"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

5 Aralık 2010 Pazar

Johan Cruijff'un La Masia'yı Şekillendirişi

Şu son El Clasico'dan sonra Guardiola'nın da saygı duruşunda bulunması nedeniyle Cruijff yeniden gündemdeki adam oldu. Ben de, başka blogger arkadaşlar da bahsediyoruz hep işte, "Cruijff'un yeniden şekillendirdiği La Masia" diye ama birkaç kişi dışında pek dibine giren olmadı bu güne kadar. Şimdi Cruijff neler yapmış ki, La Masia'yı yeniden şekillendirmiş onlara bir bakalım o zaman;

Cruijff Işığında Şekillenen Yargılar
Cruijff Barcelona'ya antrenör olarak geldiğinde Başkan Nunez'e şunları söylemişti; "Öncelikle yapmamız gereken La Masia'ya bir özkaynak düzeni, altyapı inşa etmek. Siz binayı yapın. Felsefi ve ruhani inşasını bana bırakın. Orada sadece yıldız futbolcular değil, yıllarca Barcelona'ya hizmet edecek ortak bir felsefenin, güzel ve evrensel futbolun tohumlarını yeşertecek değerler yetiştireceğiz."

Bu fikir üzerine La Masia, Ajax altyapısı model alınarak tekrar şekillendi ve bu sistem ortaya çıktı. Buraya çocuklar 7-8 yaşında katıldıktan sonra, gerek akademik, gerekse futbol teorisi eğitimleri veriliyor. Eğitim ve kültür, iyi bir futbolcu olmalarından dahi ötede La Masia'da. Geldiğinde Cruijff çocukların sportif bir başarıdan önce iyi bir insan, başarılı bir öğrenci olmaları gerektiğini söylüyor. Çünkü oyuncuların saha içinde hep bir adım ileride olmasını istiyor. Total Futbol ile sentezlenen Tiki-Taka'nın en önemli hamlesi bu çünkü. Çabuk düşünüp, çabuk karar verilmeli ve de hareket durmamalı. Bunun açılımını yazının ilerleyen bölümlerinde yapacağız.

İkinci Cruijff prensibi ise herkesin empati kurması. Ajax'tan beri kendi tatbik ettiği bu sistemi bilen Cruijff, altyapı hocalarından şunu istemiş; Kademeler boyunca bir forvet oyuncusu, defansa geçiyor, orta sahaya geçiyor hatta kaleye geçiyor. Böyle arkadaşlarının karşılaştığı zorlukları deneyim ederken, hem de kendince rakipleri daha iyi çözüyor. Bir kalecinin sıkıntılarını anlayan forvet ile gol kaçıran bir forvetin sıkıntılarını anlayan kalecinin empatisi çok kuvvetli olabiliyor. Takım içi gerilimleri de engelliyor.

Üçüncü prensip, tüm genç kademe takımlarının A Takım ile aynı sistemi oynaması. 4-3-3 sürekli tatbik edilen sistemdir ve Barcelona 4-3-3 oynatmayan teknik adam dahi istemez. Bu "mükemmel" (kusursuz değil mükemmel) düzene çomak sokmak isteyen bir Başkan gelene kadar böyle sürecektir. Oyuncular bu sayede sistemi ve birbirlerini ezberlemiş oluyorlar. Bu da inanılmaz bir gücü ve hareket sürekliliğini sağlıyor. Antrenmanlar sürekli topla olduğundan bol paslı topa hükmetme oyunu destekleniyor.

Dördüncü prensip ise Guardiola'dan gelmiş durumda şu an. O da B Takım'a 21 yaş üstü oyuncu alımı. Guardiola B Takımın antrenörüyken genç oyuncuların daha üst düzey oyuncularla rekabete girmesi ve daha tecrübeli isimlerle etkileşime girmesi için bu uygulamaya gitmiş. Bu 21-26 yaş arası oyuncular sadece 2 sene takımda kalıyor ve satılıyorlar. Meselâ bu oyunculara şans tanınmasaydı Puyol gibi bir oyuncuyu izlemiyor olabilirdik. Barcelona B'den Barcelona A'ya geçtiğinde 22 yaşındaydı. Normalde bir altyapı takımı genelde 22 yaşında oyuncu barındırmaz.

Bu sistemle Barcelona'dan geçtiğimiz yıllarda Amor, Busquets, Guardiola, Albert Ferrer, De la Pena, Jordi Cruijff gibi oyuncular çıkmıştı. Bu jenerasyon ise daha uyumlu yeteneklerden oluşuyor. Bugünkü kadroda Xavi, Iniesta, Victor Valdes, Pique, Charles Puyol, Bojan Krkic, Jeffren, Pedro ve Messi La Masia'nın eleğinden geçmiş isimler. Üstüne ara sıra kadroya giren Victor Vazquez, Thiago ve Bartra gibi oyuncular da var. Diğer takımlara dağılan onlarca iyi oyuncu daha var tabi. Cesc Fabregas, Pepe Reina ve Mikel Arteta da bunlardan sadece iki üç tanesi.

Jedayist Bir Anlayış, İdealizmle Yoğrulan Sistem
Şimdi birinci kurala geri dönelim, benim asıl ilgimi çeken bu. Jedayist bir anlayışla şekillenen bu birinci kural benim için hepsinden önemli. Oyuncular iyi bir futbolcudan önce iyi ve doğru düşünen insanlar olmalılar. Bunun için ne gibi kurallar koyuluyor, ne gibi sistemler kuruluyor?

Bunlardan birisi çocuğun eğitimiyle ilgili. Barcelona'da profesyoneller çocuklardan derslerinde de başarılı olmalarını istiyorlar. Derslerinde başarısız olanlar takımdan kesiliyor meselâ. Bu durum çocuklar için hem caydırıcı bir önlem, hem de çalışma pratiği kazanmaları için bir mesaj. Çalışmayı ve tahammüllü olmayı öğreniyorlar. Hocaları öğrencilerinin eğitimde başarılı olmalarının, saha içi karakteristiklerine de yansıyacağını da biliyorlar çünkü bir birey ancak beyinlerini çalıştırarak daha ileri görüşlü olabilir. La Masia bunun farkında. Her nasıl ki ortalama düzeyde bir santranç oyuncusunun iki hamle önünü okuyabilmesi elzemse, La Masia'da bunu futbolcularına öğretmeye çalışıyor. Bir başka uygulama ise araba uygulaması. 18 yaşındaki bir oyuncu Ferrari'si ile gezemiyor. Yasak! Bu da oyuncunun gereksiz yere "ben oldum" havasını engellemeye yönelik. Meselâ Guardiola'nın isteğiyle sponsor Audi'nin Jeffren'e gönderdiği Q7, oyuncunun yaşına uygun olmadığı gerekçesiyle A3 ile değiştirilmiş.

Birinci prensip dahilinde başka bir uygulama ise idealizm. Futbolculardan daha ideal olana şartlanmaları isteniyor.Yani doğru olduklarını düşündüklerine yöneliyorlar ve popülist olandan, sorumsuz olandan kaçınıyorlar. Bu sayede Xavi'nin veya İniesta'nın üç kişinin saldırısına rağmen topu ayağında tutup, doğru yere top atışını izleyebiliyoruz. Büyük bir özgüven var, ama şımarıklık ve bencillik yok. Topun gitmesi gereken ideal yer ve o yere ulaşmak için sarf edilen efor var.

Ve yüce olan başka bir şey daha öğretiliyor ki o da başarıya tapmamak. Hiçbir oyuncunun performansı başarıya yönelik değerlendirilmiyor. Bu da oyuncunun üzerindeki baskıyı alıyor. Bu sistem saçındaki jöleyle bar bar gezen Ferrari'siyle gösteriş yapma potansiyeline de sahip olan gençlerin, gündelik ve problemli süper yıldızlardansa Messi gibi alçak gönüllü, problem çıkarmayan ama durdurulmaz yıldızlara evrilmelerini sağlıyor.

Mali Yön
La Masia'nın bütçesinin bugün yıllık 4,5-5 milyon olduğu söyleniyor. Zaten bir transfer yapsanız gidiyor o para. La Masia'da 200 oyuncu olduğu yazıldı basında. 5 milyon bölü 200, çarpı 12 (sekiz yaşından 20 yaşına kadar geçen süre) eşittir 300 bin euro oluyor. Bu da hazır hâle gelen bir oyuncunun maliyeti. 300 bin euroya bir Xavi, bir Iniesta alın bakalım kolaysa... Bir Xavi buluyorsunuz ve La Masia'nın 10 senelik masrafı çıkıyor. Messi buluyorsunuz, 50 senelik masrafı çıkıyor. Yada Messi'yi 100 milyona satıyorsunuz, kulübün tüm borçaları kapanıyor ve üstüne 55 milyon kalıyor. Yahu bunları her zaman bulamazsın diyorsanız, bir Busquets buluyorsunuz (market değeri 25 milyon deniyor) 5 senelik masrafı çıkıyor.Yararlansanız yanınıza kâr, satsanız yine kâr. Barça her sene bir Busquets rahat çıkarır zaten. Olmamış oyuncular ise zaten La Masia etiketiyle amorti edilecek paralara başka takımlara gidiyorlar.

La Masia Mezunlarının Karakteristiği
Barcelona'nın genç takım antrenörlerinden Sergi Barjuan şöyle diyor; "Barcelona'da oyuncuya oyun içi olarak üç şeyi öğretiriz; 1-Fair Play dahilinde oynamak 2-Güzel oynamak 3-Kazanmak. Ama kazanmak diğer ikisi olmadan gerçekleşmez. Diğer ikisi gerçekleşirse de zaten kazanırsınız."

Bugünün Barcelona'sına dikkat ettiğimizde bu anlayışın belirgin izlerini görürüz. Bir kere, ilk olgu sayesinde kendini yere atmak diye bir şey yok La Masia çıkışlı oyuncularda. Faule maruz kalsalar bile devam edebilecek pozisyonda olduklarında devam ediyorlar. Bu da hem kendi özgüvenleri, hem de hakemlerin kendilerine bakışları açısından pozitif etki yaratıyor. Bazen yanılır ve kızarız oyunculara; "düşseydi penaltıydı!" diye. La Masia çıkışlı bir oyuncu buna tenezzül etmeyecek kadar iyi olduğunu düşünür. Bu sayede hakem Messi veya Iniesta'nın ancak faule maruz kalırlarsa yere düşeceklerini bilmiş oluyor. Bu yüzden Barcelona genelde hakem hatalarından yakınmaz. Güzel oynamak da progresif olandır. Barcelona her zaman yıkmak değil, kurmak ister. Bu yüzden de kendi hükmetmelidir. Bir La Masia mezunu kendine aşırı güvenli ama otokontrollüdür bu yüzden. Kazanmak güzel oyunun bir getirisi olarak görülür çünkü negatif bir yaklaşımla bir maçı alabilirsiniz ama üç maçı, dört maçı alamazsınız. Bunun için progresiflik gerekir.

Mekanik Zanaatkârlar mı, Özgür Sanatçılar mı?
Bu kadar kontrolcü bir eğitimden geçen oyuncuların mekanik hareket etmeye yönelttiği düşünülebilir. Hatta kimileri bunun için Barcelona'yı futbolun 1984'ü, bu sisteme aşık olan benim gibileri de çarpık bir düzenin müritleri olarak görebilir. Ama Xavi, Iniesta ve Messi'yi mekanik zanaatkârlar olarak görmek akıl işi değil. Bunları sistemin içindeki ayrıksılar olarak da değerlendirebilirsiniz belki ama La Masia hayal gücü ve vizyon doğrultusunda kontrolünü şekillendirir. Bu da zanaat bilen özgün sanatçılar yetiştirilmesine sahne olmasını sağlar. Messi, Xavi, Ininesta, Pique gibi özel oyuncular kendisine ne öğretilirse öğretsin, kendi oyun görüşünü de sahaya sentezlemeyi bilir elbet.

