"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

1 Ekim 2010 Cuma

Stankovic Antrenmanları!


Branko Stankovic Yugoslav futbolunda önemli yeri olan bir adamdı. 1946-56 yılları arasında Yugoslav milli takımının değişmez sağ bekiydi (61 maçta 3 gol) ve yıllarca Kızılyıldız takımında oynamıştı. Sırp asıllı Bosnalılardan olan Sarajevo doğumlu Stankovic, antenörlük yaşamında ise Yugoslav milli takımının yardımcı antrenörlüğü, AEK Atina, Aris, Porto ve PAOK gibi takımlarda çalıştıktan sonra 1978 yılında Kızılyıldız'ın başına geçmiş, 1979'da takıma UEFA Finali oynatmış, kupayı Borussia Mönchengladbach'a kaptırmıştı.78 ile 82 arasında dört sezon Kızılyıldız'da görev yapan Stankovic sadece ilk geldiği sezon şampiyon olamamasının ardından takımı üç sezon şampiyon yapmıştı.

Stankovic, 1982-83 sezonunun başında Yugoslavya bağlantıları sağlam olan Başkan Ali Şen'in çabalarıyla Fenerbahçe'ye geldi. Ama asıl curcuna anternmanlarda çıkacaktı. Kenardan izleyen antrenör tipinin tam aksine, daha ilk antrenmanda eşofmanlarıyla sahaya çıkmış ve kaleci Yaşar ve Nurettin'i şut yağmuruna tutmuştu. Çalışmayı izleyen basın mensupları ona bir de lakap takmıştı; "İhtiyar delikanlı."

İşler daha da ilginçleşiyordu. Stankovic basına verdiği bir demeçte, "yeni transfere gerek yok, gençlere ve amatörlere değer vereceğim" diyordu. Tam bir kontrol manyağı ve işkolik olan Stankovic futbolculara henüz fazla da yüklenmemişti. Sezon başı kampında daha önce dokuzda başlayan antrenmanları altıya aldı Stankovic. Sabah altıda, altı kilometreyi yarım saate koşan takım, on buçukta ikinci antrenmanda pas ve şut çalışıyordu. Üçüncü antrenman ise akşam altıdaydı. Dört tane 400, dörder tane 200 ve 100 metre koşan oyuncuların pestili çıkmıştı antrenman sonunda. Günde 10 kilometre koşmak zor gelmişti. İki antrenmanın ardından futbolcular sakatlanmaya başlamışlardı. Bahtiyar, Onur, Zafer, Begovic, Güngör ve Alparslan ilk firelerdi. Stankovic ağır antrenmanları kaldıramadıklarını biliyordu ama buna alışmak zorundaydılar. Stankovic 61 yaşındaydı ama oyuncularıyla koşuyor, onlarla antrenman yapıyordu ve takımın kondisyonunu yükseltmek için fikirler üretiyordu. Basında ise futbolcuların şikayetçi olduğu yazılmaya başlamıştı bile. Bir antrenmanda Stankovic 110 dakika boyunca oyuncuları koşturmuş, bu antrenman sonrasında Alparslan'ın dizi dişmiş, Cem ise havanın da etkisiyle ishal olmutşu. Onur ve İsmail ise "yeter hoca", deyip daha fazla koşamayacaklarını söylemişlerdi. Stankovic ise sloganıyla cevap vermişti: "Durmak yok, koşmak var."


Fenerbahçe'nin sembol isimlerinden Lefter ise şöyle diyordu: Ben Eagaleo'da antrenörken Stankovic AEK'daydı. Stankovic'in sistemi şudur: 1-Futbolcuya bir şeyler öğretme konusunda çok sabırlıdır. 2-Yaşı 61 olmasına rağmen fizikman çok güçlüdür, idmanda futbolcudan çok çalışmayı sever. 3-Gençlere inanır, sürpriz isimler kazandırır. 4-Çok disiplinli ve acımasızdır. Türk basınına bu yüzden sempatik gelmeyebilir. Lâf ebeliğini sevmez. 5-Kendi futbol anlayışını yerleştirir. 6-Prensiplerinden asla taviz vermez. Prensiplerinin dışına çıkanı harcar. 7-90 dakika formasını ıslatan, saldıran oyuncuları tercih eder. Bunu benimsemeyen Stankovic'in takımında oynayamaz.

Antrenmanlar ağırlaşarak devam etti. Alparslan bir antrenmanda yorgunluktan bayıldı. Ağır hareket edenlere koşu cezaları verdi. Futbolcu Begovic "bir kilo daha verirsem mezara gireceğim" diyordu basına. Gece kulübünde eğlenirken yakalanan Alpaslan da kadro dışı bırakılmıştı kadro kıtlığına rağmen. Stankovic disiplinsizliği affedemezdi çünkü. Bir çift kale maç sonrasında oyunculara "mahalle topçuları sizden daha iyi oynar" diyordu memnuniyetsiz ihtiyar. Bahtiyar, Güngör, Erdoğan ağır antrenmanlar sebebiyle sık sık hocayla tartışıyorlardı. Alparslan ile birlikte Bahtiyar ve Güngör disiplinsiz hareketleri yüzünden kadro dışı bırakıldılar.

