"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

28 Kasım 2010 Pazar

1940'lı Yılların Altın 11'i

Felix Loustau (Arjantin)
Geçtiğimiz aylarda 1930'lı yılların en iyi 11'ini düzenlemiştik. Otuzlu yıllar Avusturya'nın Wunderteam'ine, İtalya'nın iki Dünya Kupası şampiyonluğuna sahne olmuştu. 40'lı yıllara geldiğimizde ise savaşın gölgesini hissediyoruz üstümüzde. 1939 yılında başlayıp 1945 yılında sonra eren II. Dünya Savaşı neticesinde birçok ülkede futbol askıya alınmıştır. 38 ile 50 arasında Dünya Kupası dahi oynanmış. Futbolun Güney Amerika'ya kaydığı yıllar. Avrupa'da ise İspanya, İngiltere ve İtalya önde. Almanlar genelde savaşa gitmişler. Takımı yine dönemin yaygın dizilişi 2-3-2-3'e göre kurağız.

Kaleci: Ignacio Eizaguirre / İspanya: 16 yaşındayken Real Sociedad'ta parlayıp Valencia'ya geçtiğinde kulübün sembol isimlerinden biri olacağını bilmeyen 21 yaşında bir gençti ve yıllardan 1941'di. Maç sayısının azlığından İspanya milli takımında sadece 18 kez forma giyebildi. 1950 Dünya Kupası'nda yarı final oynayan İspanya'nın kalesini koruyordu. 41-50 yılları arasında Valencia ile 219 maça çıktı ve üç şampiyonluk kaznadı. Sonra yuvası Real Sociedad'a döndü. 1960'a kadar aktif futbol oynadı.
-------------------------------------------------------------------------
Sol bek: Erik Nilsson / İsveç: 57 kere milli olan İsveçli futbolcu 1938-52 yılları arasında milli takımın değişmez defans adamıydı. İsveç liginde beş şampiyonluk elde etmişti.1938'de Dünya Kupası'nda dördüncü olan İsveç milli takımında forma giymişti ama asıl başarısı 1948'deki Olimpiyat Şampiyonluğu'ydu. 1950'de İsveç bu sefer Dünya Kupası üçüncüsü oldu. Yine kadronun değişilmeziydi. 40'lı yıllarda Milan'dan gelen bir teklifi ise reddetmişti. 1952'de ise Olimpiyat bronz madalyasına uzandı. Son iki başarıları 50'lere sarkıyor ama kalitesini göstermesi açısından yazılmalıydı.

Sağ bek: Mario Rigamonti / İtalya: Mario Rigamonti Superga ile sarsılmadan önce büyük Torino'nun defansının bel kemiğiydi. Kaya lakaplı oyuncu takımı için de önemli bir figürdü. Bugün Brescia doğumlu olduğu için Brescia futbol kulübü stadına adını vermiştir bu adamın. İnatçı oyunu ve sertliğiyle bugünkü İtalyan defansı anlayışının ilk temsilcilerinden ve örnek alınan isimlerinden.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sağ haf: Schubert Gambetta / Uruguay:  Gambetta 41-52 arasında Uruguay milli takımının devamlı oyuncusuydu. 1950 yılında Dünya Kupası'nın kazanılmasında anahtar rol oynamıştı. Hızlı stili ve birden fırlamalarıyla meşhurdu. Kulüp kariyerinde de oldukça başarılıydı. 7'si 1940-50 arasında olmak üzere toplam 10 kez şampiyonluk yaşamıştı kariyerinde.

Merkez Haf: Obdulio Valera / Uruguay: Uruguaylılar ona "Kara Şef" diyorlardı. Uruguay milli takımının kaptanı 45 kez mili takım forması giymiş, Penarol'ün de efsane oyuncularından birisi olmuştu. 1950 yılında da Dünya Kupası'nın kazanan Uruguay'ın defanstaki önemli ismiydi. Yeri geldiğinde merkez haf da oynarmış...

Sol Haf: Billy Wright / İngiltere: İngilizlerin 40'lı yıllardaki önemli oyuncularından biri olan Billy Wright tüm kariyerini o zamanların iyi takımı Wolverhampton'da geçirmişti. 1946 yılında İngiltere milli takımında forma giymeye başladığında en iyi dönemini yaşıyordu ve 22 yaşındaydı. Sonraki dört sene en iyi performansını gösterdiyse de, 1959'a kadar üst düzey futbol oynadı ve milli takım kaptanlığını yaptı. 100 milli maç barajını açan ilk oyuncu oldu. Sağlam duruşuna rağmen hiç oyun dışı kalmamıştı ve iyi bir yöneticiydi.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Saç İç: Enzo Loik / İtalya: Fil lâkaplı Enzo Loik de Büyük Torino'nun oyuncularından birisi. Sağlam duruşu ve oyun görüşüyle beraber takımın yaratıcılığında büyük katkısı olan bir isim. Superga'da kaybettiklerimizden birisi. Tekniği ve oyun görüşünün yanı sıra attığı gollerle de birçok kişiye göre bir efsane.

Sol İç: Valentino Mazzola / İtalya: Hiç unutmam, babama Sandro Mazzola nasıl futbolcu diye sormuştum. "Fena değil, ama süper değil" demişti; "asıl iyi olanı babasıymış!" Valentino Mazzola, Inter'le tüm kupaları kaldıran Sandro Mazzola'nın babası. Loik ile beraber takımın başarısının mimarı. Torino yıllarında belki de ofansif orta saha pozisyonunu en iyi tanımlayan adamlardan biriydi. Komple oyuncu denilen isimlerden birisiymiş Mazzola. Müthiş paslar ve şutlar, buna karşın dinamik koşular...

Sağ Açık: Stanley Matthews / İngiltere: Çok sevdiğim Gianfranco Zola şöyle demişti: "Bana hafta'da 20 pounda oynadığını söylemişti! Bugün olsa ona İngiltere Merkez Bankası'nı feda ederim!" Evet, Matthews hızlı çalımları, sürati ve kısa boyuyla bir sağ açığın olması gereken her özelliğine sahipti. Hatta o yıllarda sağ açığın protatipi olmuştu. 50 yaşında futbolu bıraktı! Ama en iyi yılları savaşa kurban giden 40'lı yıllardı. Stoke City ile çok iyi performans göstermiş, milli takımla maçlara çıkmıştı. 1945'te 30 yaşındaydı. 35 yaşında 1950 yılındayken Blackpool'da top koşturuyordu ve hala iyiydi. 1961'de Stoke'a döndüğünde 46 yaşındaydı. 1965'te futbolu bıraktı ama 40'lar zirvesiydi.

Sol Açık: Felix Loustau / Arjantin: Felix Loustau, "Makine" lâlaplı River Plate'in en önemli yıldızlarından birisiydi. Sol açıkta seri çalımları ve hızlı hareketleriyle takımın başarısında pay sahibiydi. 40'lı yıllarda üç şampiyonluk elde etmişti River ile. 50'li yıllarda beş tane daha elde etti. 1945, 46, 47 yıllarında Kupa Amerika'yı kazanan Arjantin'in değişmez sol açığıydı.

Forvet: Telmo Zarra / İspanya: Basklı forvet altı kez İspanya Gol Krallığı'na ulaşmıştı. Athletic Bilbao ile ligin tozunu atıyordu. 1942'de şampiyonluk yaşadı. Kazandığı beş İspanya Kupası'nın üçü 40'lı yıllardaydı. 253 golle bugün dahi İspanya futbol tarihinin en çok gol atan oyuncusu. İspanya milli formasıyla 20 maçta 20 golü var. Franco dönemi olmasa belki daha çok performans verebilirdi. 1950'de Dünya Kupası'nda yarı final oynayan takımın forvetiydi.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Altın Yedek: Angel Labruna / Arjantin: Makine'nin diğer oyuncularından birisi olan Labruna, Arjantin futbol tarihinin gelmiş geçmiş en çok gol atan oyuncusu. Sol iç ve forvet olarak oynayan oyuncu ilk 11'imizde sert yeteneklere çarptığı için altın yedek olabildi. 293 gol az buz değil gerçi... Arjantin milli takımında 37 maçta 17 golü var...

