"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Fenerbahçe Clearwater Revival


Piyano:
Feyyaz Uçar
Bateri: Mustafa Özer
Bas Gitar: Halil İbrahim Kara
Elektro Gitar: Erol Bulut
Kontrbas: Kemalettin Şentürk
Solist: Ali Nail Durmuş
Vokaller: Tayfun Korkut, Aygün Taşkıran

(Bir düğün öncesi Scorpions'tan Wind Of Change'i söylerken)

Kadroda bir yanlışlık varsa bildirin. Solistten emin olamadım.

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Inter 1963-67


Kaleciler:
Lorenzo Buffon, Guiliano Sarti, Ottavio Bugatti, Rosario Di Vicenzo, Ferdinandao Miniussi.

Defans:
Giacinto Facchetti, Tarcisio Burgnich, Armando Picchi, Aristide Guarneri, Saul Malatrasi, Spartacus Landini,
Bruno Bolcchi, Giorgio Della, Mario Facco.

Orta Saha:
Luis Suarez, Sandro Mazzola, Horst Szymaniak, Carlo Tagnin, Franco Cordova, Franco Zaglio, Angelo Domenghini, Gianfranco Bedin, Mauro Bicicli, Humberto Maschio, Enea Masiero, Sergio Gori, Beniamino Di Giacomo.

Forvet:
Mario Corso, Aurelio Milani, Jair, Beniamino Di Giacomo, Joacquin Piero, Renato Cappellini,
Gerry Hitchens, Lorenzo Bettini, Edigio Morbello, Francesco Canella, Nicola Ciccolo.



Teknik Direktör: Helenio Herrera







Büyük İnter Zamanı...
İtalyanların "La Grande Inter" dedikleri Büyük İnter 1963-67 yılları arasında İtalya'da ve Avrupa'da çok önemli işler becermişti. Başkan Angelo Moratti yönetimindeki İnter, İspanya'da kendine büyük kariyer yapmış; Atletico Madrid, Sevilla, Barcelona ve İspanya milli takımını çalıştırmış Helenio Herrera'yı takımın başına getirdiğinde yıl 1960'tı. Takım onun geldiği sene ligi üçüncü sırada bitirdi, şampiyon Juventus olmuştu. Bir ertesi sezon yani 1961-62 sezonunda ise ezeli rakipleri Milan'ın ardından ikinci oldular.

1962-63 sezonunda ise katenaçyoyu geliştirerek kurduğu sistemle Inter'in yıllar süren bekleyişini sona erdirecekti. Takım en son şampiyonluğunu elde ettiğinde sezon 1953-54'tü. Takım tam dokuz senedir bu anı bekliyordu. Sezon içinde Herrera ve başkan Moratti arasında problemler yaşanmıştı. Buna rağmen son iki senede şampiyonluk yaşayan Juventus ve Inter'in önünde şampiyonluğa ulaştılar. 5-3-2 dizilimindeki takım; sıkı ve mücadeleci defans ama hızlı ataklar şampiyonluğu getirmişti. İtalyan liginin genelindeki defansif anlayışta en çok gol atan üçüncü takım olmuşlardı. Helenio Herrera ise katenaçyonun mucidi olmasa bile artık "Katenaçyo'nun babası" ünvanıyla anılmaya başlayacaktı. Kaleci Lorenzo Buffon (Gianluigi Buffon'un akrabasıdır), Sandro Mazzola, kaptan Facchetti, Suarez ve Jair takımın önemli parçalarıydı.




1963-64 sezonunda ise takım aynı stille başarısını sürdürdü. Radikal bir kararla Buffon ile Fiorentina kalecisi Sarti takas edilmişti. Milani ve Symaniak ise yeni transferlerdi. Ligi Bologna ile puan puana bitirdiler ama play-off mücadelesinde 2-0 yenilince şampiyonluğu kaybettiler. Buna karşın Şampiyon Kulüpler Kupası'nda iyi gittiler. Ön elemede Everton'ı geçtikten sonra, Monaco, Partizan ve Borussia Dortmund'u da eleyerek finale kadar geldiler. Finalde Avrupa'nın başka bir devi Real Madrid'in rakibiydiler. İlk yarıyı Mazzola'nın golüyle 1-0 önde kapadıysalar da, ikinci yarıda Real eşitliği sağladı. Buna karşın Mazzola takımını tekrar öne geçirdi, Milani ise skoru belirledi: 3-1. Inter ilk kez Kupa 1'in sahibiydi. Mazzola da takımına kupayı getirmişti. Aynı sene Kıtalararası Kupa da Arjantin'in Independiente ekibini geçen Inter'in oldu.

Şampiyonlar şampiyonu İnter, 1964-65 sezonuna da iyi transferlerle başladı. Atalanta'dan sağ kanat oyuncusu Domenghini, defans oyuncusu Malatrasi, forvet Joacquin Piero nokta transferler olarak dikkat çektiler. Kaleci Sarti ise kaleyi devraldığından beri güven veriyordu. Sonuçta sezon sonunda Milan'ın önünde şampiyon olmuşlardı. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda ise üst üste ikinci şampiyonluk gelmişti. Dinamo Bükreş, Rangers ve Liverpool'un ardından Eusubio'lu Benfica, Mazzola'nın golüyle aşılmıştı. 1-0 kupayı ikinci kez üst üste İnter'e getirmişti. Katenaçyo'nun ünü iyice yayılmıştı. Kıtalarası kupada rakip yine İndipendiente'ydi ve kazanan yine Inter'di.

