"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

31 Ağustos 2010 Salı

Bacaksız kral: Romario

Hem deha, hem arıza, hem melek hem şeytan; kısacası Romario işte...
Küçük adamların, küçük yatırımlar yaparak büyümesi ve işinin patronu olmasıdır Amerikan rüyası. Güzel bir eve, hızlı bir arabaya ve harika bir eşe sahip olma hikayesi böylece romantize edilir filmlerde. Güney Amerikan rüyasıysa bundan çok farklı ve gerçektir. Brezilyalı fakir bir çocuk, hayatını yatırımlar yaparak kurtaranların sayısının az ne kadar olduğunu bilir. Onun rüyası futbolcu olmaktır. Futbolcu olmayı başarırsa; güzel bir ev, hızlı bir araba ve harika bir eşten çok daha fazlasına sahip olur. Hele bir de milli olursa, ağızlarda dua olur. İşte bu Amerikan rüyası değil, Güney Amerikan rüyasıdır. Romario belki de bu hayalin peşinden hükümdarlığını ilân eden binlerce Brezilyalıdan sadece biri. Ama en parlaklarından olduğu kesin.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Futbol Kelâmları #16

"Pele konuşmuyorken bir şairdir. Sahadayken gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur. Kralımızdır o bizim. Ama birinin terliği ağzının ortasına yapıştırması gerek. Saçma sapan konuşuyor."

Bu seferki kelâmımız Romario'dan. Peki ne üstüne söylemiş bu lâf? Romario'nun bir özrü üzerine. Romario yaptığı haylazlık üzerine Brezilya halkından özür dilemiş ve Pele'ye sormuşlar bu özrü, o da "O küçük ve gıcık bir adam ama ona karşı kin tutmuyorum" demiş. Bizim Romario da bu lâfı söylemiş üzerine.

Pele'nin boş boğazlık vukuatları fazladır bilirsiniz. Maradona ile kapışmışlardı Dünya Kupası sırasında yazısını yazmıştık; "Yine saçmaladın sen Pele" başlığıyla. Kendisi viyagra vari bir ürün reklamına çıkacak kadar parayı sevmesine rağmen Maradona'ya "para için Arjantin'in başına geçti" demişti. Maradona'da boş boğazdır tabi o ayrı ama Pele futbolculuk dışı profiliyle pek sevmediğim bir adamdır, antipatiktir. Pele'nin boşboğazlıkları konulu bir post da güzel olabilir tabi...

Bu arada yarın akşam Efsane Futbolcular serisinde Romario yazısı yayında olacak.

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Altı maçlık efsaneye ağıt: Bosko Kajganic


Kajganic dediğimde "ah" diyor babam; "Selimpaşa'da trafik kazasında vefat etmişti. O zaman, bizimkiler (Fenerbahçe) Ivancevic'i almıştı; kötüsünü! Kajganic daha çok iyi kaleciydi. Öldüğü hafta, 'Haftanın Karması'na seçilmişti. Vay be..." 

Gözlerinde bir hüzün doğuveriyor ne zaman anlatsa adamın.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Futbol Kelâmları #15

"Birçok büyük oyuncu ile beraber oynadım: Wolfgang Overath, Günther Netzer, Karl-Heinz Rummenigge ve Paul Breitner, ama aralarında bence en iyileri Gerd Müller'di. Durdurulmazdı. Bayern bugün sahip olduğu her şeyi Gerd Müller'e borçlu. Onun golleri olmasa hepimiz antreman sahasında eski bir tahta sıranın üzerinde oturuyor olurduk."
- Franz Beckenbauer

Bu sözün sahibi Alman futbolunun en etkin adamı Kayzer, yani Franz Beckenbauer. Futbola başlamadan önce kaynakçı çırağı olarak çalışan fakir Müller'in bir takımın kaderini bu kadar değiştireceğini o zamanlar kim bilebilirdi ki? Üstelik geldiğinde antrenörü bu şişko halterci gol mol atamaz diyordu...

17 Ağustos 2010 Salı

Toshack'tan "Batman & Robin" Yorumu


Toshack'ın olduğu yerde makara bitmez. Don, efsane...