Pique'yi ele alalım; Türkiye'den piyasaya çıkmış olsa en fazla havaya top diken bir "vur taça oyuncusu" olabilirdi. Ama bugünün Barcelona'sında defanstan oyun kuruyor, takımının resmi olmayan kaptanlarından biri de o. Bu da oyuncunun vizyonun da törpülenmemiş olduğunun taşlaşmış bir simgesi adeta. Oyuncularına başarıdan ziyade, stilizeliği öğreten bir kulübu zaanatkâr olmakla suçlayamazsınız. Sanatçılığın olmazsa olmazı ve sanatçıyı sanatçı yapan bu stilize fikirdir. Stilize fikir 50 sene sene sonra hatırlanacak bir Barcelona takımı ve unutulmaz yıldızlar bırakır, makyevelist düşünce ise Şampiyonlar Şampiyonu kendi taraftarlarından başka hiçkimsenin sevmeyeceği Inter'ler... Bu kadar övgü, belki bazılarınca sövgüyü de peşinden getiriyor. Takımı ilahlaştırdığımızı ve putlaştırdığımızı düşünüyor, bunun üzerinden tepkilerini koyuyorlar. Ama unutmayalım ki, bir düşünce ve olgu hakkında yargı verirken esas alınması gereken o olgunun kendisidir, onu uygulayan, uygulayamayan, uygulamaya çalışanlar değil. Onu destekleyen, ona hayran veya aşık olan, onun hakkında kafa yoranlar da değil. Olgunun kendisine tarafsızca bir bakın ve övgülerin yarattığı tepkiden sıyrılıp bir değerlendirin. O zaman Barcelona'nın zamanın ötesinde olduğunu göreceksiniz.

Uzun lâfın kısası Barcelona bu kontrollü eğitim süreci ile birlikte Barcelona mantığın kölesi değil, daha tinsel bir takım haline geliyor. Düşünüyorlar, ihtimalleri değerlendiriyorlar ama her zaman en doğru olanı yapmaya çalışıyorlar. En doğru olan, çoğu zaman en mantıklı olan değildir, en faydalı olan hiç değildir. Barcelona'nın egosu bir Jeday şovalyesinin aydınlanmış egosu olabilir ancak, La Masia yüce olanın peşindedir her zaman...

Kaan Kavuşan

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

3 yorum:

BasitOyna Blog dedi ki...

Giovani dos Santos'un bir röportajını okumuştum. Şöyle diyordu "Barcelona B takımı ve A takımı arasındaki tek fark tribünde daha fazla insanın olması"

Bu, durumu çok iyi özetliyor aslında. Tamamen A takım kaynaklı bir yapı, futbol felsefesi ve taktiği. Pedro bugün çok yetenekli bir oyuncu değil ama o sistemin üzerinden yeteneklerini çok iyi kulanabiliyor.

Eline sağlık :)

Kaan Kavuşan dedi ki...

@Basit Oyna Blog

Dos Santos'tan bahsetmemişim bile. Ama o kadar yazılacak adam var ki, aklından böylesine iyi bir oyuncu bile sıyrılabiliyor insanın La Masia denince.

Pedro tam sistemin ürünü. Krkiç'in yerine oynama sebebi de bu. Aynı kendisinden iki-üç kat daha iyi oyuncu olduğu düşünülen (ama bana göre öyle olmayan) Maschreano yerine Busquets'in oynamasında olduğu gibi.

Abdullah Aksoğan dedi ki...

Sistem o kadar kusursuz ki birde Barcelona şehrinin kültürü de bu sistemde çok etkili oluyor. Gaudi ve Salvador Dali'nin etkin olduğu, sanata yönelik bir ğlke de daha karakterli insanların yetişmesi kolaylaşıyor