"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

24 Haziran 2010 Perşembe

Hem hoca hem futbolcu hem de efsane

Büyük üstadın Ajax'taki teknik direktörlük yılları...

16 Haziran 2010 Çarşamba

Yine Saçmaladın Sen Pele!


Bu Pele yaşladıkça iyice de saçmalaya başladı. Ona buna lâf atmadan duramıyor. Son iddiasını da bugün gazeteden okudum. O da Maradona para için "Arjantin Milli Takımı'nın başına geçti" suçlamasıydı.

Şimdi iddia gerçek bile olsa Maradona'nın para için herhangi bir milli takımın başına geçmesinde ne gibi sakınca olabilir? İkincisi para için geçtiğini hiç sanmam Maradona'nın. O her zaman ilgi gören bir adam olmuştur. Elbette ki yaptığı işten para kazanmak isteyecektir ama asıl olayı göz önünde olmak, efsaneliğini tekrar pekiştirmektir bence. Ayrıca Maradona'yı da AFA'nın başa getirmek için ne kadar çabaladığını biliyoruz. Maradona çok iyi teknik adam olduğundan değil, takıma bir hava katması için getirildi teknik adamlığa. Maradona'nın borçları olduğunu da biliyoruz, ama ne yapsın, bedava mı çalışsın yani? Belki onu da yapardı Maradona, AFA böyle bir teklifle gelse...

Be adam, sen değil miydin reklam için bu adamla langırt masasının başına geçen. O para için değil miydi, bir Maradona paragöz de sen tamamen ruhani adam mısın? Hayır. Bir sene önce ölsem gitmem diye aşağıladığın Cosmos'a, ertesi sene 6 milyon doları basınca giden sen değil miydin? Ee, niye o zaman bu saygınlığım kaybolur kompleksi...

He bizim Diego da ak sütten çıkma ak kaşık değil. Dünya Kupası açılış töreninde büyük bir çoğunluğa göre Pele'yi kastederek "esmer bir beyefendi Güney Afrika'nın kupaya evsahipliği yapacağına inanmıyordu"demişti. Ama Maradona zaten serseri. Ayrıca bu lâf samimi bir atışmaya işaret veriyor, çok sert değil. Sanki 40 senelik iki arkadaşın birbiriyle tatlıca atışması gibi. Pele ise ne yapıyor, "ben sana iki misli saldırırım o zaman, ben hep kazanırım" diyen mahallenin topu balkona atıp kaçan abisi gibi çirkefçe bir açıklama yapıyor. Pele gibi bir adamın söylediklerini biraz daha iyi seçmesi gerek...

13 Haziran 2010 Pazar

ABD'den İyi Kaleci Çıkıyormuş Abi

1990 ve 94 Dünya Kupası'nda ABD kalesini koruyan Meola...


Bundan bir önceki "Brezilya'dan kaleci çıkmıyormuş abi"ydi. Taffarel Türkiye'ye geldi de adamlara lâf anlatabildik şükür. 1970 ve öncesine dayanan Brezilya futbolu hakkındaki bu iddia ne kadar yanlışsa, 90'lı yıllara baktığımızda ABD ile ilgili klişe de bir o kadar yerinde aslında.

Dün maçı izlerken tekrar dikkat ettim oyuncuların stiline. Bir Avrupalı futbolcunun aksine bir atletmişçesine oynuyorlar. NBA ile Avrupa Basketi arasındaki zihniyet farkının yeşil sahalara yansıması sanki. Futbolu ufak çaplı bir strateji oyunu ve sportif bir şov olarak görmek arasındaki keskin çizgi gibi sanki. Son senelerde iyiye gidiyorlar eyvallah ama hâlâ taktiksel olarak yazıflar. Futbol aklında gerideler. Klasik futbolu ilgilendiren kısım ise kalecilerinin (en azından Milli takım kalesini koruyanlar) iyi olması.

Kalecilerin diğer oyuncular kadar takım oyununu düşünme gereksiniminin olmaması ABD'nin futbol anlayışında öne çıkıyor Tim Howard gibi isimleri. En güvendikleri yer hep kaleci. Şimdi biraz eskiye, 90'lı yıllara dönelim ve hatırlayalım.

Tony Meola benim izlediğim ilk Amerikan kalecidir hayatımda. Kariyerine 88'de başlamış ama ben onu 94'te gördüm anca. İtalya 90'da da oynamış ama hatırlamıyorum, çok ufaktım. Meola, oldukça karizmatik bir kaleci figürü. Kısa kesim saçlarının arka tarafını uzatmıştı. Pek hata yapmazdı. Her şeyi yerli yerinde dengeli bir şekilde yapardı. Yalnız bu dengeye rağmen yeri geldiğinde yıldırım gibi Schumacher açılışları da yapardı. Hiç unutmam, beş altı tane gazete almıştı babam USA 94 öncesinde, hepsi de Dünya Kupası ekleri vermişti. Bunlardan dördünde Meola ABD'nin yıldızı olarak gösterilmişti. Diğer iki gazete de Cobi Jones ve Joe Max Moore'dan yana kullanmışlardı tercihlerini. 1994'te çok sevmiştim Meola'yı. Sonra birkaç MLS maçında da izleme şansımız oldu Metro Stars yıllarında. Sonuç... iyi kaleci.


Eski Galatasaray'lı Aston Villa kalecisi Friedel

Ardından kaleci Friedel aldı yerini. Galatasaray'da beğenilmedi ve gönderildi. Aslında iyi kaleciydi o da. Aynı Meola'nın özelliklerine sahipti. Bir sporcu fiziği yoktu, hantal görünüyordu ama bu görünüş ona hep avantaj sağladı. Zeki bir adam ve kaleci olarak yıllarca Blackburn Rovers'ın kalesini korudu. Şimdi de Aston Villa'da. Sonuç... iyi kaleci.

Ardından Keller geçti. Kasey Keller bu iki kaleciye oranla biraz daha uçan kaleci tribindeydi. Çok iyi olduğu günler çoğunluktaydı, maç kurtaran bir kaleciydi ama zaman zaman garip hatalar da yaptı. Millwall, Leicester, Tottenham, Southampton, Fulham gibi Premier Lig takımlarında ve eskinin büyük takımı Borussia Moenchengladbach'ta da oynadı. Tottenham yılları özellikle dikkat çekiydi ve sonuç... iyi kaleciydi.

Şimdi de Howard var ve sonuç olarak... o da iyi kaleci.

Bu kalecilerin ortak özelliği sade oyunları. Kurtarış yapmak ve gol yememek farklı motivasyonlar. Kurtarış yapmak risk içerir, ceza sahası içinde toplanan hava topları kurtarış değildir, iki adım yana atacağına bekleyip son anda uçmak kurtarıştır, ama kurtaramazsan başarısızlığa dönüşür. ABD'li kaleciler görev adamlarıydı hep, kurtarış peşinde değillerdi, kalelerini korumak istiyorlardı sadece. İşte doğru mantalite budur. ABD'liler futboldan anlıyor mu anlamıyor mu bilmem, ama anladıkları bir şey kaleciliğin özütü olmuş. Özellikle ülkem kalecilerine ABD'li kalecileri izlemelerini şiddetle öneririm.

8 Haziran 2010 Salı

Müthiş Eşleşme: Maradona, Gentile'ye Karşı

Dünya Kupası'nın en unutulmaz ikili oyunlarından birisi 1982'de ikinci turda, Arjantin-İtalya maçında yaşanmıştı. İlk turda Belçika'nın arkasından gruptan ikinci çıkan son şampiyon Arjantin aslında belki de son şampiyon kadrodan daha iyi bir ilk 11'e sahipti kağıt üzerinde. Pasarella, Kempes, Gallego, Ardiles ve Olguin gibi yıldızlara bir de, çok genç olduğu dolayısıyla geçen kupanın kadrosuna alınmayan Maradona eklenmişti. Barcelonalı yıldız turnuvanın da yıldız adaylarından gösteriliyordu. Zira iyi performansıyla takımına çok yardımcı olmuştu ilk turda. İkinci tur yine gruplar halinde oynanıyordu ve Arjantin'in ilk maçı İtalya'yladı...

Katenaçyo'yu daha da abartan İtalyan antrenör Enzo Bearzot defansif ağırlıklı bir takım çıkarıyordu her zaman. Bu maçta da Juventus'lu Claudio Gentile'ye bir görevi vermişti: "Maradona'yı durdur, dibinden ayrılma."

Gentile ile yapılan bir röportajı izlemiştim. Şöyle diyordu: "İki gün önceden Maradona'nın kasetlerini izlemeye başlamıştım. Şunu fark ettim, ayağına topu aldığında ölümcül oluyordu ama top ayağında değilken çok da fazla top istemeye çıkmıyordu. Maradona'yı durdurmak istiyorsanız, topu ayağına vermemeliydiniz."