1965-66 sezonunda İnter yine yenileceğe benzemiyordu. Bologna'nın 4 puan önünde tekrar şampiyon oldular. Şampiyon Kulüpler Kupası'nda ise yarı finale kadar çıktılar ve Real Madrid'e elendiler. 1966-67 sezonunda bir puan farkla Juventus'un gerisinde kalıp ikinci oldular. Şampiyon Kulüpler'de ise finale kadar kaldılar ama bu sefer de Jock Stein'in Jimmy Johnstone ve Willie Wallace'lı Celtic'ine 2-1 kaydettiler. Mazzola'nın golü yeterli olmamıştı. Büyük İnter'in çağı kapanmıştı. 1967-68 sezonunun sonunda Herrera da takımdan ayrılıp Roma'ya geçince ufak umut emareleri de söndü.

Bir sonraki şampiyonluk için 4 sene beklemeleri gerekti. Ama o dört sene sonraki şampiyonluğu alan kadro Büyük Inter'in sadece kırıntıları olabilirdi. Şampiyon Kulüpler Finali'nde de Total Futbol'u yayma cihadını üstlenen Ajax'a kaybettiler. O tarihten sonra Inter uzun aralar vererek şampiyonluklar elde etti etmesine ama, ne Serie A'da, ne de Avrupa'da Herrera'nın Inter'i kadar başarılı olamadı.

Taktik: Helenio Herrera'dan ve katenaçyo felsefesinden daha önce bahsetmiştik. Benim şahsen pek de olumlu bakmadığım bir anlayış olan katenaçyonun yine de bugünkü anti-futbol anlayışı olmadığını söylemek gerek. Belki çıkış noktası ama kendisi değil. 5-3-2 formasyonu dizilen Herrera'nın Inter'i, iki hızlı bek ile ani ataklara çıkabilen bir takımdı. Yani 5-3-2 gibi görünmesine rağmen sık sık da 4-4-2'ye dönen bir formasyona sahipti. Burgnich ve Facchetti'den birisi atağın geliştiği kanada göre mutlaka açılırdı. Ama ikisi de 5'linin içinde yer alırlar. Bir tane sarkık libero takımın göbeğinde yer alır. Bu ise Piccni idi. Taglia, Zaglio ve Bedin ise üç farklı sezonda bir önlibero gibi topu alıp orta sahaya taşıyıp servis yaparken, Guarneri ise beşlinin dirençli ve saldırgan yanını sergiliyordu. Ortasahanın göbekteki ikilisi Mazzola ve Luis Suarez'di. İkisi de komple oyuncular ve iyi yöneticilerdi. Bedin ile beraber ofanstayken sayıları üçe ulaşmış oluyordu. Orta sahanın son oyuncu ise Domenghini'ydi. Domenghini ve aslında bir sağ açık oyuncusuydu ve üçlünün sağında yer alıyordu ama üçlü oynayan bir takıma göre fazla açıkta yer buluyordu. Bunun nedeni ise Herrera'nın soldan bek Facchetti ile hücüma katkıda bulunmasına rağmen, Burgnich'i çakılı oynatmasıydı. Forvette ise Mario Corso ve Jair görev alıyorlardı. Ama sistemin defansifliği sayesinde Mazzola, Domenghini ve Suarez gibi isimler gole daha yakındılar. 1-0'larla biten maçlar Inter'in karakteristiğini yansıtıyordu zaten. Bunun yanı sıra müthiş bir motivatör olarak bilinen Herrera'nın başarı odaklı konuşmalarıyla takımı hırslandırdığını ve karakteristik kattığını söylemeye gerek bile yok.

Football Fans Know Better



Takımın En Önemli Oyuncusu:
Sandro Mazzola
Baba Valentino Mazzola, Superga faciasında hayatını kaybeden bir Torino'nun en iyi oyuncularındandı. Sandro Mazzola ise babasının gölgesinde başladığı kariyerinde Milano'nun yolunu tutmuştu. Herrera ile altın günlerini yaşadı. Özellikle Şampiyon Kulüpler Kupası'nda çok kritik gollere imza attı ve takımına şampiyonluklar getirdi. Bunun yanı sıra oyunu iyi okuması ve Suarez ile iyi bir ikili oluşturması ve yönetici özellikleri Inter için çok önemliydi.




Ve ayrıca bugünkü şampiyonlar Ligi finali öncesinde biraz daha nostalji için:

21 Mayıs 2010 Cuma

Karikatür: Galatasaray 1973-74


Ayaktakiler: Gökmen Özdenak, Ekrem Günalp, Tuncay Temeller, Metin Kurt, Yasin Özdenak, Brian Birch (TD)
Oturanlar: (Büyük) Mehmet Oğuz, Tarık Küpoğlu, Aydın Güleş, Muzaffer Sipahi, Korhan Tınaz, Bülent Ünder

20 Mayıs 2010 Perşembe

1930'lı Yılların Altın 11'i

Mayıs 1938 - İngiliz milli takımı Nazi selamı verirken


1930'dan önce futbol yok muydu? Vardı elbette ama 1930 ile birlikte futbol başka bir boyuta geldi. Kıtalar arası ilk ciddi turnuva "Dünya Kupası" düzenlendi. Bu futbol tarihinin dönüm noktalarından birisi elbette. Bu yüzden bu tarihi başlangıç noktası alarak on yıllık zaman dilimleri içindeki en iyi ilk 11'leri seçiyorum. Başlangıç olarak 1930'yı yılları mihenk taşı olarak aldık ama o zamana ait bir video bulmak ve o maçları izlemek imkânsız. Sadece birkaç Dünya Kupası golü elimizdeki materyal. O yüzden 1930'lar için seçimimiz biraz istatistiğe dayalı ve biraz da dönemin otoritelerinin yazdıklarından toplama olacak, zira istatistik bilimde çok gelişmiş değil o sıralar. Dünya Kupası en büyük kaynağımız... Listeye başlarken oyuncuları hangi sisteme göre dizeceğimiz bir soru işareti. Bol forvetli yıllar. Takımlar bugünkü kavramlar üzerinden gidersek 2-3-5 dizilimine sahipler. En ünlü dizilim, yine 2-3-5'in bir varyasyonu olan metodo (2-3-2-3). İtalyanlar metodo kullanarak iki kez Dünya Şampiyonu olmuş. O sisteme göre takımı kuralım:

Football Fans Know Better

Kaleci - Ricardo Zamora / İspanya: 1916 ile 1938 arasında şekillenen kariyerinde Espanyol, Barcelona, Real Madrid ve Nice gibi takımlar olan Zamora hem İspanya, hem de Katalunya milli takımında oynamıştı. Kafasında şapkası, üstünde süveteriyle dikkat çeken bu adam, ayrıyetten cesur çıkışlarıyla tanınırdı. 1920 ve 28 Olimpiyatlarındaki üstün başarısıyla hatırlansa da, kariyerinin en iyi yıllarını 30'lu yaşlarında 30'lu yıllarda geçirmiştir. Marca gazetesinin dağıttığı ligin en az gol yiyen kalecisine verilen ödülünü adının "Ricardo Zamora ödülü" olması bir tesadüf değildir.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Sağ Bek - Jose Nasazzi / Uruguay: Uruguay'a 1930 Dünya Kupası'nda kaptanlık eden Nasazzi, takımının kupayı almasında da çok etkili olmuştu. Uruguay'da efsane adam statüsüne erişen ve gelmiş geçmiş en büyük defans oyuncusu kabul edilen Nasazzi, üstün defansif yeteneklerinin yanı sıra çok da iyi bir yöneticiymiş. 1934'te yine Dünya Kupası görmüş ama kazanamış, 1935 Kopa Amerika'ya uzanmış. Kadroda yer alması kaçınılmaz.

Sol bek - Pietro Rava / İtalya: 1936'da Olimpiyatlar, 1938'de Dünya Kupası. Juventus'ta yıllarca görev yapmış. Özellikle 38'deki performansı ile kupanın ilk 11'ine seçilmiş. 36 ile 46 arası kesintisiz İtalya milli takımının bekiymiş. Hem Olimpiyatları, hem Dünya Kupası'nı kazanan dört oyuncudan biri. Döneminin en iyilerinden.
-------------------------------------------------------------------------------------------------

Merkezi Haf - Luis Monti / İtalya: İtalyan asıllı Arjanti oyuncu Monti, iki ayrı milli takım ile Dünya Kupası finali oynayan tek oyuncu. Önce 1930'da Arjantin ile kaybediyor, sonra 1934'de İtalya ile kazanıyor. En başarılı dönemini Juventus'ta geçiren Monti, bugünün önliberosu diyebileceğimiz mevkide oynuyordu. Hırslı ve agresif oyunu ile dikkat çeken Monti, takım defans yaparken santrafora markaj yapıyor, takım atak yaparken ise orta sahada oyun kuruyordu. Takımı için önemli bir mevkide ve zamanının en iyilerinden. Kariyerinde Arjantin ile Amerika Kupası, Olimpiyat ikinciliği ve Dünya Kupası finali, İtalya ile Dünya Kupası; kulüp kariyerinde Juventus ile 4, San Lorenzo ile 4 şampiyonluğu var. Ben buna kariyer derim işte.

Sağ Haf - Jose Andrade / Uruguay: Dünya Kupası'nı alan Uruguay'ın elemanlarından. Babası olduğu düşünülen büyük Jose Andrade, küçük Jose doğduğunda 98 yaşında! "Karabüyü yaptım" diyor Afrika'dan gelen baba yemesek de. Karnavallarda müzik çalıp dans ederken, dahası ayakkabı boyacılığı yaparken aynı zamanda Uruguay milli takımında oynuyor. Günümüz futbolcuları bir futbolcunun hayatının zor olduğunu iddia ederse, Andrade'yi hiç duymamış demektir, hatırlatırız. Üstün tekniği ve yılmayan yapısı kişisel hayatının da, futbolunun da ana fikri. 1923, 1924, 1926'da Kopa Amerika, 1930'da Dünya Kupası. 1924 ve 1928'te Olimpiyat şampiyonluğu. France Football tarafından En İyi 100 Dünya Kupası performansı'nda 10'uncu sıra. 30 Dünya Kupası'nın altın 11'i. Daha ne olsun? IFFHS gelmiş geçmiş en iyi 29. oyuncu olsun. En iyi dönemi 20'ler olsa da, 30'ların ikinci yarısına kadar oynamıştır.

Sol Haf - Walter Nausch / Avusturya. Şanssızlık eseri 1938 Dünya Kupası'na gidememiş olsa da, Walter Nausch Avusturyalıların ünlü "Wunderteam"inin yapı taşlarından. Haf mevkinin vazgeçilmezi Nausch. Kariyeri boyunca Avusturya Viyana ve Grasshopper'da oynamış. 48 ve 54 arası milli takım formasını giymiş. Bugünlerde pek revaçta olan "çift yönlü" oyuncuların atası.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Sağ İç - Vlastimil Kopecky / Çekoslovakya: 1934'te finalde kaybeden Çekoslovakların komple hücum oyuncusuydu Kopecky. Kariyeri boyunca Slavya Prag'ta oynayan bu adam 325 maçta 252 gol kaydetmeyi becermişti. 1938'te tekrar Dünya Kupası'nda oynadı. Çekoslovak lig tarihinde en çok gol atan ikinci adam, Çekoslovak milli takımında ise 26 maçta 8 golü var. Döneminin en değerli oyuncularından.

Sol İç - Giuseppe Meazza / İtalya: İtalyanların stada isim verilecek kadar ünlenmiş Interli oyuncusu Giuseppe Meazza, iki Dünya Kupası kazanmış bir isim. Hem sol iç, hem de sağ iç olarak oynamayı beceren Meazza, hakkında istatistiklerine ulaşabildiğimiz o dönemin yegane oyuncularından birisi. 27 ve 40 arasında Inter ile 348 maça çıkıp, 245 gol atan bu adam bu takımın en şöhretli oyuncusu da ayrıca. İtalya'da büyük saygı duyulan bir isim. Ayrıca teknik direktörlük yıllarında Beşiktaş'a da uğramıştır. Eskiler komple bir oyuncu olduğunu söylerler. İç forvetler orta sahaya da yakın oynadıklarından komple de olmak zorundadır zaten. İtalyanların ilk uluslararası futbol yıldızıdır. Takımı için o kadar önemliydi ki, sadece ona sigara içmesi için izin veriliyor, ayrıca arabalar hediye ediliyordu.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Forvet - Dixie Dean / İngiltere: Kirli Dean'in, Everton'la kazanmadığı bir şey kalmamıştı. Premier Lig, Charity Shield, FA Cup... İngiltere milli takımıyla 16 maçta 18 gole imza atarken, Everton ile 399 maçta 349 gol atmıştı. Orta sahanın gerisinden kafayla gol atmışlığı daha vardır. Hâlâ Premier Lig'deki en iyi gol ortalamasına kendisi sahiptir. Gooidison Park'ın önünde heykeli dikilidir.

Forvet - Matthias Sindelar / Avusturya: Wunderteam'den bahsettik az üstte. İşte Sindelar da Wunderteam'in üzerine kurulduğu adam. Her nasıl ki Total Futbol, Cruijff'un üzerine kurulduysa, Wunderteam de Sindelar'ın üzerine kurulmuştur. O değişmez herkes değişebilir. Tozluklarını dizinin üstüne kadar çeken bu adam; hızlı, seri ve tüm hücum yönleri gelişmiş bir oyuncu. FIFA tarafından Avusturya'nın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu seçilmiş. 1934'te üçüncü olan takımın yıldızı. 43 milli maçta 27 golü var. Naziler Avusturya'yı işgal ettiklerinde kendisinden Alman milli takımında oynamasını isterler, kabul etmez. "Yahudi dostu olarak" fişlenir ve nihayet 1939 yılında ise daha 35 yaşındayken evinde sevgilisiyle beraber ölü bulunur. Nazi yetkililer intihar ettiklerini söylerler. Nazi kanunlarına göre intihar edenlerin cenaze töreni bile yapılmaz...

Forvet - Silvio Piola / İtalya: 1938 finalinde iki golle kupayı İtalya'ya getiren adam Piola. 34 maçta 30 golü var milli takımda. 274 golle Serie A'nın en çok gol atan oyuncusu hâlâ. 537 kez Serie A maçına çıkmış, bu istatistikte de dördüncü. Lazio ve Juventus gibi iki büyük kulüpte oynamış ve goller atmış. Adam bir efsane.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Altın Yedek:

Forvet - Leonidas / Brezilya: Röveşata mı? O ne yahu? Nasıl bir hareket o? Leonidas göstermişti herkese nasıl olduğunu. Brezilya milli takımıyla çıktığı 19 maçta 21 gol kaydetti. 1934 Dünya Kupası'nda yer aldı, 1938 Dünya Kupası'nda Gol Kralı oldu. Yarı finalde dinlendirilmişti. İtalya kazandı, Brezilya antrenörü Pimenta işinden oldu. Lastik adam lâkaplı Leonidas o yılların en konuşulan oyuncularından birisiydi.

Unutmadık, araştırdık:
Ted Drake (İngiltere), Hans Horvath (Avusturya), Schiavo (Uruguay), Guilerme Stabile (Arjantin) Eric Brook (İngiltere), Gyula Zsengellér (Macaristan), Pedro Cea (Uruguay), Karl Sesta (Avusturya-Nazi Almanya), Herbie Roberts (İngiltere), Cliff Bastin (İngiltere), Ernest Wilimowski (Polonya - Nazi Almanya), Arne Ryberg (İsveç), Oldrich Njedely (Çekoslovakya), Bert Patenaude (ABD), Carlos Paucelle (Arjantin)

13 Mayıs 2010 Perşembe

"Galete" Gintaras Stauçe

"Hayrettin'i yemeyelim, yerine Stauçe'yi yeriz."
Saftig dönemiydi. Bu uzun boylu, kaburgaları sayılabilecek kadar zayıf bir kaleci Spartak Moskova'dan takıma katılmıştı. Büyük ihtimalle Cihat'ın golüyle 1-0 kazanılan maçtan sonra beğenilmişti. Hayrettin'in icraatlarından bıkan Saftig de "Tez kaleci alına" diye direktif vermişti belli ki. Transferi öğrenen Hayro Paşa ise "Bana sormaları lâzımdı. Bana bir şey demediler. Hayırlı olsun, gazozuna bir maçta kötü oynadım diye beni yaktılar. Fenerbahçe maçı önemsiz bir maçtı. Basın kötü oyunumu abarttı" demişti her zamanki gibi başkalarını suçlayarak.

Bu adama "Galete" derdik biz kendi aramızda. Çöp gibi bacaklar, ince uzun bir surat, tas kafa saç traşı. Hatta bir kez bayılmıştı antrenmanda ve bu gazetelere "Yemek yemediği için güçsüz düştü" diye yansımıştı.

11 Mayıs 2010 Salı

Johan Cruijff - Ali Şen Paslaşmaları #2

2 Haziran 1981'de Johan Cruijff, Avrupa Karması ile Fenerbahçe'nin yapacağı maç için İstanbul'a geliyor. Atatürk'ün yüzüncü doğum yılı kutlamaları için Türkiye'ye gelen Cruijff'un dışında Stojkovic, Pantelic, Dietz ve Currie gibi isimler de Avrupa Karması'nda yer almak için Türkiye'nin yolunu tutuyorlar. Daha önceki yazımızda belirttiğimiz üzere Cruijff'u Fener'e getirmek için zaten nabız yoklayan Ali Şen de oyuncuyu Türkiye'ye bir hazırlık maçı için olsa da getiriyor. O zamanlar İspanyol Levante'nin formasını giyen Cruijff "Dostluk güzel şey, Atatürk için yapılacak bir maçta oynadığım için şeref duyuyorum" diyor. Türkiye'de darbe sonrası koyulan yabancı yasağı kalkarsa burada top oynar mısınız sorusuna ise: "Ben profesyonel futbolcuyum. Türkiye'yi ve Türkleri çok iyi tanıyorum ve seviyorum. Mümkün olduğu takdirde ülkenizde futbol yaşantımı sürdürmek isterim" diyor. Bu lâfla Ali Şen sinyali alıyor almasına ama yasak var.

Ertesi gün oynanan maçı Rausch yönetimindeki Fenerbahçe 3-0 kazanıyor. Goller İsa (2) ve Erol'dan geliyor. Cruijff kısa süre önce ameliyat geçirdiği, kasığında 8 dikiş olduğu için 15 dakika oyunda kalıyor, bir-iki klas pas ve hareketten sonra yerini Bursasporlu Sedat III'e bırakıyor.

Maç sonrasında çok kötü bir yazıyla bir de mektup bırakıyor Milliyet spor ekibine. Özetle yazıda, söz verdiği için doktorların yasaklamasına rağmen buraya gelip, oynadığını söylüyor ve bir daha geleceğine söz veriyor. Ali Şen ve Togay Bayatlı için dostlarım ifadesini kullanan Cruijff, bir de Kaya Çilingiroğlu'na muayene oluyor, dikişlerini aldırıyor. Bu sırada birçok da röportaj veriyor. Öğütleri Türk futbolun tesisleşmeye çalışması, mantalitenin değiştirilmesinin gerektiği yönünde. Güzel de bir örnek veriyor: "Almanya'da antrenör futbolcusuna ısınması için dört tur at der ve kahvesini içmeye gider. Oyuncu robot gibi o turları atar. Ama İspanya ve Türkiye gibi bir ülkede aynı talimatı alan bir futbolcu bir tur atıp, antrenörünün yanına gelir. 1960'larda Hollanda bir hiçti, 74'te ise final oynadık. Türk dostlarıma Hollanda'yı örnek almalarını öneririm."

Yabancı yasağı yüzünden sekteye uğrayan
Johan Cruijff - Ali Şen paslaşmaları devam edecek...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Johan Cruijff - Ali Şen Paslaşmaları #1

4 Nisan 1981. Amerikan basını Washington Diplomats ve Los Angeles Aztecs forması ile sevdikleri 34 yaşındaki Cruijff'un Fenerbahçe'ye transfer olacağını yazıyorlar. Elbette böyle bir haber olması çok da şaşırtıcı değil. Zaten her türlü asparagas habere alışkınız günümüzde. Türkiye'ye Messi'yi bile getirir bizim Fotomaç, Fanatik. Ne olacak canım, Haldün Üstünel var, eskiden Hakan Bilal Kutlualp vardı. Onlar getirir. Neyse de, ertesi günün gazetesine "eski Fenerbahçe Dış İlişkiler Koordinatörü" sıfatıyla konuşan Ali Şen şöyle diyor:

"İsa'nın transferi sebebiyle Almanya'daki yapacağımız üçlü turnuva sırasında Cruijff'a Fenerbahçe forması giydirmeyi arzu etmiştik. Bu nedenle kendisiyle birkaç kez görüşmem olmuştu. ABD gazeteleri bundan kaynak almış olabilir. Dünya'nın bir numaralı futbolcusu Johan Cruijff'un Fenerbahçe'ye özel ve lig maçlarında hem büyük para kazandıracağına, hem de büyük güç katacağına inanıyorum. Kendisiyle uzun süre konuşmuş ve uygun koşullarda Fenerbahçe'ye gelmesinde anlaşmıştık. Başkan olsam Futbol Şube sorumlusu ve antrenörün onayını alıp getirecektim."

Olay İspanya'da da yankı buluyor. O an Cruijff'un kadrosunda bulunduğu Levante kulübü ise şöyle bir açıklama yapıyor: "Johan Cruijff'un sözleşmesi, kendisinin istediği an feshedebileceği şekilde ayarlanmıştır. Ama hasılatın yarısını alırken bizi bırakacağını sanmayız."

Ali Şen, Başkan olsaydım getirirdim diyor. Bu açıklamadan tam 8 gün sonra Fenerbahçe Başkanı olma şansını elde edecek ve yaklaşık iki ay sonra Cruijf'u özel bir maç vesiliyle İstanbul'a çağıracaktı. Cruijff'un iki ay sonraki gelişine kadar İspanya'ya çıkartmalar yapan Ali Şen çok ciddi olarak bu transferi düşünmüş. O an gazetelere bu düşüncesini de açıklamış. Diğer iki aday da Yugoslavya'nın müthiş kaptanı, çalımcı sağ açık "Kelebek" Petrovic ve Danimarkalı Morten Olsen. "Bu üçünden ikisi Fenerbahçe'de olacak" diyor Ali Şen.

"Johan Cruijff - Ali Şen paslaşmaları" başlıyor...

6 Mayıs 2010 Perşembe

Marsilya 88-93















Kaleciler:
Fabien Barthez, Pascal Olmeta, Gaetan Huard, Guillaume Warmuz,
Alain Casanova, Jean-Christoph Thomas.

Defans:

Marcel Desailly, Karl-heinz Förster, Manuel Amoros, Frank Sauzee, Phillipe Thys,
Yvon Le Roux, Alain Roche, Fernand Boli,
Carlos Mozer, Jocelyn Angloma, Martin Vasquez, Pascal Baills, Jean-Marc Ferreri, Bernard Casoni, Eric Di Meco, Eric Muro.

Orta Saha:
Didier Deschamps, Jacques Santini, Cauet, Philippe Vercruysse, Patrice Eyraud, Jean-Jacques Eydelie, Bruno Germain, Pascal Gastien, Jean Tigana, Chris Waddle,
Laurent Fournier, Abedi Pele, Dragan Stojkovic, Bernard Pardo, Eric Durand,
Omam Biyik, Alain Boghossian,
Taylor Steven, Jean-Philippe Durand.

Forvet:
Jean-Pierre Papin, Klaus Allofs,
Eric Cantona, Enzo Francescoli,
Abdoulaye Diallo, Rudi Völler,
Alen Boksic, Marc Libbra.


Marsilya'nın Yükselişi
1986 yılında Fransa'nın finans ustası, batan şirketleri kurtarmasıyla şöhret yapmış politik şahsiyet Bernard Tapie kulübü satın aldığında takım ligi 12. sırada bitirmişti. Fransız politikasının yükselen ismi Tapie hemen takıma yatırım yapmaya başladı. Karl-heinz Förster ve Alain Giresse transferleriyle hızlı bir giriş yapmıştı piyasaya. Takım ikinci sezonunda ikinci olarak yükselişe geçeceğin sinyallerini verdi. Papin-Allofs ikilisiyle hücumda iyi olan takım defans sorunlarına çözüm bulamayınca 87-88 sezonunda ancak altıncı olabildi. 88 öncesi dönemi bu şekilde özetledikten sonra 88-89 sezonuna gelelim.

Bu sezon Marsilya için dönüm noktası olacaktı. Sezon başladığında Olimpik Marsilya şon şampiyonluğunu 1971-72 sezonunda almıştı. Yani aradan tam 17 sene geçmişti. Takımın başına da Hidalgo'nun yerine Gerard Gili geldi. 17 senedir bu anı bekliyorlardı. Auxerre'den 22 milyon frank gibi rekor ücretle transfer edilen Eric Cantona, takımın golcüsü Jean-Pierre Papin, defansı toparlayan Förster, diğer yetenekli oyuncular Abedi Pele, Santini ve Sauzee gibi isimlerle ikinci Paris Saint Germain'in önünde şampiyon olmayı başardılar. Marsilya halkı sokaklara dökülmüştü bile. Papin 22 golle Gol Kralı oldu.


89-90 sezonunda Avrupa Kupaları'nda da söz sahibi olacak bir Marsilya için kolları sıvayan Tapie, Uruguaylı süper yetenek Enzo Francescoli'yi takıma kazandırdı. Dahası defansı kuvvetlendirmek için Monaco'dan hem sağ bek, hem de libero olarak oynayabilen Amaros'u ve Tottenham'ın hızlı kanat oyuncusu Waddle'ı takıma kazandırdı. (Üstteki resimde) 34'lük Tigana da orta sahaya parsellemek için takıma katılmıştı. Papin o sezon 30 gol atarak tekrar Gol Kralı oldu. Francescoli ise 11 golle ona destek verdi. Avrupa'da da yarı-final gördü takım ama Benfica'ya elendi. Başarılı bir sezondu her şeye rağmen.
90-91 sezonu başladığında flaş transferler bitmedi. Auxerre'den Boli, artık yaşlanan Förster'in yerini alacaktı. Kızılyıldız'ın müthiş oyuncusu Dragan Stojkovic de takıma katılanlardandı. Ayrıca St. Etienne'den Laurent Fournier, Lille'den geri dönen Ganalı Abedi Pele ve Pardo ile beraber gelmiş geçmiş en iyi Marsilya kadrolarından biri kurulmuştu. Üstüne bir de Cantona kiralık gittiği Montpellier'de çıkarttığı olaylara rağmen takıma Fransa Kupası'nı kazandırmıştı ve bu yüzden takıma geri dönmeyi hak etmişti. Francescoli'nin Cagliari'nin yolunu tutması bile üzemezdi bu transferle coşan taraftarı. Takım iki antrenörle çalışmasına rağmen (Beckenbauer ve Goethals) ligi yine şampiyon bitirdi ve üçüncü kez üst üste şampiyonluğunu ilân etti. Papin ise bu sefer 22 gol atarak gol kralı oldu. Beckenbauer ise Cantona'yı en çok kullanan Marsilya teknik direktörü olarak tarihe geçti ama ilk 11 konusunda Tapie ile kapışınca, hatta Tapie kadroyu belirmek isteyince istifa etti. Yarım sezonluğuna onun yerine gelen Goethals ise kulüp için önemli işler yapacaktı.

Şampiyon Kulüpler Kupası'nda ise Dinamo Tiran, Lech Prozan, geçen senenin şampiyonu AC Milan ve Spartak Moskova'yı sırasıyla yenerek finale ulaşmıştı takım. Rakipleri Yugoslavların müthiş takımı Kızılyıldız'dı. Müthiş bir kapışma sonucunda maçın normal süresi ve uzatmaları 0-0 bitti. Penaltılara sıra geldiğinde, ilk vuruşta Amaros'un penaltıyı kaçırması Marsilya'yı kupadan etti. Penaltıların hepsini gole çeviren Kızılyıldız kupayı kaldırdı. Ateşli Marsilya taraftarı boynü bükük ayrıldı Bari kentindeki San Nicola stadından. Ama her sene yükselişteydiler. Yarı-final ve final oynamışlardı. Şimdi kupayı alma sırası gelmişti.

91-92 sezonunda Angloma ve Deschamps takıma monte edildiler. İstenileni veremeyen büyük yetenek Stojkovic ise Verona'ya kiralandı. Cantona da şok bir kararla Nimes'e gönderildi. Takımın başına da geçen sezonki Şampiyon Kulüpler Kupası Finali'ni taktik hatayla kaybettiği iddia edilen geçici antrenör Goethals'ın yerine daha önce PSG'de başarılı olan ve ülkeyi tanıyan Tomislav Iviç getirildi. Yine de devre arasında takım ikinci kez Belçikalı kurt antrenör Goethals'a kaldı. Buna karşın takım Monaco'nun altı puan önünde bir kez daha şampiyondu. Dördüncü kez üst üste. Papin ise 27 golle dördüncü kez üst üste Gol kralı'ydı. Şampiyon Kulüpler'de ise işler iyi gitmemiş, takım ikinci turda Sparta Prag'a elenmişti.


Toz Pembe Günlerden Kara Yıllara
92-93 sezonunda ise daha sansasyonel transferler yapıldı. Zaten bırakmak isteyen Goethals'ın yerine bu kez de asistanı Jean Fernandez getirildi. Hedef Şampiyon Kulüpler Kupası'ydı. Alen Boksic gelmiş, Toulouse kalecisi Fabien Barthez ise Olmeta'nın yerini kapmıştı. Nantes'in başarılı defans oyuncusu Desailly, yine Nantes'i coşturan başka bir isim Eydelie, Kamerun'un başarılı oyuncusu Omam-Biyik ve de Alman milli takımının golcüsü Rudi Völler takıma katılan diğer büyük isimlerdi. Papin'i ise Milan'a kaptırmışlardı. Bu büyük transferlere karşın antrenör bu kez de Kasım ayında değişmiş ve üçüncü kez Belçikalı Roland Goethals takımın başına geçmişti. Üstad, bu kez sezon sonunda bırakacağını şart koşmuştu. Takım iyi gidiyordu. Boksic 23 gol atarak müthiş bir oyun ortaya koydu sezon boyunca. Völler de 18 golle onu takip etmişti. Takım şampiyon oldu. O sene Şampiyon Kulüpler Kupası, lig formatına dönüştürülüp Şampiyonlar Ligi adını almıştı ve Marsilya bu kupanın peşindeydi. Glentoran, Dinamo Bükreş geçildikten sonra gruplarda ise Rangers, Brügge ve CSKA Moskova'nın önünde lider olan Marsilya, finalde Milan'ın rakibi oldu.


Milan adına Van Basten ve Rijkaard'ın da forma giydiği, Gullit'in sakatlığı yüzünden oynamadığı maçta 44'üncü dakikada Boli yazdı golü ve başka gol olmayınca Marsilya, Papin'in sonradan oyuna girdiği bu maçta kazanmayı bilip, 1 numaralı kupaya uzanan tek Fransız takımı oldu. Bugünde de bu durum değişmemiştir. Bu kupanın alınmasıyla kurt hoca Raymond Goethals da kupayı alan en yaşlı antrenör olmuştur.

Her şey toz pembeydi. Ligde beş kez üst üste şampiyon olunmuş, Şampiyonlar Ligi kazanılmıştı. Ama Glassmann ortaya çıkmıştı! Valenciennesli bir futbolcu olan Glassmann, Marsilyalı futbolcu Eydelie'nin kendisi ve takımın diğer oyuncuları Robert ile Burruchaga'ya rüşvet teklif ettiğini iddia ediyordu. İddiasına göre Eydelie onlara kendilerini fazla kasmamaları ve sakatlamamaları için para vermeyi teklif etmişti. Daha sonra yapılan araştırmalarda Tapie'nin Eydelie aracılığıyla Burruchaga, Robert ve Glassmann'a rüşvet teklif ettiği kanıtlandı. Paranın bir kısmı Robert'in kayınvalidesinin bahçesine gömülü bulundu. Bu skandal üzerine Marsilya'nın şampiyonluğu iptal edildi. Kulübün Şampiyonlar Ligi'nde oynama hakkı elinden alındı. Bunun üzerine UEFA da Süper Kupa ve Kıtalararası Kupa maçlarına çıkamayacaklarını bildirdi. Çalkantılı günler başlamıştı. Tapie ömür boyu men cezası yedi. Eydelie de 17 gün hapis yattıktan sonra, 1 sene men cezası aldı. Sportif Direktör hapse girdi. Valenciennesli oyuncular Robert ve Burruchaga da 2 yıl men cezası aldılar. Glassman ise FIFA fair-play ödülüne lâyık görüldü.

Takım tüm kargaşaya rağmen sezon, antrenör Marc Bourrier yönetiminde 93-94 sonunda ligi ikinci sırada bitirmeyi becerdiyse de, finansal zorluklarla karşı karşıyaydı ve bu arada davaların sonuçlanmasıyla finansal yetersizlikler bahane edilerek ikinci lige düşürüldü. Bir efsaneyi yaratan Tapie, aynı efsaneye taraftarların ve kulübün adını da lekeyerek son verdi.

Bundan sonra takım ikinci lig şampiyonu olduysa da, finansal yetersizlikler tekrar bahane edildi ve takım Ligue 1'a döndürülmedi. Tapie gitmeliydi. Vergi yolsuzluğu yapmak, yalancı şahit tutmak ve de rüşvet vermek suçlarından da soruşturma altındaydı. 1995 yılında suçu sabit görüldü ve hapse düştü. Yerine geçen eski arkadaşı ve Adidas'ın sahibi Robert Louis-Dreyfus (ki Adidas'ı Tapie'den satın almıştı) ise 1996 yılında kulübü satın alarak tekrar birinci lige çıkardı. 4 Temmuz 2009'da ölen rahmetli bugünü görmeyi çok isterdi herhâlde. Çünkü dün günlerden 5 Mayıs 2010 Perşembe'ydi, Olimpik Marsilya 18 yıl aradan sonra yine Fransa şampiyonu olmuştu!