Üşenmedik, Araştırdık: Zizinho (Brezilya), Severino Varela (Uruguay), Juan Marvezzi (Arjantin), Attilio Gracia (Uruguay), Adolfo Pedernera (Arjantin), Ademir (Brezilya), Pirillo (Brezilya), Jose Manuel Moreno (Arjantin), Edmundo Suarez (İspanya), Karl-Heinz Metzner (Almanya), Roque Maspoli (Uruguay), Theodor Reimann (Slovakya, Çekoslovakya), Tom Finney (İngiltere), Alfred Bickel (İsviçre), Horacio Casarín (Meksika), Valerio Bacigalupo (İtalya), Torsten Linberg (İsveç), Norival (Brezilya.)

23 Kasım 2010 Salı

Anime Tarzında: Cruijff vs. Beckenbauer



Johan Cruijff, Beckenbauer ve Dani Cruijff

20 Kasım 2010 Cumartesi

Barcelona: 5 - Real Madrid: 0 / 17 Şubat 1974

1973-74 La Liga Maçı: Barcelona: 5 - Real Madrid: 0
Maç Öncesi                                                                                                                                                                               

Johan Cruijff, çevirdiğim "En Un Momento Dado" belgeselinde şöyle anlatıyor maç öncesindeki durumu: "1974 yılının Şubat ayıydı. 15 Şubat'ta Madrid'te Real'le karşılaşma ihtimalimiz vardı. Bebek 15'inde doğacaktı. Michels hoca bana gelip: "Bak, biraz erken doğsa olmaz mı? Önemli bir maç sonuçta" dedi. Bunu önerdiğimde, kimse karşı gelmedi. Karım bu yüzden 9'unda doğum yaptı. Ben de bu sayede Madrid'e karşı oynadım. Efsanevi 5-0'lık galibiyetimizdi. Oğlumun doğuşundan hemen sonraydı."

Dönemin koşulları dolayısıyla maç özellikle Barça tarafı için çok önemliydi. General Franco'nun baskıları karşısında ülkede yasaklanan tek dil Katalanca olmuştu. Basklılar, Endülüslüler özgürce konuşabiliyorlardı. Katalancanın konuşulabildiği tek yer Camp Nou tribünleri olmuştu. Real'i yenmek ise sadece bir ezeli rakibi yenmek değil, ayrıca Real Madrid üzerinden politika yapan diktatör General Franco ve düzenini de yenmekti... O maçta ilk 11'ler şu şekildeydi;

Real Madrid: Garcia Remon / Morgado, Rubinan / Pirri, Benito, Zoco/ Aguilar, Netzer, Velazquez, Macanas, Amancio.
Barcelona: Mora / Torres, Costas / Rife, De la Cruz, Juan Carlos / Rexach, Asensi, Cruijff, Sottil, Marcial.

Maç Anı                                                                                                                                                                                 
Yine 90 dakika izleme şansı bulduğum bu maç, beklenilenin aksine sertlikle başlamamıştı. İlk yarım saatte dengeli bir oyun olduğunu söylemek mümkün. Barcelona'da Cruijff delici driplingleriyle etkili olurken, Real Madrid'te ise Netzer klasını ortaya koyan hareketler ve paslar atıyordu. Maçın bu bölümünde özellikle Barcelona'dan Asensi ve Rexach etkili oldular. Real defansı çok açık verdi ama kaleci Remon başarılıydı. Barcelona defansında ise takım oyununda büyük zaaflar yoktu ama Torres Garcia net bireysel hatalar yaptı ve bazı pozisyonlarda hantal kaldı. İlk on-beş dakika geçilirken yandan gelen topla altıpas içinde buluşan Amancio inanılmaz bir gol kaçırdı ve topu kale direğinin üstünden auta attı. İlk yarım saat içinde Amancio delici ve dikine kouşlar yapmasına rağmen, genelde duvara toslar gibi Barca haflarına tosladı. Barça adına ise Marcial'ın etkili şutları vardı. Cruijff ise ortasahadan aldığı ve sürdüğü toplarla takımının etkili adamıydı. 30'uncu dakikanın içindeyken Rexach'ın güzel çalımlarının ardından sağ kanattaki Marcial'a attığı pas ve sonucundan içeri çevrilen topa altıpas üzerinde dokunan Asensi golü attı. Barcelona Rexach'ın şutuyla bir daha yüklendi, Remon topu çıkardı. Toparlanan Real karışılık vermek istercesine yüklenmeye başlasa da, Cruijff'un ceza yayının hemen önünde üç kişiyle boğuşup, topu kurtarması üzerine vurduğu şut gol olunca skor 39'uncu dakika içindeyken 2-0 oldu. Morali bozulan ve nefeslenmek isteyen Real Madrid oyunu geride kabul etmeye başladı. Orta sahada Asensi'nin Barcelona'nın Neeskens'i görevine soyunduğu açıkça görülüyordu. Hem çaldığı toplar, hem de atağa katkısı Barcelona başarısının en önemli etkenlerindendi. Dakikalar 42'yi gösterirken Cruijff ortasına uçan kafayı yapıştıran Marcial durumu golü attı ama ofsayt gerekçesiyle gol geçerlilik kazanmadı.

İkinci yarıda Real Madrid biraz daha baskılı başlamak istedi. Sadece iki gol gerideydiler ve hiçbir şey bitmiş demek değildi. Macanas çıkmış, genç Santillana forvete geçmişti. Tribünlerden "Madrid! Madrid!" sesleri net duyuluyordu. Orta sahada Pirri oyuna ağırlığını koymaya başlamıştı. Barcelona ise artık daha boş alan buluyordu. Cruijff uzun paslarla zaman zaman etkiliydi. Oyun dengelenmeye başladıkça Rexach, Cruijff ve Asensi etkili şutlarla Real Madrid'i yokladılar. 52'inci dakikada Asensi orta sahanın solundan aldığı topu sürerek ceza sahasına kadar hızla geldi ve iki oyuncunun arasından sıyrılarak çaprazdan şutunu attı ve skor 3-0 olmuştu. Dakikalar 54'ü gösteriyordu. Real defansında özellike Zoco açık veriyordu. Real dengeyi oturttuysa da, çok etkili olamadı. Velazquez'in şutu gol oldu fakat pozisyon öncesinde Santillana ofsayta olduğundan ve onun vurduğu şut kaleciden döndüğünden gol sayılmadı. 65'inci dakikada Cruijff'un 35-40 metrelik pasıyla sağ kanatta topla buluşan Juan Carlos müthiş bir aşırtmayla durumu 4-0'a getirince Real için artık tek hedef beşinciyi yememekti. Ama o da olmadı, golden dört dakika sonra Cruijff'un ortaya çevirdiği topu, Sottil kafa vuruşuyla ağlara gönderdi: 5-0. Kalan yirmi dakikada top bir o kalede bir bu kaledeydi. Topla daha çok oynayan Barcelona'ydı ve Sottil'in uçan kafası kaçan gol pozisyonları içindeydi. 90 dakika sonunda Barcelonalıların bayramı vardı. Bir yıl sonra ise General Franco öldü. Katalanlar "Cruijff onu bu maçta öldürdü, adam üzüntüden gitti" diye sıkça atıfta bulunurlar.


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Barcelona: 5 - Real Madrid: 0
Goller: Asensi (dk.30), Cruijff (dk.39) Asensi (dk.52), Juan Carlos (dk.65), Sottil (dk.69).
Stad: Santiago Barnebeu, Madrid


Sonradan oyuna giren oyuncular (*) işaretiyle gösterilmiştir.

Barcelona:
Mora (7): Real atakları çok etkili değildi buna rağmen hiçbir hatası olmadı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Torres (5): Yaptığı hataların gole dönüşmemesi büyük şans ve kaleci Mora'nın maharetiydi.
Costas (7): Gayet iyi bir performans gösterdi. Oyuna paslarıyla katkıda bulundu.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Rife: (6) Sol hafta fazla parlamasa da asli görevini yerine getirerek Real forvetlerini geçirmedi.
De la Cruz (7): Özellikle kıvrak çalımlarıyla merkez hafta iyi bir oyun çıkardı.
Juan Carlos (7): Attığı müthiş golün dışında sağ hafta gayet iyiydi.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Rexach (8): Sağ içte esnek bilek hareketleriyle Real defansını çok zorladı ve süratiyle de etkili oldu. Zaman zaman sağ açığa deplase oldu.
Asensi (9): Maçın iki yıldızından biriydi. İki gol attı ve delici koşuları, sert şutlarıyla Real Madrid'in çöküşünde baş rolü oynadı. Sol içteki performansı görülmeye değerdi.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sotil: (7): Perulu oyuncu attığı güzel gole rağmen hücum hattının en etkisiz oyuncusuydu. Yine de bir gol, bir asistle oynayan bir adam 7'yi hak ediyor.
Marcial (7): Sağ açıkta başarılı bir oyun sergiledi. Fuleli adımlarıyla sık sık adam eksiltti.
Cruijff (9): Asensi ile birlikte maçın yıldızıydı. Attığı gol yıllarca konuşuldu. İki de asisti var. Her zamanki dikine koşuları ve uzun pasları da bonusu.
*Tome (6): Oyunun son dakikalarında Marcial'ın yerine oyundaydı, takıma ayak uydurdu ama ekstra bir şey yapacak zamanı olmadı.

Antrenör:
Rinus Michels (8): Total Futbol'u Ajax'ta yayan Michels ilk sezonunda Barça'da da başarıya ulaşmıştı. Total Futbol'un bir diziliş olmadığını belli edercesine 2-3-5 yada 2-3-2-3 diye numaralandırabileceğimiz bir taktikle çıktığı bu maçta da her zaman olduğu gibi kollektif uyumdan taviz vermemişti yine.

*******************************************************************************************************************
Real Madrid:
Garcia Remon (7): Yediği beş gole rağmen, posisyonlarda yapabileceği pek bir şey yoktu. Uzaktan şutlarda başarılıydı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Morgado (5): Bireysel hata yapmadı ama Barça ataklarında ağır kaldı.
Rubinan (4): Cruijff ve Asensi karşısında çok kötü bir gün yaşadı.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Pirri (6): Özellikle ikinci yarıda bazı girişimlerde bulunduysa da, Real için istenileni elde edemedi.
Benito (5): Sağ hafta etkisiz bir oyun sergiledi.
Zoco: (4): Bireysel haftalar da yaparak merkezi haf gibi önemli bir mevkide takımını zor duruma düşürdü.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Macanas (4): Tek kelimeyle etkisizdi.
Velazquez (6): Real Madrid'in en etkili oyuncusuydu diyebiliriz. Çalıştı ama başaramadı sağ iç.
Netzer: (6): İlk yarıda klasını gösteren hareketler ve paslar attı ama daha sonra takıma ayak uydurdu.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Aguilar: (4): Forvette çok etkisizdi.
Amancio (6): Barca'ya karşı kazanma isteği taşıyan oyunculardan biri de oydu ama onunda girişimleri nafileydi.
*Santillana (6): Aguilar'ın yerine ilk yarının başında oyuna girdi ve etkili oldu. Real ataklarına etkinlik getirdi fakat Real takım hâlinde kötüydü.

Antrenör:
Miguel Munoz (5): Puskaş ve Di Stefano'lu kadrosunun şanına ulaşamayan ve yerine yenilerini koyamayan Munoz, bu maçta da kadrosunun derin olmayışının cezasını çekti. Remon olmasa daha da farklı bitebilirdi. Özellikle defansif zafiyetler büyüktü.

Kırmızı Kart: Yok.
Sarı Kart: Yok.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Hakkı Yeten

Efsane Türk Futbolcular (No:3)
"BABA HAKKI"

(Doğum Tarihi: 1910 / Vadina, Bulgaristan)
(Ölüm Tarihi: 16 Nisan 1989 / İstanbul, Türkiye)
(Sağ İç, Santrafor, Sağ açık)

Hakkı Yeten, Şükrü Gülesin ile birlikte Beşiktaş deyince en çok akla gelen, sembol olmuş isimlerden birisi. Beşiktaş ile toplam 439 maça çıkmış, 382 gol kaydetmiş. II. Dünya savaşı nedeniyle Milli takımın az maç yapması yüzünden, sadece 3 kez milli olmuş 1 kez gol atabilmiş. Kariyerinde Galatasaray'a 29, Fenerbahçe'ye de 31 gol atan Hakkı Yeten, Beşiktaş kulübünde teknik direktörlük ve başkanlık da yapmış, kulübün ilk onursal başkanı olmuş ve camianın efsanelerinden en önemlisi olmayı becermiştir.


"Ben futbolu İngilizler gibi oynamak isterdim.
Atak, canlı, sıkı bir oyun; bomba gibi şutlar."