Maç boyunca Maradona'nın dibinden ayrılmadı Gentile. Genç yıldız önceki maçlardaki gibi etkin olmayı bırakın, Gentile'nin tatlı-sert ve zaman zaman da sert defans anlayışı yüzünden sürekli kendini yerde buldu. Sıkça da yüzüne gelen darbeler yüzünden suratını elleriyle kapıyordu. Seyrek olarak da kendini yere atıyordu, ama hakem vermiyordu 10. dakikada sarı kart yiyen Gentile'ye ikinci kartı. Maradona sadece bir kez fririkle etkili oldu. Topu direkten döndü. Gentile sert oyununa devam etti. Sonunda Maradona da isyan etti! İtirazları yüzünden sarı kart gördü, yapabildiği de sadece isyan etmek oldu. Maçı 2-1 aldı İtalya. Arjantin adına Pasarella'nın müthiş frikiği yeterli olmamıştı. Maçtan sonra Maradona için "Futbol balerinlerin oyunu değil" diyordu Libya asıllı İtalyan Gentile. Yanıldığını kendisi de anlayacaktı daha sonra.

Çeyrek finalde Zico'yu, yarı finalde Boniek'i, finalde ise Littbarski'yi çıldırttı ve kupayı kaldıran İtalyan takımının en önemli üç oyuncusundan birisi oldu. İşin garibi sert bir oyuncu olarak bilinen Gentile, sadece bir kez kırmızı kart yemiş hayatında, o bir topu elle kestiği için...

3 Haziran 2010 Perşembe

1974 Dünya Kupası'nın 5 Kumarbazı

Soldan Sağa: Luigi Riva, Rivelino, Günther Netzer, Billy Bremner, Johan Cruijff

Güzel bir resim de, niye kızları Netzer götürmüş onu anlamadım. Dünya Kupası'nı Batı Almanya'nın alacağını mı sezdiler ne? Yoksa en yakışıklı Riva aralarında. Bremner de Leeds'in gazıyla fotoya girmiş. Belki sadece belki 5 Leeds'lisiyle İskoçya bir sürpriz yapar demişler herhâlde.

1 Haziran 2010 Salı

Müthiş Eşleşme: Cruijff, Vogts'a Karşı

Müthiş eşleşmelerle ilgili de bir seriye başlayayım dedim. Bu seride birbiriyle sık sık karşı karşıya gelen, yada bir maçta da dahi olsa akıllardan çıkmayan bir defans oyuncusu ve bir ofans oyuncusunun mücadelesini hatırlatacağım sizlere. İlk olarak da hayranı olduğumuz Cruijff'u canından bezdiren eşleşme ile başlamak lâzım.

Bilindiği üzere Batı Almanya ve Hollanda'nın 1974 Dünya Kupası'ndaki final maçında gülen taraf Batı Almanya olmuştu. Şöhret Hollanda'nın, kupa ise Batı Almanya'nındı. Maç boyunca en çok takip edilen şey ve maç sonrasında en çok konuşulan şeylerden birisi Cruijff ile Berti Vogts'un maç içindeki mücadelesiydi.

Daha maçın 2. dakikasında attığı deparla Vogts'u hallaç pamuğu gibi sağa sola sallayan ve ardından da cezasahası içine girip penatlıyı takımına kazandıran Cruijff skor 1-0 olduğunda çok sevinmiştir herhâlde. Ama daha sonra Vogts o kadar hırslandı ki, Cruijff top almak için santra yayının üzerine dönmek zorunda kalıyor, orada bile karşısında Vogts'u buluyordu. Kene gibi yapışmıştı Johan'a. Az sonra skor 1-1 olacaktı. Gerd Müller, "hakemin düşen ilk oyuncumuza penaltı vereceğini biliyordum" diyor. Hölzenbein düştü, Breitner 25. dakikada penaltıdan durumu eşitledi. Hollandalılar bastırdı ama Cruijff sert markajda kayboluyordu. 42. dakikda Müller skoru 2-1'e getirdi. İkinci yarıda Cruijff biraz daha hareketlendi ve takımına yararlı oldu. 69 dakikada Batı Almanlar çizgiden bir top çıkardı. Vogts ise hâlâ Cruijjf'un yanından ayrılmıyordu. Yaptığı sertlikler ve biraz da çirkef karakteriyle bilenen Berti Vogts, Cruijff'u attığı tekmeler ile bezdirmişti. Cruijjf bugün dahi "en sevmediğiniz futbolcu" dendiğinde "Berti Vogts" diye cevap verir. O maçta Berti Vogts, öyle veya böyle; bir şekilde kazandı. Cruijff kötü oynamadıysa da, turnuvanın belki de en etkisiz maçını çıkardı.

Kupa Batı Almanya ve Berti Vogts'un oldu, şöhret ise Hollanda ve Johan Cruijff'un...