26 Ağustos 2010 Perşembe

1978 Dünya Kupası Öncesinde Arjantin ve Boykot Çağrıları

1978 Dünya Kupası'nın Arjantin'de yapılması çok önceden; daha 1970 yılında kararlaştırılmıştı. Fakat 1976'nın Mart ayında General Videla ülkede ekonominin kötüye gidişini bahane ederek, Isabel Peron'a karşı askeri darbe yapmış ve yönetimi ele geçirmişti. Tüm politikacılar göz altına alınıyor, tüm sendika ve partiler kapatılıyordu. Her darbede olduğu gibi yine sol ayrıca bir darbe yemişti. 1973'te Şili'nin yaşadıklarını şimdi de Arjantin yaşıyordu.

General Videla devlet başkanı olmuş, Dünya Kupası'na da ayrı bir umut bağlamıştı. Ülkedeki radikalleri, Peronistleri, Katolikleri, Protestanları ve Yahudileri bir kazanda eritmek için biçilmiş kaftandı. Hatta bunun için ülkeye renkli televizyon getirilmişti, imaj uzmanları tutmuştu. Dünya Kupası hazırlıkları için kurduğu heyetin başına Generallerinden Actis'i getirmişti. İlk basın toplantısında Actis vurularak öldürüldü. Bu olay üzerine 11,000 kişi göz altına alındı ve "kayboldu."

Bu arada birçok Avrupa ülkesi de cuntayı eleştirmiş, çeşitli şekillerde kampanyalar yürütmeye çalışmışlardı. Bireysel ve ülkesel tepkiler vardı. İlk boykot çağrısı İsveç'ten geldi. İsveç parlementosu federasyona başvurarak boykot istedi fakat federasyon kabul etmeyince boykot gerçekleşmedi. Yine de tartışmalar tüm İskandinavya'ya yayılmıştı. Hollanda da ciddi sloganlar atılmaya başlamıştı.



Fransa'da büyük topluluklar boykot çağırısı yapıyor afişler bastırıyordu. Özellikle Anarişt Federasyonu adı verilen yeraltı kuruluşu meydanlara çıkıyor ve boykotu da argüman olarak kullanıyordu. Ulusal cepheden de tepkiler vardı. Onlar da kendi afişlerini bastırdılar.



Sonuçta takım hâlinde kupayı boykot eden olmadı ve elemeleri geçen tüm takımlar turnuvaya katıldılar. Fransa faşistleri evlerinde yenmeye karar vermişti. Sosyalist Menotti'nin "faşist" Generaller takımı Arjantin'e yenildiler. İkinci grup maçlarında ise Arjantin zorlanıyordu ve son maçında iyi bir takım olan Cubillas'lı Peru ile karşılaşacaktı. Arjantin'in farklı  kazanması gerekiyordu ve 6-0 kazandı da. Hükümetin, Peru ordusuna büyük rüşvet verildiği iddiaları ortadaydı. Bu arada direnişte sürüyordu. Arjantin'in dördüncü golü sırasında Maliye Bakanı Alemann'ın evinde bomba patlamıştı bile...  Arjantin finalde Hollanda'yı da uzatmalarda 3-1 yenerek kupayı aldı. Generaller kısa bir süre için de halkı birleştirdiler ve sokaklarda "Arjantin! Arjantin!" sesleri inledi.

Belki de en büyük direnişi Hollanda göstermişti bu arada. Cruijff cunta yüzünden kupaya gelmeyeceğini söylemişti ve gelmemişti. (Daha sonra bunun yanında bir yıl önce yaşadığı bir rehin olayı yüzünden kendisinin ve eşinin psikolojisinin bozuk olduğunu ve bu yüzden katılmadığını söyledi.) Final maçındaki seromonide Hollanda takımı Arjantin delegasyonunu selâmlamamıştı.

Arjantin teknik direktörü Menotti ise takımının galibiyeti ardından "bu Arjantin'in eski ve güzel sporuna edilmiş bir sadakat yeminidir" diyordu. Ona göre bu eski ve güzel Arjantin'e bir göndermeydi. Bu yönetim mevcutken milli takımın başında kalması bazılarınca eleştirilmişti. Ayrıca yazdığı bir makalede takımının böylesine atak ve akıcı oynayarak özgür Arjantin'i anımsattığını bir karşı görüş olarak iddia etmişti. Generalleri kurtardığını kabul etmiyor, en azından etmek istemiyordu...


1 yorum:

Adem dedi ki...

bunları hiç görmemiştim. oldukça orijinal bir konu olmuş. eyvallah.

Bu gadget'ta bir hata oluştu