Kariyerinin Başlangıcı
Hakkı Yeten Bulgaristan, Vodina doğumlu olmasına rağmen ailesi daha bir yaşındayken ülkemize göçmüş. Beşiktaş'a yerleşen ve I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale cephesinde şehit olan eski Vodina Askerlik Şubesi Başkanı Binbaşı Mahmut Nedim Bey'in oğlu kendisi. Babasının şehit düşmesi üzerine askeri okula yazılan Hakkı, bir yandan da Muradiye, Kuleli, Maltepespor, Halıcıoğlu gibi semt takımlara futbola başladı. 1924 yılında Karagümrük alt yapısına girdi. Bu sırada Halıcıoğlu askeri lisesinde öğretimine devam ediyordu.

1931 yılında ise Karagümrük'ün dönemin ünlü oyuncularıyla kadrosunu takviye eden Bozkurt Spor Kulübü ile yaptığı maçta geç kaldığı için ilk yarı oynatılmadı. İkinci yarı oyuna girerek 6 gol atınca, Beşiktaş'lı yönetici, aynı zamanda Kabataş lisesinin tarih öğretmeni Şeref Bey ve Fenerbahçeli eski futbolcu Zeli Rıza Sporel tarafından fark edildi.

Şeref Bey onu daha fazla istedi ve yabancı bir takım olan oynanan maçta askeri liseden izin aldıklarını iddia ederek Hakkı'yı denediler. Hakkı kendine pas atılmaması üzerine, sürekli her topu alıp ileri gidince iyice dikkat çekti. İyi oynamıştı transfer teklifi gecikmedi. Baba Hakkı transfer teklifini aldığında 1924 şampiyonu Harbiye'de oynayan Muhtar adlı ağabeyine fikir danışır. Abisinden "hepimiz asker olduk, sen sivil ol bari" onayını alınca, Beşiktaş'a geçer. Beşiktaş'ın kendisine ayarladığı Cağaloğlu İnkilap Lisesi'ne gitmeye başlar, bir yandan da antremanlara çıkar. Liseden sonra Hukuk Fakültesi'ne girer. Futbolcuya kız verilmez yıllarında yaşıyordu ne de olsa. Buna rağmen avukatlıkla pek ilgilenemedi ama 17 yıl boyunca Beşiktaş forması giymek nasip oldu "Baba Hakkı"ya.

"Futbol hayatımda kasten tekme atarak sakatladığım
oyuncu yoktur. Fakat futbol tarzım sert görünür."


Vodinalı Hakkı'dan Baba Hakkı'ya
Beşiktaş'ta oynamaya başladığı dönemde ligler henüz mahalliydi tabiî ki. Geldiğinde Bulgar göçmeni olduğundan "Vodinalı Hakkı" diye anılmaya başladı. Kısa süre içinde kaptanlığa getirildi. Bir sezon askerliği yüzünden Adana Demirspor'da oynadıysa da, 17 sezon boyunca Beşiktaş'ta yer aldı.

1931 yılında şampiyonluğu Galatasaray'a, 1932'de ise İstanbulspor'a kaptırmışlardı İstanbul liginde. Takım üst sıralara oynamıyordu ama gelecek vaat ediyordu. 1933'te yine Fenerbahçe'ye kaptıralan şampiyonluğun ardından 1934 yılında Hakkı ilk şampiyonluğunu yaşadı. Bundan sonra tam dört sezon Beşiktaş şampiyon olamadı. 3 sezon üst üste Fenerbahçe, 1 sezon da Güneşspor şampiyon olmuştu ama Beşiktaş'ın altın yılları yakındı. Macar teknik adam Imre Zinger gönderilmiş yerine Refik Osman Top getirilmişti. Aynı yıllarda Hakkı, İngiliz devi Arsenal'den de teklif almış ama kabul etmemişti.

1939 yılında Beşiktaş, o yılların en önemli ligi olan İstanbul Ligi'ne iyi bir giriş yaptı ve Baba Hakkı'nın büyük katkıları ile Fenerbahçe ve Galatasaray dahil, hiçbir takıma yenilmeyen Beşiktaş, ligi 15 galibiyet, 3 beraberlikle sezonu şampiyon kapadı. Takım beş sezon üst üste İstanbul şampiyonu oldu. 1941 yılında 18 maçın hepsini alıp, 84 gol atarak inanılması zor bir yüzde yakalamışlardı. Bu beş yıllık süre zarfı içerisinde Milli Küme maçlarında da 2 kez şampiyon olmayı başardılar ve sadece İstanbul'un değil, Türkiye'nin en büyüğü oldular. 1941 yılında Milli Küme maçında 14 maç galibiyet, 4 maçı da beraberlikle kapayarak yine namağlup şampiyon olmuşlardı. 1943 yılında tekrar 18 maçın hepsini alıp bir kez daha namağlup şampiyon oldular.

