"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

18 Mart 2010 Perşembe

Ezeli Rekabet: Kızılyıdız - Partizan


Zamanında "Avrupa'nın Brezilyası" olarak anılan Yugoslavya'nın her tarafı kasıp kavurduğu dönemde daha göz önündeydi bu derbi elbette. Şu sıralar Avrupa'nın ve Dünya'nın gözünden düşmüş durumda ama klasik bir rekabet olduğu su götürmez. İki takımın kapışması Klasik Futbol severler için tam bir hazine ama bir o kadar üzücü olaylara sahne olmuş bir eşleşme. İkisi de popüler bir deyişle "annelerinin ligine" döndüler günümüz futbolunda. Ama derbinin bu haliyle bile yüksek tansiyona tanık olması bu derbiyi ilgi çekici kılıyor. Sırplar bu derbiye "Ölümsüz Derbi" adını vermişler.

İki takımın farklılıkları, aradaki rekabeti körükleyen etkenlerden elbette. Bununla başlamak gerekirse; Kızılyıldız II. Dünya Savaşı sırasında anti-faşist hareketi yürüten Sırp gençler Zoran Zujovic ve Slobodan Cosic tarafından kurulmuş bir takım. Tüm sol hareketler gibi kaynağını halktan almaya çalışan ve halkla bütünleşmeye çalışan bir kulüp. Takım bu yüzden Nazi zulmüne karşı koyan halkın moral kaynağı olmuş ve taraftar toplamış. Ezeli rakipleri Partizan ise II. Dünya Savaşı'nda Nazilere direnen Yugoslav Halkının Ordusu'nun desteklediği bir kulüptü. Nazi işgalinden sonraki dönemdeki Sosyalist Yugoslav ordusunda da görev yapmaya devam eden birçok YHO (orijinal adıyla JPA) üst düzey komutanı sayesinde Partizan ordunun takımı olarak anılmaya başlamıştı. Bu da takımın elitist bir görüntü vermelerine sebep oldu.

Kızılyıldız sol çıkışlı bir kulüp olmasına rağmen savaş bittikten sonra, Sosyalist Yugoslavya zamanında dahi Sırplara pozitif ayrımcılık yapmış bu yüzden de adım adım milliyetçi bir taraftar kitlesine sahip olmaya başlamıştı. Yine de o "ayrımcılık yapıyor" denilen günlerde, günümüzdeki koşullara göre milliyet ayrımı konusunda çok çok daha medeni olduklarını söylemek gerek. Günümüzde ise ırkçılık derecesinde aşırı milliyetçi ve saldırgan bir taraftar kitlesine sahip. Partizan da rakibi gibi aşırı milliyetçi ama "kendi içinde" nasyonel sosyal görüşlü taraftarlara sahip. Savaş suçlusu, insan kasabı Radovan Karadzic posterleri açan bir kısım taraftarı da yok değil! Siyaset futbola çoğu zaman karışır, Sırbistan'da da öyle elbet. Ülkede aşırı milliyetçilik yükselişini daha da tırmandırıyor. Partizan'ın da bundan etkilenmemesi mümkün değil.

Tribünlerde Partizan Grobari (Türkçesi Mezar kazıcılar) grubuyla, Kızılyıldız ise Delije (Türkçesi Delici, Osmanlı'nın Sırp Yeniçerileri sınıflandırmada kullandığı bir isim) grubuyla etkili organizasyonlar ve tribün şovlarına girişiyor. Çoğu zaman da iki kulüp taraftarları arasında şiddet ve holiganizm dolu atraksiyonlar yaşanıyor. Delije grubu, Partizan'ın Grobari grubuna kendisi Türkçe'den gelme bir ad taşımasına rağmen zaman zaman "Siz Sırp değilsiniz" savını destekleyen tezahüratlarla "Türk, Yugoslav, Komunist" diye hakaret ettiğini sanıyor. Grobari de Sırplığını kanıtlama peşinde. Ülkemizin yeni yeni terk ettiği satırlı, kelebekli kavgalar bu derbi öncesinde hâlâ yaşanıyor. Bu yaşananlar derbiyi başka boyutlara da taşıyor tabiî ki.

Her şeye rağmen en büyük etken bu iki kulübün Sırbistan'ın en başarılı iki kulübü olmasından kaynaklanıyor. Hatta Yugoslavya döneminin de en başarılı kulüpleri de onlar. Hajduk, Sarajevo ve hatta Dinamo Zagreb bunlara ancak "yancı" olabilmiş Yugoslavya dönemlerinde. Kızılyıldız 23 kez şampiyon olurken, Partizan 21 kez mutlu sona ulaşmış. Yugoslavya bölündüğünden beri ise Partizan 8-6 önde.

İki takımın da Avrupa'da finalleri, yarı finalleri var. Partizan ilk kez Şampiyon Kulüpler Kupası'nda final oynayan Yugoslav takımı. Ekôlün oluşmasında öncülük etmiş bir ekip. 1966'da kupayı Benfica'ya kaptırmışlar. Kızılyıldız ise uzun süre final görememesine rağmen birçok yarı ve çeyrek final görmüş, 1979'de UEFA finali oynamış ama kaybetmiş, 1991'de yakaladığı jenerasyon ile Şampiyon Kulüpler Kupası ve Kıtalararası Kupa'ya uzanmış bir takım. O takımda Savicevic, Mihajlovic, Jugovic ve Pancev gibi isimler var.

İki takım arasında unutulmaz maçlar sürekli yaşanmış. Rekabetin tohumları ilk olarak 1947'de atılmış. O maçı Kızılyıldız deplasmanda olmasına rağmen 4-3 kazanmış. Kızılyıldızlı Kostic ve Dzajic derbi tarihinde 9'ar gol atarak derbinin en golcüleri olmuş.

İki takım arasında oynanan maçlarda Kızılyıldız daha başarılı olan taraf. Bugüne kadar oynanan 141 derbiden 64'ünü Kızılyıldız, 33'ünü Partizan kazanmış. 41 maç ise berabere bitmiş. Ajax'ta da forma giymiş olan Velibor Vasovic, Milko Djulkovski, Antun Rudinski ve Dejan Joskimovic her iki
kulüpte de derbi heyecanı yaşayan isimler olmuşlar.

Özellikle 80'li yılların ortalarından Yugoslavya'nın yıkılışına kadar geçen süre zarfında; Kızılyıldız'ın başarıları sonucu daha da hırslanan Partizan'ın futbolunu geliştirme çabalarıyla güzel maçlar ortaya çıkarmış. Saviçeviç, Stojkoviç, Djukiç, Pançev, Prosinecki, Jugoviç, Darko Kovaçeviç, bir dönem Fenerbahçe kalesini koruyan "Partal" Lukovcan, yine ülkemize uğrayan ve Beşiktaş'ta forma giyen Mrkela Kızılyıldız adına; Predrag Mijatoviç, Marko Pantiç, Zlatko Zahoviç, Dragan Ciric, Nebosja Gudelj, Srecko Katanec, kulübün araba kazasında ölen efsane ismi Drangan Mance, eski İstanbulsporlu Ömeroviç, eski Fenerbahçeliler Fadıl Vokkri, Zoran Mirkoviç ve Djoni Novak ise Partizan adına o dönemlerde derbi heyecanını yaşayan isimler.

Yugoslavya bölündüğünden beri Partizan'ın ligde biraz daha başarılı olduğunu söylemiştik. Oyuncu yetiştirme konusunda FIFA'ya göre hâlâ Ajax'tan sonra dünyanın en iyi ikinci genç akademisine sahip olan Partizan takımı Sırbistan milli takımına birçok oyuncu gönderdi ve göndermeye devam ediyor. Pantelic, Vidic, Kezman, Ljalic ve Jovetic son dönemde Partizan altyapısından çıkan başarılı oyuncular. 80'li ve 90'lı yıllarda tüm Avrupa liglerinde Yugoslav furyası estiğini hatırlayacak olursak, Partizan'ın ve Kızılyıldız'ın nasıl altyapılara sahip olduğunu anlayabiliriz. Şu an Kızılyıldız bu konuda Partizan'ın biraz gerisinde kalmış vaziyette.

Bir dönemler oynadığı hızlı ama bireysel yeteneklere ve şova dayalı futboluyla ekôl olmuş Yugoslavya'nın en büyük iki kulübü Kızılyıldız ve Partizan. Böyle önemli bir futbol ülkesinin en önemli derbisi de bu işte. Eski önemini kaybetmiş olsa da, eski önemine kavuşması özlemle beklenen bir derbi. Kırmızı-beyaz'ın ve Siyah-beyaz'ın kapışmasının, şiddetten uzak, kardeşliğe daha yakın olduğu eski günlere dönmesi dileğiyle. Onları izlemek bir zevkti çünkü.

Bu arada Yugoslavya'nın dağılması sırasındaki futbol üzerinden oynanan ırkçı oyun ve entrikalar konusuna, o topraklarda yaşamış bir ailenin oraları görememiş bir ferdi olarak daha sonra detaylı olarak girebilirim...

1 yorum:

Gökhan Cömert dedi ki...

Çok güzel bir yazı. Tebrikler... İlginizi çeker umarım,
Yugoslav futboluyla ilgili bir yazım: http://devrimcibosnak.blogspot.com/2009/10/savas-sporla-anlamak.html

Selamlar...