Lig başladığında üç oyuncu da özür dilediler ve affedildiler.  İlk 10 hafta sonunda Özcan, Önder ve Mehmet gibi genç isimler çıkmıştı piyasaya ve takım liderdi. Oyuncular zaman zaman 8 kiloluk çelik yeleklerle koştular antrenmanlarda ama takım formunu bulmaya devam ediyordu. Sürekli hocayı eleştiren Bahtiyar ve Güngör inanılmaz kondisyon kazanan iki oyuncu olmuşlardı. Depar çalışmaları sayesinde Bahtiyar bu konuda ligin en iyisi olarak görünüyordu. Güngör ise bir dinamoya dönüşmüştü. Takım sezonu şampiyon kapattı ve Türkiye kupasını aldı. (Evet, şu meşhur son kupa) Antrenmana sürekli 5 ile 10 dakika arasında geciken Güngör, Bahtiyar, Alpaslan ve Begovic sezon boyunca ceza yediler. Sezon sonunda Stankovic Yugoslav milli takımının önerisini reddetti. Sıfır transferle gelen bu şampiyonluk kulübün mali durumunu da güçlendirmişti, Ali Şen ona minnettardı.

İkinci sezon aynı ağır antrenmanlara başladı ama bu sefer futbolcular hocalarına daha çok güveniyorlardı. Adele güçlendirici çalışmalara ağırlık verilmişti. Bacak, sırt ve karın kaslarının güçlendirildiği minder üzeri antremanları meşhurdu Stankovic'in. Engin Verel, İlyas Tüfekçi ve Repçiç transferleri takımı daha da güçlendirmişti. Stankovic, futbolcularıyla daha yakındı artık. Primlerin yatmadığı iki gün antrenmanı iptal etti. Buna karşın yağmur çamur demeden ağır fiziki antrenmanlar yapıldı. Yağmur yağdığında özellikle depar çalışması yaptırıyordu Yugoslav hoca. Takım Trabzon ile şampiyonluk yarışındaydı. Engin Verel gazetelerde sezon sonu gelmesine rağmen, Stankovic'in kondisyon yükleme çalıştırması yaptırmasından yakınıyordu. Bir Beşiktaş maçındaki mağlubiyetin ardından yönetim Stankovic'e sözleşmesinin uzatılmayacağı bildirildi. Fenerbahçe, Trabzonspor'un beş puan ardından ikinci oldu. Stankovic'i yakan milyonluk oyuncuların antrenman şikayetleri ve yönetime tekpki olarak iptal edilen antrenmanlar olmuştu.

1984-85 sezonunda Beşiktaş vakit kaybeden Stankovic'i kaptı. Basın haberleri aynı şekilde gelişiyordu; "Stankovic oyuncuların canını çıkardı." "Temmuz sıcağında böyle antrenman olur mu?" Kültür fizik ve ağırlık çalışmaları arttı. Bir gün bir koşu sırasında oyunculara "Yok antrenman stop. Derwall yok burada. Koş" diye bağırıyordu Stankovic. Antrenmanlarda su içmek de yasaklanmıştı. Hastayım diye idmana çıkmayan Haluk'u doktora göndermiş ve iyi raporu üzerine antrenmana sokup, üstüne bir de ceza vermişti. Rıza, Ali, Metin ve Feyyaz gibi gençlere ise özel değer veriyordu ve onları 11'e yerleştiriyordu yavaş yavaş. Antrenmandan kovmaları meşhur Stankovic'in. Bu seferki kurbanları ise Fikret, Haluk, Serdar ve Necdet olmuştu. Bir başka yönetim karşıtı iptal daha gerçekleştirdi Stankovic, kaloriferler çalışmıyordu! Her şey bir profesyonellik üzerineydi. Çamur sahada antrenmanlar yapılıyordu. Bazı antrenmanlarda bizzat futbolcuların sırtına bile biniyordu. Takım sezon sonunda averajla şampiyonluğu Fenerbahçe'ye kaptırdı ama Stankovic kendini kabul ettirmişti. 1985-86 sezonunda takım engelli koşuya da başlamıştı. Komando eğitimleri ve halter çalışmalarıyla şampiyon oldular. Geçen sezon averajla kaptırdıkları şampiyonluğu, bu kez averajla almıştı Stankoviç.

1986-87 sezonu için sözleşmesinin bitmesinin ardından tekrar Fenerbahçe'ye döndü. Aynı ağırlıkta antrenmanlar devam etti. Oyuncular için kâbus geri dönmüştü. 15 günde kadrodaki 26 oyuncu toplam 75 kilo vermişti. Stankovic yine de memnun değildi. "Kız gibisiniz" diyordu. Kayhan antrenmanda bayılmıştı. Duşlar akmayınca antrenmanı iptal etti bu sefer de. Herkesin işini profesyonellikle yapmasını istiyordu, yönetim bile olsa cezasını veriyordu. Ama oyuncular bu sefer bir oldular ve huzursuzluklar devam edince takım beşinci olabildi. Stankovic ise Kızılyıldız'a geçti.

Beş sezonluk Türkiye macerasında komando eğitimleri, halter çalışmaları, kadro dışı bırakmaları, para cezaları, aşırı disiplin anlayışıyla futbolcular ve yönetimlerle olan kavgaları ile gündemde olan Stankovic, buna karşın bu tavırlarıyla çoğu kişiden de alkış topladı. Giderken son sözü şu olmuştu: "Beni sadece taraftar anladı..."

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: