"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

7 Ekim 2010 Perşembe

Löw ve Entelektüel Futbol

Daha önce "1998 TSYD Kupası ve Değeri Bilinmeyen Adam Löw" başlığında Almanya teknik direktöründen biraz bahsetmiştik. Almanya maçı yaklaşırken biraz daha Löw'den bahsedelim bari.

Joachim Löw'ü her zaman takdir etmişimdir. Ona stajyer derlerken de, Fenerbahçe'yi üçüncü yaparken de. Löw'ün getirmek istediği devrim, Azizcilin sayesinde kaosa dönüşmüştü o dönem. Löw'ü gönderdiğinde "ikinci olsaydı takımın başında kalacaktı ama üçüncü oldu" gibi komik bir açıklama da yapmıştı. Hal bu ki, Kupa Galipleri Kupası finaline kadar taşıdığı Stuttgart ona güvenmişti. Fenerbahçe Löw'ü başa getirirken elbette ki dinamizm hedefliyordu. Genç bir hoca getirmenin riskleri vardı; büyük takımlardaki oyuncular arasındaki dengeyi oturmak genç hocalar için her zaman zor olmuştur. Büyük takım oyuncusu karşısında yaşına yakın bir antrenör görünce, "ben bundan daha iyi biliyorum ya" havasına girebiliyor. Üstelik Löw'ün futbolculuk kariyeri de çok parlak olmadığı için bu daha da belirginleşebilirdi Fenerbahçe'ye ilk geldiğinde. Fakat Löw sempatik karakteriyle bunu aşmıştı takım içi dengelerde.

Türk basını ise her zaman istikrar çığırtkanlığı yapmasına rağmen, ilk fırsatta istikrarsızlıktan yana yer alır, bunu anlatmaya gerek yok. Löw'ün oynattığı güzel futbola rağmen "Murat Yakın ağır adam", "niye falancayı oynatmıyor", "stajyer bu", "X'in yerine Y oynar" demeçlerini bol bol veriyordu dönemin spor yazarları. Şimdi pek sesi çıkmayan o dönemin Hıncal Uluç'u Sinyor Can Bartu "Murat Yakın'a tahammül eden adam diplomasını yırtsın" diyordu. Hal bu ki, bu adamın 40 yıllık vasat üzeri oyuncu Metin Diyadin'den müthiş bir orta saha oyuncusu yarattığı, yıllardır okeye dönen Boliç'i oyuna tekrar kattığını, yarım devrede sadece 1 gol atan Moldovan'a sabrettikten sonra, ikinci devrede 18 gol atmasını sağladığını, dahası kırıp dökmeden oyuncuları idare edebilecek kadar samimi biri de bir olduğunu kimse söylememişti o dönem. Dahası Can Bartu abimiz Murat Yakın'ın oynadığı maçlarda Fenerbahçe'nin o sezon yenilmediğini de bilmiyordu.

Löw temsil ettiği bir futbol felsefesi var dünyada, aslında bir hayat tarzı bu. Bu akımın diğer temsilcileri arasında Frank Rijkaard, Johan Cruijff, bir oranda da Aykut Kocaman'ı örnek gösterebiliriz buna. Bizde entelektüellik hep aşağılanan bir şeydir. Entel dantel falan diye uğraşırlar kendini kültürel olarak geliştirmek isteyen adamla, bir nevi aşağıya çekme uğraşı. Löw'ün ve entelektüel futbolun ilk kuralı estetik kaygısına sahip olması. Sadece kazanmak üstüne kurulmuş olmaması. Sanatsal bir kaygı bu daha çok. Bu "sanatsal kaygı" uğruna futbolda temponun yükselmesi, pas trafiğinin artması, topu daha çok kullanmak ve faydacı olanı değil doğru olanı yapmak Löw'ün Almanya'sının da bir numaralı felsefesi. Çünkü benim de Löw'le ortak bir düşüncem var ki, Almanya'nın 90 sonrası çöküşünün bir numaralı sebebi; faydacı oyunu, doğru oyuna tercih edip, ilerlemeyi engelleyen düşünce sistematiğini hakim kılması. Löw, doğru olan zaten fayda getirecektir diye düşünür. Futbolcularından istediği bir şey var, tercihlerini de buna göre yapıyor elbette. Löw'ün tercih ettiği oyuncular hep fundamentalı yüksek oyuncular. Yani bir oyuncu sadece hızlı olup, iki adımdan pas atamazsa ya da belli bir akışkanlığı sağlamadan sadece durağan oynuyorsa bunlar Löw'ün tercihi olmayacaktır hiçbir zaman. Sürekli hareket eden, devinen bir Almanya izliyoruz ve çocuklarımıza bu Almanya'yı anlatacağız, futbol muhabbetlerinde. Sahanın her yerinde ayrı bir sirkülasyon var.

Mesut ne dedi hafta içinde; "bir arkadaşımın gol şansı benden binde bir bile fazla olsa, ben ona pas atarım." Bu entelektüel futbol mantığını kapmak için sosyal hayatınızda da öğrenmeye açık olmanız gerek. Rijkaard Barcelona takım otobüsünde "Dark Side Of The Moon"u dinletmişken, Aykut Kocaman Belçika kampında oyuncularını kitapçıya sokmuşken, biz hâlâ şiir okuyor diye arkadaşıyla "karı" diye dalga geçen futbolcularla uğraşıyoruz. Hem sosyal statü, hem zevkler, hem cinsiyet üzerinden aşağılıyor arkadaşını. O zaman biz de seni yargılıyoruz işte. Hâlâ kitap okuyor diye "doktor mu olucan reyiz" benzeri lâflar eden mantıkta adamlar var. Gökhan Gönül fundamentali en yüksek oyuncumuzdur Türk olarak. Adamın film arşivi olduğunu duyunca, zaten varlığını içten içe bildiğim ve idrak ettiğim paralelliğe daha da inandım. Progresif bir futbol için kaçınılmaz olan bu. Oyuncularımıza önce doğru düşünmeyi öğretmek gerek. Bu da onları daha çok düşündürerek, daha çok kafa yormasını sağlayarak olur. Bunun ilkokul ya da üniversite mezunu olmakla da pek alakası yok. Dünya görüşü ve hayatı okuyuşuyla ilgili. Hep yakındığımız şey yetenekli genç futbolcularımızın kendini yeterince geliştirememesi değil mi? Sosyal hayatında geleştiremiyor ki, futbol hayatında kendini geliştirsin. Gençlere öğretilmesi gereken şey, doğru düşünmenin her şeyden önce geldiği ve buna kafa yormaları gerektiği. Doğru mantıkla birleşmeyen hiçbir yetenek takım içinde başarılı olamaz. Elbette onların çilesini çekmeyi tercih edenler olacaktır, bu sayede bu doğru düşünmeyen oyuncular bireysel olarak başarılı da görünebilirler ama ancak "Sinekler'in Tanrısı" olacaklardır. (Benzetmede hata olmaz derler.)

Ligimizin en çok alkış alan adamı Tuncay'ın İngiltere'de başarısız olması fakat Galatasaray'da bitti gözüyle bakılan Tugay'ın 38 yaşındayken, Alex Ferguson'a "10 sene önce olsa United'a alırdım" diye demeç verdirmesini de bu bağlamda düşünmek lâzım. Futbolda en önemli şeylerden biri doğru düşünmek ve paralelinde gelen fundamental alışkanlıklar. Ama çoğu zaman hâlâ oyuncuların abartı özellikleri öne çıkarılıp yıldız yapılıyor.Çok şükür ki Hiddink gibi entelektüel bir hocaya sahibiz. Bu adamı da kaçırmayalım elimizden saçma yorumlarla.

Son bir dipnot; her entelektüel futbol zekasının zor durumunun arından, "ders almam ders vererim" diyen Terim'in adının anılması oldukça iç karartıcı oluyor...

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

1 yorum:

Yedinci Samuray dedi ki...

Fenerbahçe'den gidişine üzüldüğüm teknik direktörlerden biridir. Diğerleri Zico ve Pereirra'dır.

Çok kolay harcıyoruz.