"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Bir George Romero Filminde Rijkaard

Frank Rijkaard'ın güncele değinmek istemeyen bu blogun tematik alanına doğru itilmesini hiç istemezdim. Başka bir takım taraftarı olmama rağmen içim acıyor adamı görünce. Ben bu adamın gözlerindeki çaresizliği gördüm, samimiyeti gördüm buna üzülüyorum. Hiç üstüme vazife olmadığı hâlde, cürümümün de ateşim kadar yer yakmayacağı hâlde, bazı bulutlu günlerde oturur ve Türk futbolu nasıl ilerleyebilir diye düşünürüm. Gider arşivimden eski bir maç açar; 1974'teki Total Futbol'u, 1982'den Joga Bonitocu Brezilya'yı izlerim. Futbolda sanat varsa, bunun en büyük örneği bu takımlardır. Frank 1974'ün uzantısı olarak gelişen 1988 Hollanda'sının ünlü üçlü saç ayağından birisiydi. Bugünkü Barcelona'nın oluşumunda pay sahibiydi. 1982 Brezilya'sının virtüözü Zico'yu zaten göndermiştik.

Frank Rijkaard'ın suçu yok muydu? Vardı. Birincisi bu kadar iyi niyetli ve efendi bir insan olması, özü sözü bir, bir entelektüel olması. Yılmaz Vural'dan dayak yiyen, Hikmet Karaman'ın üç maç süren gazlarıyla harekete geçen, Fatih Terim'in fırçalarıyla büyüyen bir oyuncu jenerasyonunun Rijkaard'ı anlaması mümkün müydü? Rijkaard'ın suçu naifliğiydi. Oyuncularına bir arkadaş gibi yaklaşmasıydı, onların elini omzuna atıp muhabbet etmeye çalışmasıydı. Evet suçu buydu. Sen burada oyuncunla arkadaş olursan, onunla mutlaka çatışırsın. Bizde her akşam eve sarhoş gelip seni dövse bile babaya lâf çevrilmez, eli öpülür, sen de onun yerine gider arkadaşlarınla kavga edersin. Bu böyledir, "yeni tarz arkadaş olmak isteyen baba modeli" milletimiz için "entel" Avrupa yapımı bağımsız filmlerde gördükleri, hemen zapladıkları bir olgu olmaktan ileri değil. Sosyal anlayışımız bu. Sen burayı normal bir ülke sandın Frank. İnsanların kitap okuduklarını, kendilerini ayrıştıran her şeye karşı savaştıklarını, yöneticilerin işini rahatça yapabilmene izin vereceklerini, oyuncularına Dark Side of The Moon'u dinletebileceğini sandın. Hâlbuki ülkede şiir okuyanları gey sanan Borat'lar vardı. Bu kadar da değildir diyen, saflıkla eşdeğer bir optimizmle Galatasaray'a geldin belki de. Hatan buydu.

Bir Clash şarkısında olduğu gibi süpermarkette kayboldun, ruhunu istediler; vermedin ama artık mutlu değildin, özel indirimi bekler olmuştun. Sözler tutulmadığında, transferler yapılmadığında dahası elindeki birkaç iyi oyuncu da satıldığında, keşke ben de sizden alış-veriş etmem deseydin, biraz Terimcilik oynasaydın. Ama sen karşındakileri normal insanlar sandın. Bir Tears for Fears epiğinde olduğu gibi biz de herkes dünyayı yönetmek istiyor, bilmiyor muydun? Ama bunu yapacak cesaretleri olmadığından, seni atıyorlar kalabalığın içine. Hayatına hoş geldin, geri dönüş yok.

Bu sezon başından beri, zombi filmleri üstadı George A. Romero'nun asla çekemediği gelmiş geçmiş en iyi filmindeki baş rol oyuncusuydun. Çatıya oturup yüzbinlerce zombinin arasından her gün bir adam vuran, adamdın. Yüzbinlercesi vardı ama sen artık zombilerin seni ele geçirmesini bekliyor, ecelimle ölürsem iyidir diye bekliyordun. Arada sırada çatıdan bir kurşun sıkıyordun sadece tüm o kalabalığın üzerine. Arkadaş bellediğin öğrencilerin zaten zombiye dönüşmüş kalabalığa karışmışlardı babanın öldüğü gün. Sen insan kalmak istedin, kabahatın buydu. Şimdi senin için mutluyum ama ya bize ne olacak? Bazıları ancak adını bile bilmedikleri We Will Rock You şarkısı ile tempo tutacak toplu bilince sahip olabilirler ama taraftarlar arasında aklı selim olan bir azınlık da varmış, en azından teselli budur benim için. Şimdi aklı selim tüm Galatasaraylı dostlarım aynanın karşısına geçsinler ve "şeker adam, şeker adam, şeker adam" desinler...

Belki bu yazı bazılarına fazla romantik ve abartı gelecek ama benim üzüldüğümde gelecek. Haneke ne demişti bir gala öncesinde; "Rahatsız seyirler." Önümüzdeki günlerde Galatasaray'da yaşanacaklar için benim de daha fazlasını söyleyecek moralim yok şu an; rahatsız seyirler.

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

6 yorum:

canavar dedi ki...

yeni çağdan ortağ çağa dönüşü temsil eder bu hareket galatasarayda. yazık oldu. kubbede hoş bir sadasını bile bırakmasına izin vermediler.

Kaan Kavuşan dedi ki...

Galatasaray ve dolayısıyla da Türk futbolu için de geçerli bir nokta.

Yakup Sabri İNANKUR dedi ki...

Gökhan Zan'ı, Mustafa Sarp'ı, Barış'ı, Sabri'yi verdiler Rijkaard'a "total futbol oynat" dediler. Geçen sezon bu zamanları hatırlıyorum da Şampiyonluk zaten gelmişti, UEFA Kupasında final sesleri yükseliyordu. Asıl içimizi acıtan sevgili Kaan, Hiddink, Löw, Del Bosque, Tigana'yı yaşayan bu bünyelerin artık Rijkaard ile acı eşiğini geçmesi ve şimdiden Schuster için ağıda hazırlanmasıdır. Gelmesin bu adamlar bizim ülkemize, gidişleri hüzünlü oluyor. Biz Daum-Fatih Terim-Yılmaz Vural üçgeniyle uyuşmaya devam edelim.

Kaan Kavuşan dedi ki...

@yakup
tek korkum sıranın aykut ve schuster'e gelmesi.

Yakup Sabri İNANKUR dedi ki...

Evet Onlara da sıra gelecek ve yasını sadece bizler tutacağız. Tribünler kimbilir kimleri çağıracak o zaman bilmem ama, ligimiz hergün futbolsuzlaşmaya devam edecek. 20 yıl önce İslam Çupi noktası noktasına bunların olacağını yazarken, futbolumuzun can çekiştiğinden bahsederken, o zaman ben tersini düşünüyordum. Bana göre iyiye gidiyorduk, 20 sene sonra daha iyi olacaktık. Bugün ise ustanın az bile yazmış olduğunu düşünüyorum. Allah rahmet eylesin.

marlonbarando dedi ki...

Romantizmden ziyade realist bir yazı olmuş bana göre. Burada sistem değil gaz iş yapıyor.