En İyi Oyuncu: Beş sezonluk dönemin dördünde yer alan Jean-Pierre Papin elbette takımın en önemli isimi. Takımın gol yükünü çeken Papin, gösterdiği performansla Milan'a da gitmişti. Son vuruşlardaki görülmemiş ustalığı ve hiç de fena olmayan diğer teknik özellikleriyle yıllarca Fransa'nın en iyi forvet adamı oldu. Milan'a gittiğinde zayıf kalan fiziğinin de etkisiyle başarılı olamadıysa da, Fransa'da her zaman bir efsanedir Papin. Ülkemizde de onun isminin Türk versiyonlarını yaratmadık mı?

Taktik: Marsilya, Gilli teknik direktörlüğü döneminde dengeli bir futbol oynuyordu ama şampiyon oldukları sene gol sıkıntısı yaşıyorlardı ve bu yüzden Avrupa'da başarı gelmemişti. Ertesi sezon ise 75 gol atarak hücumda güçlendiler. Defansif özellikler ayıydı, bu sefer 34 gol yemişlerdi. 4-4-2 oynuyorlardı. Beckenbauer'in takımı ise futbolun gereklerini daha fazla yerine getirmeye çalışıyor, tempo yapıyordu. Gol yüzdeleri iyi durumdaydı ve daha az gol yiyorlardı. Daha sonra Beckebauer döneminde biraz daha akıcı futbol oynadılar. Goethals ise üç şampiyonluğu sonradan takımın başına geçerek kazanmıştı. Kriz yönetiminde çok iyiydi. Bizzat takımın başında olduğu dönemde hem geride, hem ileride organize olmak isteyen bir takım vardı. Hemen hemen Beckenbauer dönemindeki futbolun, biraz daha temposuzunu oynatıyordu. Gilli sonrası Marsilyası atak ve golcüydü. Defansta da organizeydi açıkçası. 4-4-2'den vazgeçmediler hiç.


Kupalar ve Şampiyonluklar
  • 1 tane Şampiyon Kulüpler Kupası (1992-93)
  • 1 tane Şampiyon Kulüpler Kupası Finali (1990-91)
  • 4 tane Fransa Şampiyonluğu (1988-89, 1989-90, 1990-91, 1991-92)
  • 1 tane Fransa Kupası (1990-91)
* 1992-93 yılında da şampiyon olmalarına rağmen, şike skandalı yüzünden Paris St. Germain şampiyon sayılmıştır.


2 Mayıs 2010 Pazar

197 maçta 331 gol: Fernando Peyroteo

Jesus Correia, Vasques, Fernando Peyroteo, Travassos, Albano
Tam adı "Fernando Baptista de Seixas Peyroteo de Vasconcelos." Doğum yeri eski bir Portekiz sömürgesi olan Angola. Kendisi, günümüz futbol literatüründe şöhret olarak Eusebio'nun gerisinde kalsa da istatistiksel olarak aslında onun çok önünde.

1937 ila 1949 yılları arasında Sporting Lizbon forması giyen Portekizli Peyroteo, 12 sezonluk kariyerine 197 maçta 331 gol sığdırırken, 1.67 gol ortalaması yakalamış. Bu rakam şu anda dahi, FIFA kayıtlarındaki en yüksek gol yüzdesi...

6 kez gol kralı olmuş, bunca golü atarken de takımı ile beraber 5 lig şampiyonluğu, 5 de Portekiz kupası kazanmış. "5 viyolin" olarak anılan hücum beşlisi Jesus Correia, Manuel Vasques, Albano ve Travassos arasında en çok sivrileni olmuş oynadığı yıllarda. Bir maçta attığı 9 gol kayıtlara geçmiş, Portekiz Milli Takımı'yla da 20 maçta oynamış, 15 gol atmış, jübilesinde elde edilen hasılat ancak borçlarını kapatmaya yetmiş buna rağmen...



KÜÇÜK YEĞENİ COUCEIRO
Kariyerinin büyük çoğunluğu savaş yıllarına ve ardından gelen karışıklığa denk geldiği için fazla milli maça çıkmamış ama 1961'de Portekiz Milli Takımı'nın başına geçmeye layık görüşmüş. Eusubio'ya ilk kez milli formayı da o vermiş.

Bu müthiş yüzdeye sahip adamın yeğeninin oğlu ise bir zamanlar ligimizde Gaziantepspor'u çalıştıran teknik direktör Jose Couceiro. (alttaki resimde)
Doğum tarihi: 10 Mart 1918
Ülke: Portekiz (20 milli maç, 14 gol)
Pozisyon: Santrafor, yardımcı forvet
Öne çıkan özellikler: Bitiricilik
Boy: 1.74 cm
Oynadığı takımlar: Sporting Lizbon (37-49), Portekiz Milli Takımı (38-49)
Goller: 197 maç, 331 gol

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Çeviri Duyurusu: Once in a Life Time: The Extraordinary Story of the New York Cosmos



Johan Cruijff; En Un Momento Dado'dan sonra yeni çeviri çalışmama başlamış bulunuyorum. "Once in a Lifetime: The Extraordinary Story of the New York Cosmos" 70'li yıllarda tüm dünyanın dikkatini çeken New York Cosmos takımı ekseninde, Amerika'da futbol liglerinin kurulmasını ve neden Amerika'da futbolun geç yayıldığını, oyuna yenilikler getirme çabalarını anlatan sıkça Pele, Chinaglia, Beckenbauer ve Cruijff gibi yıldızlara mikrofon uzatan izlemesi keyifli bir belgesel. Tahminen iki hafta içinde Yedincigemi güvertesinde olacak. Duyduk duymadık demeyin.