"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

9 Aralık 2010 Perşembe

Sovyet Futbolu = Valeri Lobanovski


Sovyet Futbolu diye bir ekolü duymuşsak ve Dinamo Kiev aklımızda eskinin köklü takımı olarak kaldıysa, bunun sebebi hiç şüphesiz ki Valeri Lobanovski'dir. Bilimsel teknikleri ve disiplinli yapısıyla adeta Sovyet futbol ekolünü tek başına yaratmış olan bu adam, futbolculuk yıllarında ayağını raket gibi kullanması, topu istediği yere uzun mesafeler olsa bile göndermesi ve kornerden attığı gollerle ünlenmişti. 50'li yıllar ve 60'lı yılların ortasına kadar Dinamo Kiev'de sol açık olarak oynamıştı. Daha sonra Chernomorets ve Shaktar'da da forma giydi ama futbolu bıraktığında önce Dnipro sonra ise Dinamo Kiev ona kapılarını açtı. Fazlasıyla karşılığını da aldı tabi... Yarattığı Dinamo Kiev için "2010 yılının futbolunu oynuyorlar" diyordu herkes...

Dnipro'da dört yıl çalışıp sonra Kiev'e dönmüştü. 1974 yılında girdiği Dinamo Kiev'e tam 20 yıl hizmet edecek ve Sovyet futbolundaki Moskova ve Rus egemenliğini kıracaktı. Sayısız oyuncu yetişirecekti ve Sovyetlere Avrupa Kupası getirecekti.

Lobanovski müthiş bir profesyonellikle göreve başlamıştı. Deplasmanlara takımdan önce gidiyor ve bilgi topluyordu. Geldiği gibi takımı şampiyon yapmıştı. Oleg Blokhin ve Onischenko gibi futbolcular önderliğinde gelen bu şampiyonlukla beraber takım Kupa Galipleri Kupası'nda da finale yükselmişti. Elediği takımlar arasında çeyrek finalde eşleştiği Bursaspor da vardı. Finalde Macar temsilcisi Ferencvaros 3-0 ile bu iki oyuncunun golleriyle geçilince Lobanovski bir anda ülkenin kralı olmuştu. Süper Kupa'yı da aldı. Üstüne bir de UEFA tarafından "Yılın Teknik Direktörü" oyuncusu Blokhin ise "Avrupa'da Yılın Futbolcusu" seçildi. Bunların sonucunda Sovyetler Birliği milli takımının başına geçmesi istendi ve o da kabul etti. Hem Dinamo, hem de Sovyetleri çalıştırmak şartıyla.


1975'de Kupa Galipleri Kupası'na uzanan Dinamo Kiev ilk 11'i
Mutlak Otorite, Mutlak Profesyonellik
Lobanovski gözlemin önemini kavramış bir teknik adamdı. 1975 yılında milli takımımızla yapılan bir maça antrenör arkadaşlarını ajan olarak dahi göndermişti. Bunun yanı sıra ofansif futbola değer veriyordu ama bunun müthiş planlı bir şekilde olmasını öğretiyordu oyuncularına. Bitmek tükenmek bilmeyen bir kondisyon yüklüyordu. Türk milli takımıyla oynadığı maçtan sonra, katıldığı bir spor programında şöyle konuşmuştu: "Milli takımınızı modern futbolun çok dışında buldum. Kendi sahalarında oyunu kabul ederek, orta sahamızın mutlak hakimiyetini ortaya çıkarmış oldular. Türk forvetlerinin sahada neler yaptığını araştırmak lâzım. Bu kadar zayıf beklemiyorduk." Evet, Türkiye o maçta Sovyetler'e 3-0 kaybetmişti, Valery Usta da teşhisi koymuştu; modern tekniklerin gerisinde kalma. İkinci maçta ise olan olmuştu. Yeniden yapılan Türkiye, yedek oyuncularını deneyen Sovyetler'i 1-0 yenmişti. Bunun üzerine hırslanan ve ısırdığı dudaklarını kanatan Lobanovski oyuncularına sabaha kadar odalarından çıkmama cezası vermişti. Gazetelere verdiği demeçte, "taktiklerimi uygulamadılar, hepsi antrenör kesildiler" demişti. Sert ve otoriter anlayışıyla disiplini sağlamaya çalışan bir hocaydı.

1975 adetâ Türk-Rus yılı olmuştu. Fenerbahçe'nin ikinci kez şampiyon olan Dinamo Kiev ile hazırlık maçı oynaması kararlaştırıldı. Lobanovksi gene Türkiye'deydi. Maçta Cemil ve Blokhin 45'er dakika yer değiştirdiler. Lobanovski Cemil Turan ve Engin Verel'i çok beğendiğini söylüyordu maçtan sonra. İdeâllerin yoğurduğu bir adamdı. Bu maçı da ücret almadan Türk Futbol Sendikası için oynamışlardı.

1976'da Dinamo Kiev ile çok ilgilenemiyordu üstad. Sovyetler bu sezon Avrupa Kupası sebebiyle ligi ikiye bölmüşlerdi. Bahar liginde Dinamo ancak sekizinci olabildi. Akıllar Avrupa Kupası'ndaydı. Takım yarı finaller öncesi ikinci turda Çekoslovakya'ya elenince Lobanovski istifa etti ve sadece Dinamo Kiev'i çalıştırmaya karar verdi. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda ise çeyrek finalde elenmişlerdi. Bahar ligindeki olumsuz hava üzerine de beş futbolcuyu kadro dışı bırakan Lobanovski güz ligini ikinci sırada tamamladı.

1977'de Dinamo geri dönmüştü. Şampiyon oldular. Aynı sezon içinde takım Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı final oynadı ama Almanların ünlü takımı Borussia Mönchengladbach'a yenildi. 1978'de ikinci, 1979'da üçüncü oldular. 1980'de şampiyonluğu aldılar. 1981'de ikinci kez üst üste şampiyon oldular. 1982 sezonu başlamadan önce kaderleri yine bir Türk takımı kesişti ve Dinamo ile Trabzonspor eşleşti. Trabzon'un maçını kaydettirmiş ve izlemişti. Maç zor olacak diyordu. 1-0 ve 1-1 sonuçlarla Dinamo turu geçti ama zor olmuştu dediği gibi. Çeyrek finalle tamamladılar sezonu. Ligde de Dinamo Minsk'in ardından ikinci oldular. Sezon içinde tekrar Sovyetler Birliği antrenörlüğüne geldi.

1983'te ise bir çeyrek final daha tekrar ettiler Dinamo Kiev ile. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda. Ligde ise yedinci oldular. Bunun üzerine Dinamo Kiev'deki görevini bıraktı. Takım daha da kötüye gitti o gidince. Sovyetler ise 1986 Dünya Kupası'na hazırlanıyordu. 1985 yılının başında iki yıllık aradan sonra tekrar Dinamo'nun başına geçti. Yine iki görevi birden idare edecekti.

1986 yılında Kupa Galipleri Kupası'na Uzanan Dinamo Kiev kadrosu
1984'te onuncu olan ama Sovyet Kupası'nı alan takım 1985-86 Kupa Galipleri Kupası'na katılma hakkı elde etmişti. Takım o sene bu kupaya uzandı ve Lobanovski Sovyetlere, kulüpler bazındaki ikinci Avrupa Kupası'nı getirmiş oldu. Üstelik finaldeki 3-0'lık Atletico galibiyeti çok sansasyoneldi. Takım ligde de şampiyon olmayı becermişti. Yepyeni Dinamo jenerasyonu yine Lobanovski ile şekillenmiş ve kupaya uzanmıştı. Zavarov, Blokhin ve Belanov Avrupa'nın en ünlü oyuncularından olmuşlardı. Bu moralle büyük ölçüde Dinamo Kiev'in iskeletini kullanan Sovyetler milli takımı grubunu lider bitirdikten sonra ikinci turda Belçika'ya yenildi. Ama daha sonra bunu telâfi edeceklerdi. Sezonun sonunda takım şampiyon olmuştu. 1985 ve 86 şampiyonluklarla geçtikten sonra takım 87'de düşüşe geçti ve yedinci oldu. Bu arada 86'da Şampiyon Kulüpler Kupası çeyrek finali oynamışlardı. 1988'de takım ikinci oldu.

1988 Avrupa Şampiyonası öncesinde ise Lobanovski "Sovyet futbolunu 21. yüzyıla hazırlıyoruz diyordu." Kupaya güzel girdi takım. Gayet etkili bir futbolla gündemi meşgul ediyorlardı. Grupta favorilerden Hollanda'yı da yenerek lider oldular. Yarı finalde ise İtalya'yı 2-0 ile rahat geçtiler. Finalde rakip Total Futbol'u tekrar hortlatan Hollanda'ydı. Gullit, Van Basten, Rijkaard; Protasov, Belanov ve Mikhailichenko'ya karşıydı. Kalelerde ise iki dev Dassaev ve Van Breukhelen vardı. Gullit ve Van Basten'in müthiş gollerine karşılık veremeyince kupadan oldular. Buna rağmen Lobanovski artık Sovyet futbolu demekti...

Dinamo 1989'da ikinci, 1990'da şampiyon oldu. Sovyetler ise Dünya Kupası'na hazırlanmaya devam ediyordu. Yine formül belliydi. Dinamo Kiev = Sovyet milli takımı. Ama bu sefer Dinamo jenerasyonu o kadar kuvvetli değildi. Kupa öncesinde kalp krizi geçiren usta hocanın kupa sonrasında takımı bırakacağını açıklaması da konsantrasyon eksikliğine neden oldu. Takım grubunda sonuncu oldu. Üstad Lobanovski hem Dinamo Kiev, hem de Sovyetler'deki görevini bırakıp Birleşik Arap Emirlikleri'nin başına geçti ve yüksek maaşın keyfini çıkarmaya başladı. Ne var ki verdiği karar isabetli olmuştu. Sovyetler Birliği 1991 yılında dağılmıştı. Üç yıl takımın başında kaldıktan sonra ilk kez kovuldu ve bu sefer Kuveyt'in başına geçti. İki yıl da orada kaldı ve yine kovuldu. Orta Doğu'da iyi para kazanmıştı ama artık ilk aşka dönme vakti gelmişti. Bu sefer yeni ülkesi Ukrayna'ya gitti ve 1997'de Dinamo'nun başına üçüncü kez geçti. Yeni kadro dört senedir şampiyondu ama Avrupa Kupaları'nda ceza almıştı. 1998'de ve 1999'da takımı şampiyon yaptı. Yeni kadronun yıldızları şüphesiz Shevcenko ve Rebrov'du. 1999'da takıma Şampiyonlar Ligi yarı-finali oynattı. Arsenal, Lens ve Panathinaikos gibi devleri geçmiş, çeyrek finalde ise Real Madrid'i elemişlerdi. Yarı finalde Bayern'e elendiler. Lobanovski yine başarıyı sağlamıştı.

Bu başarının ardından 2000 yılında yine Dinamo Kiev'deki göre baki kalmak üzere, Ukrayna milli takımının başına getirildi. Ama başarıyı yakayamadı. 2000 ve 2001'de Dinamo ile yine şampiyon oldu ama 2001'in sonunda milli takımdan kovuldu. 2002'de Dinamo ile başarılı giderken geçirdiği kalp krizi sonucu 63 yaşında yaşama veda etti...

Ölümünün ardından Şampiyonlar Ligi maçlarında saygı duruşu yapıldı. Dinamo Kiev kulübü stadının adını değiştirdi ve Valeri Lobanovski stadına çevirdi. 2003 yılında Milan forması ile Şampiyonlar Ligi'ne uzanan Shevchenko ise şampiyonluk madalyasını hocasının mezarına götürerek saygısını gösterdi. Çünkü Sovyet ve Ukrayna futbolu demek Lobanovski demekti.


Lobanovski ve Futbola Kattıkları
Ustanın stiline hafif değinmiştik yazının önceki bölümlerinde. Kondisyonu yüksek, disiplinli ama ofansif anlayışı benimsiyor, mutlak bir disiplin uygulamaya çalışıyordu. Öngörü sahibi bir adamdı. Oyuncularından istediği bir şey üçgen oluşturacak şekilde birbirlerinin etrafında bulunmalarıydı. Böylece rakip oyuncunun baskısı kolay kırılıyordu. Sahayı parselleme fikrinin ilk uygulayıcılarındandı. Totaliter Sovyet sisteminin bir uzantısı gibi görünse de, taktik ve antrenman teknikleri birçok "demokrasi timsali" ülkece adapte edilmiştir. Ona göre hareket hiç durmamalıydı. O yüzden de top, oyuncularla birlikte sürekli geziyordu sahada. Dinamizm önemliydi. Presi en etkin kullanan hocalardan biri olmuştu ayrıca. Bunun dışında çalışmalarında bilgisayarı kullanan ilk teknik adamdı. Takımına taktiklerini bilgisayar verileri ışında anlatıyordu ve böylece kendisi hakkında fazla soru işareti bırakmıyordu oyuncularının kafasında. Ayrıca oyuncularını saha içinde yer değiştirerek daha fazla pozisyon yaratıyordu. Böylece rakibin markajcıları hep farklı bir oyuncuyu karşılarında bulmak zorunda kalıyorlardı. Anlayışı dahilinde hep komple oyuncularla oynadı. Hiçbir zaman sadece tek vuruşçu olan bir forvetle, tek özelliği sadece pas atmak olan bir orta saha oyuncusuyla oynamadı. Yıllar boyunca etkilediği antrenörün haddi hesabı tutulamaz herhâlde.

Lobanovski oyuncu yargılamada çok iyiydi. Blokhin, Zavarov ve Shevchenko bugün dahi kendisine duacı... Hatta abartıp şunu da rahatça söyleyebiliriz; 70'ler ve 80'lerde Sovyet Piyasası'ndan çıkan her ünlü oyuncu onun eleğinden geçti...


Başarılar
  • * Dinamo Kiev ile 2 kez Avrupa Kupa Galipleri Kupası (1974-75, 1985-86)
  • * Dinamo Kiev ile 3 kez Şampiyon Kulüpler Kupası / Şampiyonlar Ligi Yarı Finali (1976-77, 1986-87, 1998-99)
  • * Dinamo Kiev ile 1 kez Avrupa Süper Kupası (1974-75)
  • * Dinamo Kiev ile 4 kez Şampiyon Kulüpler Kupası Çeyrek Finali (1975-76, 1981-82, 1982-83, 1997-98)
  • * Dinamo Kiev ile 8 kez Sovyet Şampiyonluğu (1974, 1975, 1977, 1980, 1981, 1985, 1986, 1990)
  • * Dinamo Kiev ile 5 kez Ukrayna Şampiyonluğu (1997, 1998, 1999, 2000, 2001)
  • * Dinamo Kiev ile 5 kez Sovyet Kupası (1978, 1982, 1985, 1987, 1990)
Neymiş birader bu Lobanovski diyen varsa, buyursun buradan yada daha iyisi 90 dakika izlemek gerek diyen varsa buradan yaksın ve onun Dinamo Kiev'ini izlesin.

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

8 yorum:

bayA dedi ki...

Abi yine çok güzel bir post olmuş. Ellerine sağlık.

Can dedi ki...

üçgenler ve ön alan presi. Lobanovski, Michels ya da Cruyff kadar anılmıyor ki, bence büyük ayıptır. Benim blogdaki ilk yazılardan biri onun oyun stili ile ilgiliydi; Rus matematikçiler onun oyun karakterini diferansiyel denklemlerle ifade etmeye çalışmışlar. Biz matematikçiler arada gereksiz işlerle uğraşırız :)

Kaan Kavuşan dedi ki...

@bayA
Sağ ol.

@Can
İzledin mi ya da izlediysen katılır mısın bilmiyorum ama o zamanların Dinamo Kiev'inin sürekli top dolaştırması ve dinamizmi, kollektif uyumu bugünkü Barcelona'ya benziyor biraz.

Can dedi ki...

Seyretmez olur muyum, seyrettim tabi. Babamın kahramanı Blokhin'dir :) Bir Blokhin bir de Hagi'den başka bahseder; Maradona falan hikayedir onun için. O çok anlatırdı Dinamo Kiev'i.

Zaten mevcut Barça'yı salt Michels-Cruyff ekseninde değerlendirmek büyük hata olur bana göre. Total Futbol algısının içinde eksik kalanlar Lobanovsky'nin futbol anlayışında vardı. Şu gün itibari ile futbol başka türlü daha iyi oynanabilir mi, onu bilmiyorum zaten :)

Kaan Kavuşan dedi ki...

@Can
Valla benim babamın kahramanı da Cruijff'tur. ikinci adamı Blokhin. Ben de onun gazıyla izledim bulduğum maçlarını. Gerçekten başka yani. 2010 yılının futbolu derlermiş o Dinamo'nun futboluna. 2010 yılının futbolunun benzer olması hakikatten manidar :)

ederlezi12 dedi ki...

Blogu şimdi keşfettim . Yazının da son zamanlarda merak ettiğim Lobanovski hakkında olması keyfimi arttırdı . Teşekkürler ,blogun devamlı takipçisi olmaya çalışacağım .

outlaw dedi ki...

lobanovskyi'nin 88'deki takımı ilk aşkımdı benim: http://gueneslipazartesiler.blogspot.com/2010/02/bir-ask-hikayesi.html

Adsız dedi ki...

Kaan Abi merhaba Lobanovskyi hakkında gördüğüm nadir yazılarından biri bu diğeri Four Four Two'da yazdığın onun için teşekkür etmek isterim kendisi futbol dünyasında idol gördüğüm tek kişidir.Aynı zamanda bir sorum olacaktı Kaan Abi Lobanovskyi gibi bilimsel,rasyonel kalp ve duygulara değil de akla önem veren bir başka teknik direktör var mıdır ?