"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Guus Hiddink'in İlk Türkiye Seferi

Bugün (17 Şubat 2010) öğle vakitlerinde federasyon başkanı Mahmut Özgener, Guus Hiddink'in resmen A Milli Takımı'mızın başına getirildiğini açıkladı. Tüm futbol camiasına hayırlı olsun. Başarılı olacağına inanıyorum. Gittiği her takıma kısa sürede kendi mentalitesini aşılamayı bilmiş bir hoca.

Ama tabiî blogumuzun konusu "klasik futbol." Bir çoğunuzun bildiği üzere Hiddink daha önce de şanssız bir şekilde Türkiye'ye uğramıştı. 1990-91 sezonunda Fenerbahçe'nin teklifini kabul edip ülkemize gelmişti. Şimdi o günlere geri dönüyoruz:

İki sezon takımı çalıştıran Yugoslav teknik adam Todor Veselinoviç 88-89 sezonunda takımı şampiyon yapmış ama 89-90 sezonunda ikinci olunca kovulmuştu. Tabiî kovulmasının bir sebebi de daha iyi bir teknik adam bulan Fenerbahçe'nin bu adama yer açma isteğiydi. Bu adam elbette Guus Hiddink'ti. Hiddink 87-88 sezonunda Kieft, Lerby, Liskens ve Ronald Koeman'ı kadrosunda barındıran PSV'yi Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonu yapmıştı. Ardından da başarılar devam etmişti. Bunun üzerine Fenerbahçe başkanı Metin Aşık, PSV'den 250 bin mark alan teknik adama 800 bin mark önererek Türkiye'ye gelmeye ikna etmişti.

Fenerbahçeli yöneticilerle ilk kez Düsseldorf'ta görüşen Hiddink bu teklifi kabul etti. Kendisini isteyen Mechelen'i reddeden Hiddink, İstanbul'a geldi ve Fenerbahçe'nin 4 maçını izledikten sonra imzayı attı. "Fenerbahçe'den etkilenmiştim" diyor anılarında. Kendisine tahsis edilen boğazdaki villada 2 misafir odası, 2 banyo, 6 yatak odası, yüzme havuzu ve tenis kortu olduğunu, ayrıca kendine lüks bir otomobil ile çok sayıda gidiş-dönüş Hollanda bileti verildiğini hatırlıyor.

Savunmada sıkıntı olduğunu fark eden yönetim ligi pek bilmeyen Hiddink'e sormadan Galatasaray'dan sol bek Semih'i, Samsunspor'dan Ercan Koloğlu'nu, Gönen'den Erkan Avseven'i ve de Bursaspor'dan Ahmet Suphi'yi transfer etmişti. Şüphesiz vasat transferlerdi bunlar. Ayrılan kaleci Nurettin Yıldız'ın yerine de Yaşar Duran gelmişti. (Evet, İngiltere'den sekiz yiyen Ayı Yaşar!) Forvette faydasız olan Nielsen yerine Fadıl Vokri ve ikinci lig gol kralı Hayrettin alınmıştı.

Lig öncesinde 3-5-2'yi oturmaya çalışan Hiddink, üçlü defansın ağırlığından dolayı sıkıntılar yaşadı. Hazırlık döneminde dahi başarılı sonuçlar alamadılar. Sarıyer'e 4-0, Galatasaray'a 2-0, Wattenscheid'e 5-1 yenildiler, Ankaragücü ile 1-1 berabere kaldılar. TSYD'de kendini toparlayan takım Galatasaray'ı tarihi bir skorla 5-2 yenince bütün aksaklıklar unutuldu. Kupa finalinde Beşiktaş'a son dakika golüyle 2-1 yenilen takımda üzüntü vardı, ama işlerin düzeleceğine inanılıyordu.


Şansız bir dönemde, yanlış transferle lige başlayan Hiddink ilk maçta daha sonradan Fenerbahçe'ye yıllarca hizmet edecek olan İlker Yağcıoğlu ve Hikmet'in golleriyle sahadan 6-1 yenik ayrıldı. Taraftarlar takım otobüsünü taş yağmuruna tutmuşlardı. Takım bundan sonraki maçta Bolu'yu 4-2 yendi. Sonraki iç saha maçlarında başarılı olamayan takım, dış sahada ise daha iyi performans sergiledi. Trabzonspor ile yapılan ve takımın 5-3 mağlubiyetiyle sonuçlanan maç, Karşıyaka karşısındaki 6-2'lik galibiyet, 5-2'lik Antep galibiyeti ilk yarının dikkat çeken maçları oldu. Hiddink'in takımı ilk yarıyı 0 averajla (30 gol atıp 30 yemişti) 8. sırada kapadı. Gol yeme sıkıntısına çözüm bulamayan Hiddink buna karşın ikinci yarıda daha derli toplu bir takım oluşturmaya çabaladı.

İkinci yarıya daha iyi başlayan Fenerbahçe ilk dört maçında dört galibiyet aldı ve dördüncü sıraya kadar yükseldi. 20'inci haftada Ankaragücü ile 3-3 berabere kalan takım, hafta içinde kupa maçında İstanbulspor'a 3-0 yenildi. 21. haftada Sarıyer ile 0-0 berabere kaldı. 22. haftada gelen 3-0'lık Trabzon mağlubiyeti sonrasında Hiddink istifa sesleri yükseldi. Hiddink baskılara dayanamayarak istifa etti. Sezon sonuna kadar takımı yöneten Cem Pamiroğlu-Tınaz Tırpan ikilisi ise takımı ancak beşinci yapabildiler.

O sezon 58 gol yiyen Fenerbahçe, küme düşen Adanaspor'dan sonra ligin en fazla gol yiyen takımı oldu. Takım ligi sıfır averajla tamamladı. Hiddink'in o dönemdeki başarısızlığının sebeplerine inmek gerekiyor tabi. Öncelikle teknik adam kendi otobiyografisinde bazı sebepler sıralamış.

Bunlardan biri defans hattının zayıflığı ki sonuna kadar haklı. Defans hattı o günlerde çok ağırdı. Üçlü oynamaya da müsait değildi. Hiddink sezon içinde üçlü defanstan vazgeçse, değişik taktikler uygulasa da buna çare bulamamıştı.

İkinci bir sebep ise sakatlıklar olmuştu. Rıdvan sürekli sakatlıklarla boğuştu, kaleci Schumacher sarılık nedeniyle uzun süre futbola ara verdi. Hakan Tecimer ve Aykut Kocaman sakatlıklar yaşadı.

Üçüncü sebep yöneticilerin takıma müdehalesi. Hiddink kontratına "takımı kendim kurarım" diye madde koydurmasına rağmen; "Her yöneticinin bir oyuncusu vardı. Bana bu hafta oynatmıyor musun, niye oynamıyor diye sorarlar, oynaması için zorlarlardı. Hatta sigara kağıdının arkasına ilk 11 yazıp yollayan bile vardı" diyor.

En büyük sebep ise ilk yurt dışı deneyiminde Türkiye gibi her şeyin uçlarda yaşandığı, sabırsız ve magazinel bir ülkeyi seçmesiydi. Her hatasında yerden yere vurulurken, Galatasaray derbisini 5-2 aldığında göklere çıkarılıyordu. Magazinel yaşayan bir ülkede yapmaması gereken açıklamalarla Türk basınının oyununa düştü. Bir röportajında ateist olduğunu söyleyen Guus, basının ve muhafazakar halkın tepkisini almıştı. Başarısızlıklarına kılıf uydururken, Allah'a inanmadığı için başarısız olduğunu söyleyenler fazlaydı.

Türk basınının acımasızlığını bir anısıyla desteliyor Guus; Bir gün antremanda Schumacher'in burnuna gelen top yüzünden Schumi'nin burnu kanıyor. Hiddink ile Schumi anlaşıyor ve tartışmış gibi yapıp nabız ölçmeye kalkıyorlar. Sonuç facia. Ertesi gün gazetelerde Hiddink'in ona yumruk atıp burnunu kanattığı söyleniyor. Bir diğer anısında ise tesise gelen bayandan bahsediyor. O dönemler oldukça sansasyonel bir haber çıkmıştı "Hiddink basıldı" diye, daha ilkokuldaydım ama hatırlıyorum sanki. Almanca'yı iyi konuşan bu bayan kendisiyle tanışmak istediğini söyler ve evine kahve içmeye çağırır. Eşimle de tanışın der. Hiddink'i ikna eder, yurt hasreti çeken ve Türk kültürüne yabancı Hiddink, kendi kültürüne daha yakın bulduğu bu bayan tarafından kaldırılır. Hiddink eve gider. Beş dakika sonra gazeteciler evi basar.

Türk futbolu neyse ki o günlerdeki kadar histerik değil. Kurumsallaşma çabaları var. Tesisler çok ileriye gitti zaten. Basının yola girmesi mümkün görünmese de, Hiddink artık o tuzaklara düşemeyecek kadar tecrübeli. Sakatlık problemi daha az olacak zaten, seçeneği daha fazla milli takım olması sebebiyle. Kariyerini daha da geliştirmesi tartışılabilirliğini de kısıtlıyor. Başarıya giden yollar biraz daha açık.

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: