"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Vicente Del Bosque Tipi Hocalık

Şampiyonlar Ligi'ni kazanmıştı ama beğenilmemişti. "O takımı dedem de şampiyon yapar" diyorlardı o zaman. "Abi elinde Raul var, Anelka var, Mijatovic var, bırak da şampiyon olsun" diyen çoktu. Aynı adamlarla, takım bir daha şampiyon olmadı, onu hiç düşünmezler tabi. Bunda Real'in olumsuz imajının da etkisi var elbette. Ondan olsa gerek, Guardiola'ya tek bir lâf etmeyenler, o zamanlar Del Bosque'ü eleştiriyorlardı. Del Bosque de zaten kupayı aldığı sene gönderilmişti.

Şimdi olay şurada ki, Del Bosque gerçekten de Dünyanın en iyi 10 antenörü arasına girebilecek bir teknik kapasiteye ve sistem bilgisine sahip değil belki de. Gayet bilgili elbette, haşa! Ama en iyi 10'a girecek kadar değil bana göre. Şu turnuva öncesi en iyi 10 antrenörü sayarken onun adını sayan az olurdu, buna eminim. Kariyerinin her sezonunda, her anında bu böyle oldu ama "dedem de, nenem de şampiyon yapar Real'i veya İspanya'yı" demekle olmuyor.

Del Bosque'un müthiş, komplekslerden arınmış bir entellektüel zekâsı olduğunu, daha da önemlisi insan ilişkilerinde ne kadar üstün olduğunu kabullenmek gerek. Gittiği her yerde babacan tavırlarıyla onca yıldızı tek bir potada eritebiliyor. Bakın Domenech'e bütün takımı isyan ettirdi. Del Bosque yönetiminde ise bırakın isyanı bir futbolcunun dahi mutsuz olduğunu görmek zor. Real Madrid dönemini hatırlayalım. Deparına kurban olduğum McManaman gibi büyük bir yıldız bile yedek olmasına rağmen gelen onca teklife rağmen, takımda kalmak istiyordu. Zaten başarıyı getiren de bu olmuştu.

Gelelim günümüz İspanya'sına. Del Bosque her zamanki sakin ve sükunetli tavrıyla işleyen tekere çomak sokmadı. Senna yerine Busquest'i oynatması bu bağlamda çok da anlamlı. Kendi egoları uğruna, kendi takımını kurmaya çalışmadı. Tüm oyuncularını mutlu etti. Her zamanki gibi doğru ilk 11 tertipleriyle çıktı. Başka yapması gereken bir şey de yoktu zaten. O böyle görevlerin adamı. Belki de Beşiktaş'ta o yüzden başarılı olamadı. Ondan yepyeni bir takım kurması isteniyordu Beşiktaş'ta. Del Bosque takım kuran adam değildi, Del Bosque oyuncularından maksimum performansı almayı bilen ve bunu her şeyin üstünde tutan bir adamdı çünkü. Dün de İspanya'yı şampiyon yapmayı becerdi. Hem de işleyen güzel bir futbolla. Cruijff'un mirasını tepen Hollanda ise yine finalde kaldı ama diğer iki final oynayan takımın aksine iyi hatırlanmayacaklar. Marwijk yarınlarda Hollanda'nın güzel futbol inancını ve direncini kıran adam olarak anılacak belki de. Del Bosque ise hem kulüpler bazında, hem de milliler bazında en büyük kupaya uzanan babacan, güleç, pozitif bir antrenör olacak.

Sonuç olarak Del Bosque efsaneler arasındaki yerini aldı. 50 sene sonra konuşulacak başarılara ismini attı. Büyük antrenör olduğunu, futbolun sadece taktik ve sistem bilgisi olmadığını, futbol politikasının ve oyuncu yönetiminin de çok önemli olduğunu kanıtladı.

Ve son olarak, onun stilinin tam tersinde bir futbol filozofu olan Johan Cruijff mirasına saygı gösteren bu adam aracılığı ile, bir anlamda kendinin de kazandığı ilk Dünya Şampiyonluğuna sevinebilir bence. Yıkıp yeniden yapılandırdığı Barça altyapısı milli takımı, La Liga'yı ve İspanya'yı buralara getirdi. Barcelona'nın İspanya'nın lokomotifi olduğu, diğer takımların iki üç adım önünde olduğu gerçeği "overrated" bir olgu değil gerçekten de. Madridistalar kusura bakmasın. Lâfı yine Cruijff'a getirmeyi bildik bu arada.

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: