"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

31 Ağustos 2010 Salı

Bacaksız kral: Romario

Hem deha, hem arıza, hem melek hem şeytan; kısacası Romario işte...
Küçük adamların, küçük yatırımlar yaparak büyümesi ve işinin patronu olmasıdır Amerikan rüyası. Güzel bir eve, hızlı bir arabaya ve harika bir eşe sahip olma hikayesi böylece romantize edilir filmlerde. Güney Amerikan rüyasıysa bundan çok farklı ve gerçektir. Brezilyalı fakir bir çocuk, hayatını yatırımlar yaparak kurtaranların sayısının az ne kadar olduğunu bilir. Onun rüyası futbolcu olmaktır. Futbolcu olmayı başarırsa; güzel bir ev, hızlı bir araba ve harika bir eşten çok daha fazlasına sahip olur. Hele bir de milli olursa, ağızlarda dua olur. İşte bu Amerikan rüyası değil, Güney Amerikan rüyasıdır. Romario belki de bu hayalin peşinden hükümdarlığını ilân eden binlerce Brezilyalıdan sadece biri. Ama en parlaklarından olduğu kesin.

Jorge Valdano'nun, "O bir çizgi film kahramanıdır" dediği "Bücür" lâkaplı Romario'nun kariyerinde 70 milli maçta 55 gol var. Dünya Kupası'nın en değerli oyuncusu seçildiği 1994'ten beri, belki hep en büyük takımlarda oynamadı ama gol sayısını hiç düşürmeden devam etti kariyerine. 1000 golü aşan, bunu üç ligde hem de defalarca kez gol krallığı elde ederek beceren bir adam olarak, kariyerindeki binbir türlü haylazlığı yapmak belki de bir tek onun hakkı. Hollanda, İspanya, Brezilya, ABD, Avustralya ve Katar gibi ülkeleri dolaştı. Ama, "Tanrı beni, insanlara gollerimle keyif vereyim diye yaratmış" diyen Romario için her şey Olaria'da başladı...


BADANACININ OĞLU
Romario'nun badanacılık yaparak geçinen babasının oturduğu varoş kasabasında başladığı futbol yaşantısında ilk durağıydı Olaria. Daha küçük bir çocukken dikkati çektikten sonra, 15 yaşında Vasco'nun yolunu tuttu ve dört senede A takıma ulaştı. İlk sezonunda attığı 11 gol, milli takım hocalarının hemen dikkatini çekti zaten. Yeteneği çok barizdi, top ayağına yapışıyordu Romario'nun. Daha da önemlisi, o topu istediği yere, istediği şekilde, kalenin istediği bölgesine yollayabiliyordu. Hemen U-18 Milli Takımı'na alınması kaçınılmazdı. Ama Romario'nun bazı sorunları vardı; varoşların düzensizliğini futbol hayatında da sürdürdü. 1985 Dünya Gençler Şampiyanası'nda ilk vukuatı geldi Romario'nun; Moskova'da bir otelin balkonundan aşağı işemiş ve kadro dışı kalmıştı. Eğitimsiz bir çocuktu Romario, ama yeteneği büyüktü sonuçta.

Bir sonraki sezon... 40 maçta 30 gol... Futbolcu genç, futbolcu bu yaşında 30 golü buluyor... Ertesi sezon 24 gol... Avrupa kulüpleri kapıda ve ilk kez A Milli takıma çağırılıyor... Olimpik Milli Takım'la 21 yaşında hem şampiyon oluyor hem de turnuvanın gol kralı... Kadroda Taffarel, Careca, Bebeto, Mazinho, Andre Cruz, Jorginho... Yıl 88 yaş daha 21... Avrupa kulüpleri çek defterini çıkarıyor artık ceplerinden... En ciddi talipse PSV.



PSV DİREKT HÜKÜMETLE GÖRÜŞTÜ
PSV bu transferde öne geçmek için neler yapmıyor ki... Sponsor Phillips devreye girmiş bir kere. Phillips yöneticileri direk Brezilya'ya uçarak, hükümetle görüşüyor. ve Brezilya devletinin borcundan 7 milyon dolar düşülmesini öneriyorlar. O zamanlar için oldukça yüksek bir maliyet olan bu para sebebiyle araya giren siyasilerin de etkisiyle, Vasco bonservisi PSV'ye veriyor. Bonservisin ne kadarı Vasco'ya gidiyor ya da bu bonservisin daha ne kadar fazla devletin kasısına giriyor bilinmez.

Guus Hiddink'in PSV'sine geldiği gibi şampiyonluk tadan Romario, 24 maçta 19 gole imza atarak gol kralı olmuş, iyi bir performans göstermişti ilk sezonunda. Sadece attığı gollerle değil; şık ve kıvrak çalımları, göze hoş gelen süratli futboluyla da Hollandalıların sevgilisi olmuştu. Takımı adına Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finalinde Real Madrid'e attığı gollerle iyice dikkat çekmişti. Artık Gilhaus yerine ilk 11'in değişmez ismi olmuştu. Öyle ki, Gilhaus İskoç takımı Aberdeen'e geçmek zorunda hissetmişti kendini. Sezon sonunda Brezilya Milli Takımı'yla Kupa Amerika'ya da uzanan Romario, milli takımlar bazındaki ilk başarısını da kazanmış oldu. Üstelik final maçının tek golünü atıp bir anlamda ülkesine kupayı getiren adam oldu...


ROMARIO YEDEKSE ANCAK İKİNCİ TUR!
İkinci sezonu, Romario'nun maç başı bir golü aştığı bir sezondu; 20 maçta 24 gole imza attı. Bir kez daha gol kralı olmuştu fakat mart ayında ayağının kırılması nedeniyle 2,5 ay oynaması daha fazla gol atmasını engellemişti. O sene takım şampiyonluğu Ajax'a kaptırdı. Romario'nun Careca ve Müller'in ardında yedek bekleyip sadece 66 dakika forma giydiği milli takım ise 90 Dünya Kupası'nda ikinci turda veda veda etti.

Yeni sezonda PSV, hocası Hiddink'i Fenerbahçe'ye yollamış ve yerine Bobby Robson'u getirmişti. Romario, 25 maçta 25 gole imza atarak üçüncü kez üst üste gol kralı oldu. Fakat Robson ile hiç dengeli bir ilişkisi olmadı. Robson sık sık tavizler vermesine rağmen Romario her seferinde daha da ileri gidiyordu. Sezon öncesi kampına katılmıyordu mesela ailevi problemlerini bahane ederek. Ya da geceleri sık sık diskolarda yakalanıyordu... Verdiği bir röportajda şöyle diyordu; "Sahaya girdiğimde ne yapacağımı biliyorsam neden antrenman yapayım ki?"


CRUIJFF: BU ÇOCUĞU MUTLAKA ALIN
Bu çatışma yine de uzun sürmedi çünkü Robson, Sporting Lizbon'un yolunu tuttu 1992 yılında. Hans Westerhof'un gelişiyle iyice rahatlayan Romario gollerine devam etti. Beş sezon boyunca toplamda 150'den fazla gol atmış ve üç şampiyonluk yaşamıştı Brezilyalı yıldız. Yeni talibi ise İspanyol devi Barcelona'ydı. Disiplinsizliği sebebiyle yönetimle arası zaten açıktı Bücür'ün, gitmesi herkes için en hayırlısı olacaktı. Zaten Romario Barcelona'nın yolunu tutarken, PSV de ünlü gözlemci Piet de Visser sayesinde yeni Brezilyalısını bulmuştu: Nazario Luis de Lima... "Ronaldo." Ve o Ronaldo şöyle diyecekti; "Romario beraber oynadığım en etkin futbolcuydu. Harika bir golcüydü. Bitiriciydi, yetenekliydi, fırsatçıydı. Öğrendiğim her şeyi ondan öğrendim diyebilirim."

Johan Cruijff'un mutlaka istediği Romario, 1993-94 sezonunda 4 milyon dolar, artı PSV ile bir seri hazırlık maçı teklifiyle Barcelona takımına dahil oldu. Dünya'nın en iyi forvetlerinden birini bu fiyata almak Barcelona'yı bir hayli keyiflendirmişti. İlk 11'in değişmez oyuncusu olan Romario, takımıyla Şampiyon Kulüpler Kupası'nda iyi gidiyordu. Rüya Takım olarak nitelendirilen Barcelona, finale kadar çıktı ama Milan'a 4-0 yenildi. 33 maçta 30 gol kaydetti Brezilyalı. Barcelona şampiyon olurken, Romario bu sefer de La Liga gol kralı olmuştu. Sıra gelmişti Dünya Kupası'na...



1994: DÜNYANIN EN İYİ FUTBOLCUSU...
Sıra gelmişti gelmemesine ama Romario 1992'nin Aralık ayından beri Milli Takım forması giymemişti. Teknik Direktör Parreira'yla ağız dalaşına girmişti çünkü. Perreira, "tandığım en tembel oyuncu" dediği Romario'nun takımdaki huzuru bozduğuna inanıyordu. Basının kampanyası, federasyon yetkililerin ısrarları ve Romario'nun özür dileyişi sonucunda Parreira onu da kadroya kattı. Şampiyon olan Olimpik Milli Takım'daki ekürisi Bebeto ile beraber büyük bir uyum sağladılar kısa sürede. Ama babasının kaçırılması ortama tuz biber ekti. Daha sonra parasız kaldığı için babasını kendi kaçırttığı söylentileri çıksa da, kaçırmalar Brezilya'da sıradan şeylerdi. Aynı dönemlerde Bebeto'nun hamile eşi de ufak çaplı bir saldırıya maruz kalmıştı. İkili bu psikolojiyle turnuvaya katılmalarına rağmen finalde İtalya'yı da penaltılarla geçerek şampiyonluğa ulaştılar. Romario "Dünya'da yılın futbolcusu" seçildi böylece. Finaldeki rakibi İtalya'nın talihsiz yıldızı Roberto Baggio daha sonra verdiği bir röportajda "Romario gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri. İyi bir tekniği ve karakter var. Ceza sahası içindeyse tam bir sanatçıydı" diyordu onun için.



İNZİVA ZAMANI
Bu büyük zaferin ardından Romario uzun süre inzivaya çekildi. Kutlamalar ve tatil derken Barcelona'ya döndüğünde eski performansının yarısına bile ulaşamadı. Bir sene önce dünyanın en iyi hocası dediği; disiplin ve sistemli çalışmaya inanan teknik direktör Johan Cruijff'un gözünden düşmeye başladı. Cruijff ondan topu daha az ayağında tutmasını, şahsi oynamayı azaltmasını istiyordu. Romario'nunsa buna niyeti yoktu. İkinci sezonunda, gözünden ve dizinden geçirdiği sakatlıklarının da etkisiyle ligin ilk yarısında sadece 13 maça çıktı ve 4 gol attı. Bu, böyle bir yetenek için kısa vaadeli bir sorun olabilir, mazur görülebilirdi. Fakat Romario bunun yanında antremanlara geç kalmasının ve her gece, gece kulüplerine gitmesinin de mazur görülmesini istiyordu. "Rio festivaline katılabilir miyim?" diye sorduğunda ona "Evet" denecek ve daha şahsi oynadığında ses çıkarılmayacaktı. Bir yandan da Brezilya'yı özlemişti, ara sıra ülkeye gidip hasret gidermeliydi. 

Cruijff ise problem yaratmayan isimleri kadrosunda istiyordu. Romario'nun pası tercih etmeyen, aşırı bencil oyunuyla birleşen bu sorunlar, gün geçtikçe ona daha az çekici gelmeye başlamıştı. Daha sezon bitmeden ocak ayında Cruijff ve Barcelona ile Romario'nun yolları ayrıldı. Brezilyalı futbolcuya Flamengo yolu göründü. Hava alanında binlerce taraftar tarafından uğurlandı giderken...



FLAMENGO-VALENCIA-FLAMENGO-VALENCIA-FLAMENGO
1995'te özlediği ülkesine dönen Romario aynı sezon Flamengo ile 37 maça çıktı ve 33 gol attı. Geldiği gibi kulübü karıştırmış, 10 numara tartışmasına sebep olmuştu. Kendisine verilen 10 numarayı Zico'nun forma numarasına hürmeten giymedi ve giymek isteyen diğer futbolculara da karşı çıktı. Daha sonra Zico'ya yapmadığını bırakmayan yine kendisi olacaktı. Gereksiz bir polemik sayabiliriz herhalde bunu.

Ertesi sene ise 1996'da 22 maçta 26 gol atarak hâlâ müthiş Romario olduğunu gösterdi yine de. Bu sırada İspanya'dan başka bir ekip; Valencia, problemli karakterine rağmen Romario'yu transfer etmek için düğmeye bastı. Devre arasında imza atan Romario sadece 5 maç oynadı ama 4 gol attı. Teknik direktör Luis Aragones ile sürtüşmeler yaşamıştı; tembeldi, gece hayatı vardı... Bunun sonucunda kadro dışı kaldı ve bavulunu toplayıp Brezilya'ya gitti.


ARAGONES'LE DE KAPIŞTI
Flamengo'ya geri döndü ve 1997 sezonunda 23 maçta 21 gol attı. Brezilya Milli Takımı ile ise Kupa Amerika ve Konfederasyon Kupası alınmıştı. Üstelik Konferasyon kupasında 7 golle gol kralı olmuştu Romario. Bu sayede Valencia tekrar çağırdı onu. Ne de olsa Aragones gitmişti. Romario bu sefer 4 maça çıktı ve 1 gol attı. Valencia'da istediği ortamı yine bulamamıştı. Devre bitmeden bir kez daha Flamengo'ya döndü. Rahat olduğu yer ülkesiydi. Burada antrenmanlara çıkmayacak, futvoley oynayacak, gece kulüplerinde dağıtabilecek, buna rağmen gollerine devam ettiği için vazgeçilemez olacaktı. Burası Avrupa değildi, farklı kuralların hakim olduğu Brezilya'ydı...

28 maçta 24 gol... Yine omuzlardaydı. Buna karşın sezon biterken Mayıs ayında diz arka bağları koptuğu için 1998 Dünya Kupası aday kadrosuna çağırılmadı. Romario sakatlığının geçtiğini söylediyse de Zagallo bunu dikkate almamıştı. Bu durum, Zagallo ile mahkemelik olmasına kadar giden bir olaya sebebiyet verdi. Romario performasına ve iyileşmesine (ya da iyileştiğine inanmasına) rağmen, milli takıma alınmamasına kızmış ve Brezilya'da bir barın tuvaletine Zagallo'nun klozete oturmuş bir şekilde karikatürünü çizdirmişti. Altına imzasını atmayı da eksik etmediği bu resimde, Zagallo'ya destek veren Zico da ona tuvalet kağıdı uzatıyordu. İki teknik adam da bunun üzerine dava açıp kazandılar. Resim silindi. Sonuçta artık Romario'ya milli takım kapıları kapanmıştı ve Brezilya Milli Takımı finalde Fransa'ya 3-0 yenilecekti...


GECELER GECELER
1999'da 34 maçta 29 gol atarak, tartışmalı karakterine rağmen, sportif klasını sayısız kere olduğu gibi bir kez daha ıspatladı Romario. Takımı sonradan adı Sudamericana'ya çevirilen Mercosur Kupası'nı aldı, Romario gol kralı oldu. Adı yine Avrupa kulüpleriyle anılmaya başlamıştı. Inter, Lazio, Fenerbahçe ve Ajax adaylar arasında gösteriliyordu. Hem de 33 yaşında olmasına rağmen. Fakat bu sefer takımının Juventude'ye 3-1 yenildiği maçın ardından bir gece kulübünde sabahlaması üzerine takımdan kovuldu. Arızalıkta Romario'dan pek de aşağı kalmayan takımın diğer yıldızı forvet Edmundo, "Biz üzüntüden sabahlara kadar uyuyamazken, o gece kulüplerinde sabahlıyor. Bu kabul edilemez" diyordu. Avrupa kulüplerinin de gözünden bir kez daha düştü Romario. 


YAŞ 42, GOL SAYISI: 1000...
Romario, 2000 yılında ilk göz ağrısı Vasco de Gama'ya döndü. İlk sezonunda 44 maçta 39 gol attı ve takımını tek başına Brezilya şampiyonu yaptı. Aynı sene takımı Mercosur kazanınca, Romario iki sene üst üste farklı takımlarla hem gol kralı olmuş, hem de bu kupaya ulaşmış oldu. 2001 sezonunda 27 maçta 34 atarak yine gol kralı olurken, 2002 sezonunda ise 32 maçta 23 gol attı. Scolari, Brezilya Milli Takımı'nın başındaydı ve onu Kupa Amerika kadrosuna çağırmıştı. Romario ise gözünden operasyon geçireceğini söylemesine rağmen Vasco ile hazırlık maçlarına çıktı, ardından da doğrudan tatile gitti. Yine kampanyalar başlamıştı, basın bir yandan federasyon bir yandan Scolari'ye baskı yaptı. Romario da özür diledi. Aynı Carlos Alberto Parreira ve 1994 Dünya Kupası'nın öncesinde olduğu gibi. Ama bücür bu sefer sert kayaya, inatçı Scolari'ye toslamıştı. Yaptıkları bu sefer yanına kâr kalmadı, Scolari'nin takımı 2002 Dünya Kupası'na uzanırken Romario ülkesinde maçı televizyon izledi...

Daha sonraki durak Fluminense'ydi. Ardından Vasco, Miami, Aidelaide, Vasco ve America R-J ekseninde geçti altı senesi. Fluminense'de oynarken bir taraftarı dövdü. Vasco yöneticilerine "Deplasmanlara gitmek istemiyorum" deyip direttiğinde 40 yaşındaydı. ABD takımlarımdan Miami'ye imza atıp 23 maçta 18 gol çaktığındaysa 41... Şubat 2008'de 1000 gol barajını aşıp futbolu bıraktığında 42...


YETENEKLİYİM DİYENİ TOP DİYE SEKTİRİR
Romario çok büyük bir yetenek olduğundan hep yaptıkları yanına kar kalan oyunculardan oldu. Tüm o gece gezmeleri, hocalarıyla tartışmaları, yok yere tripleri, saygısızlıkları; o kısacık boyuyla attığı kıvrak çalımları, şık hareketleri ve golleri sayesinde hep görmezden gelindi. O, "Michael Jackson'ı ben öldürmedim, Rio de Janeiro'ya domuz gribini getirmedim, kimseyi soymadım. Yine de Brezilyanın en azılı haini gibi gösteriliyorum" dese de sorunlu bir dehâya sahipti. Ama Weah ile birlikte santrafor tanımını değiştiren olmuştu Thierry Henry'ye göre.

Hâlâ gece kulüplerini gezmekte olan, Sosyalist Parti'de siyaset yapan Romario çağımızda kendine futbolcu diyen pekçok Brezilyalı kaldırıp dizinde sektire sektire kale önüne kadar götürüp, topukla ağlara yollayabilecek kadar yetenekliydi nihayetinde.
Doğum tarihi: 29 Ocak 1966
Ülke: Brezilya (85 milli maç, 71 gol)
Pozisyon: Santrafor, komple santrafor
Öne çıkan özellikler: Yetenek, çalım, top cambazlığı, oyun zekâsı
Boy: 1.69 cm
Oynadığı takımlar: Vasco (85-88), PSV (88-903), Barcelona (93-95),
Flamengo (95-96), Valencia (96), Flamengo (96-97) Valencia (97), Flamengo (98-99)
Vasco (99-2002), Fluminense (2002-03), Al-Sadd (2003), Fluminense (2004-05), Vasco (2005-06), Miami FC (2006), Adelaide United (2006), Vasco (2007)
Brezilya Milli Takımı (1987-2005)
Goller: 1152 maç, 1003 gol

6 yorum:

BasitOyna Blog dedi ki...

Olağanüstü. :) Elinize sağlık.

Kaan Kavuşan dedi ki...

teşekkürler. Fazla uzun belki okumak için ama? :)

BasitOyna Blog dedi ki...

Çocukluk efsanelerini okurken yazının uzunluğuna bakmam, direk başlarım, okurum ve biter. Bir çırpıda :)

Adem dedi ki...

Bloglarda okuduğum en iyi yazılardan biri.

Kaan Kavuşan dedi ki...

@Teşekkür ederim Adem.
Beğendiğine sevindim.

Adsız dedi ki...

Webmaster cok tesekkurler...

Selamlar Kubra