13 Ağustos 2010 Cuma

"Basit oynuyor" dendi Şampiyonlar Ligi'ni aldı: Ronny Johnsen

İki farklı yorum: "Basit ve zeki oyuncu, iyi tek pas yapıyor."
"İki adımdan pas vermekten başka bir şey yapmıyor. Ben de oynarım öyle."
Norveçli stoper geldiğinde spor yorumcularımız, onu şöyle tanımlıyordu ilk maçından sonra; "Basit oynuyor. Zeki bir oyuncu. Tek pas yapıyor." O gün bu sözlerle onu övenler, tam da bu övgülerde bahsedilen özelliklerin, daha sonra bir yergi olarak kullanılacağını bilebilirler miydi acaba?

1,88'lik Ronny Johnsen kariyerine tipik bir pivot santrafor olarak başlamış aslında. Norveç İkinci Lig takımı Eik'te çıktığı 98 maçta attığı 24 gol hiç de fena bir istatistik değil. Bu dönemdeki hocası Nils Johan Semb, futbol hayatı üzerinde en büyük etkiye sahip olan kişi. Norveçli teknik adam, önce milli takım hocası Egil Olsen'le konuşup milli takımda oynamasına vesile olduktan sonra, Lyn'e geçtiğinde de Johnsen'i nihai pozisyonu olan stopere çeken kişi de aynı zamanda.

1998 ve 2003 yıllarında Norveç Milli Takımı'nı da çalıştıran Semb, defansif stili ve uzun toplarla aradığı atak şanslarıyla ünlü bir hocaydı. Johnsen'in uzun pas atabilme yeteneğiydi onu etkileyen. Fakat Johnsen direnerek tekrar santrafora geçiyordu Lyn'deki o sezonda. Ne var ki, sadece 7 gol atmıştı ve asıl stoperdeki oyunuyla dikkat çekmişti. Lilleström da onu aldığında çok yönlü bir oyuncu aldığını düşündü. Fakat artık sürekli stoper oynuyordu ve Johnsen'in kariyeri de değişiyordu böylece... Santraforluktan stoperliğe...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Laudrup sonrası sönen umut: Neill McCann

Danimarkalı Brian Laudrup'un ardından Rangerslıların aradığı adam oydu ama ne kulübünün mali krizi ne de sakatlıklar peşini bıraktı.
Brian Laudrup'un Chelsea'ye transferinin ardından Rangers, büyük bir yükün altına girmişti. Takımın adeta her şeyi olan Danirmarkalı yıldız gitmiş, yerine Hearts'ta yıldızlaşan Neill McCann alınmıştı. McCann'ın bir katolik olmasına ve küçükken bir Celtic taraftarı olmasına aldırış etmemişti Advocaat. Bu o zamanlar yazılı olmayan kurallardan biriydi; "Protestansan Rangers'ta, Katoliksen Celtic'te oynaman gerek."

2 Ağustos 2010 Pazartesi

Kayzer: Franz Beckenbauer

Futbolculuğunda da teknik adamlığında da
yöneticiliğinde de lakabının hakkını verdi Kayzer.
Yaklaşık 150 senelik futbol tarihinin başlangıcından günümüze kadar, kendi pozisyonunu kendi icat eden oyuncu sayısı çok az olmuştur. 60'lı yıllar ve öncesinde libero kavramı, üçlü defansın arkasını toplaması için süpürücü rolü üstlenen serbest defans oyuncularını anlatmak için kullanılıyordu. Beckenbauer'sa başka bir şey yaptı; ister serbest isterse tandemin içinde olsun, fırsat buldukça hücuma destek verdi. Süpürücü gibi davranarak her gelen topu uzaklaştırmak yerine oyun kurma sorumluluğunu ele aldı. Markaj yapmak yerine alanını savundu. Kısacası modern liberoyu icat etti.

Premier Lig efsanelerinden Johny Giles otobiyografisinde şöyle diyor onun için; "Onu geriye çekmek ona iyilik yapmak olmuştu, geriden oyunu daha iyi görebiliyordu. Ona karşı Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde oynadığımda, onun yakınına geldiğinizde sizi kolayca geçebileceğini de öğrenmiştim. Futbol zaman ve alan oyunuydu, Beckenbauer ikisinin de ustasıydı."