıştı ama o alkolü bıraktığını söylüyordu. Bunca eleştirinin içinde Arjantin Futbol Federasyonu onu milli takımın başına getirdi. Takım elemelerde çok başarılı oldu ama turnuvalarda başarılı olamayınca görevden alındı...


VIDELA-MENEM-FIDEL-CHAVEZ: SAĞDAN SOLA
Bu süre içinde daha önce liberal Carlos Menem'in ve cuntacı General Videla'yı destekleyen Maradona ile Fidel Castro, tedavi sırasında iyi dost oldular. Maradona da bu devirde sol ideolojiyi benimsedi. Şu an sol kolunda Fidel Castro'nun, sağ kolundaysa Che'nin dövmesi olan bir adam. Ayrıca Castro, Maradona'nın yazdığı otobiyografi El Diego'daki ithaflardan birine de sahip. Maradona'nın solculuğu Küba'yla da sınırlı kalmadı tabii. Venezüela Devlet Başkanı Chavez'le sık sık görüştü. Bush Arjantin'e geldiğinde onun üstünde 'STOP BUSH' yazan bir tişört vardı. Bu tabii ki Maradona'nın evrensel anlamda sıkı bir sosyalist olduğu anlamına gelmiyor...

Fırtınalı bir hayat geçirdi Diego, üstelik filmi çekilse bu kadarını da yaşamamıştır, gerçekçi değil denilebilecek türden. Ama ne yaparsa yapsın, hangi hatalara düşmüş olursa olsun, hangi dönüşümleri yaşamış olsun, ister iki yüzlü ister samimi olsun, kesin olan tek bir şey var; o da Maradona'nın dünyanın gelmiş geçmiş en iyi 5 futbolcusundan biri olduğu...
Doğum tarihi: 30 Kasım 1960
Ülke: Arjantin (91 milli maç, 34 gol)
Pozisyon: Ofansif orta saha, oyun kurucu, ikinci forvet
Öne çıkan özellikler: Üstün yetenek, çalım, top tekniği, pas, oyun zekâsı, sürat, asist
Boy: 1.65 cm
Oynadığı takımlar: Argentinos (76-81), Boca Juniors (81-82), Barcelona (82-84)
Napoli (84-91), Sevilla (92-93), Newell's Old Boys (93-94), Boca Juniors (95-97)
Arjantin Milli Takımı (77-94)
Goller: 588 maç, 312 gol

3 yorum:

NET Colik dedi ki...

Maradona bir başkaydı...

tolga dedi ki...

yazı için teşekkürler

Ersin Uzuner dedi ki...

Maradona'yı canlı izlemek ayrı bir dünya.