Altıncı sezon (1944) Fenerbahçe araya girdi ve Beşiktaş ikinci oldu. Refik Osman Top'un yerine İngiliz Charles Howard geldi, bir sene sonra Beşiktaş şampiyonluklara devam etti. 1945 ve 1946 yıllarında 2 kez daha nağmalup İstanbul Şampiyonu oldular. Ayrıca 1946 yılında 3. kez milli küme şampiyonluğuna ulaştılar. Bunun ardından bir duraklama devri geldi ve üç yıl şampiyon olamadı Beşiktaş. 1946'daki şampiyonluk baba hakkının gördüğü son şampiyon oldu. Charles Howard'ın gitmesiyle teknik direktörlüğe tekrar Refik Osman Top geldi. Başarılı olamayıp üçüncü olunca, 1948'de yerine bu sefer ünlü İtalyan efsanesi Guisseppe Meaza geldi. (Milan ve Inter'in stadına adını veren efsane). Ama o da şampiyonluğa uzanamayıp ikinci sırada kaldı ve sezon sonunda ülkesine döndü.

1939'dan 1946'ya kadar süren bu sekiz yıllık süre zarfında Hakkı Yeten'li Beşiktaş 140 maçın 124'ünü kazanmıştı. Ayrıca 602 gole karşılık sadece 106 gol yemişti.

1948 yılında bir taraftarın kendini ıslıklaması üzerine, 38 yaşındayken "Bize bu formayı taraftar giydirdi. Onlar istediğinde çıkarırız da" diyerek daha maç bitmeden sahayı terk etti ve futbolu bıraktı ama Beşiktaş teknik direktörlüğü onu bekliyordu.

İstanbul ligine ait pek bir istatistik bulamadığımdan sezon başına kaç gol atmış yazamadım. Fakat 17 sezonda toplamda 382 gol demek sezon başına 22 gol ortalaması tutturmuş demektir.


"1963 senesiydi... Galatasaray'da oynuyordum ve Beşiktaş'a transferim gerçekleşmişti... Final maçında Beşiktaş'a karşı oynamış ve yenerek şampiyon olmuştuk... Maç sonrası Beşiktaş soyunma odasına gittiğimde Baba Hakkı, 'Kötü oynasaydın buraya giremezdin' dedi... İşte böylesine ahlaklı bir ortamda top oynadık." - Milli Futbolcu Suat Mamat


Teknik Direktörlüğü ve Başkanlık
Hakkı Yeten futbolu bırakmasının hemen ardından Beşiktaş'a teknik direktör oldu. 1948-49 sezonunda Galatasaray'a kaptırılan şampiyonluk sonrasında görevi bıraktı. 1 sezon ara verdikten sonra 1950-51 sezonunda tekrar çok sevdiği Beşiktaş'ın başına geçti ve İstanbul şampiyonluğunu kazandı ama aynı sezon sonunda görevi yine bıraktı. 1960-63 ve 1964-66 ve 1967-68 sezonları arasında üç dönem Beşiktaş spor kulübüne başkanlık yaptı. Başkanlığı döneminde de iki şampiyonluk gördü. 17 Nisan 1989 tarihinde 79 yaşındayken aramızdan ayrıldı. Ama efsaneler ölmez ne de olsa...


"Benim ciddi ve otoriter birisi olduğumu söylerler, doğrudur. Asker bir aileden geldiğim, askeri okullarda uzun süre okuduğum için disiplini severim. Eskiden takıma hem kaptanlık hem de antrenörlük yapardım. Öğretmesini çalıştırmasını sever ve iyi bilirim. Biraz da hırçın tabiatlı olduğum için çocuklara belki sert muamele yapmışımdır. Onlar beni hem severler hem de sayarlardı."

Anılar:
* Hava Harp Okulu ile Ankara'da oynanan maçta Beşiktaşlı futbolcular 3-0 geriye düşer. Devre arasında Baba Hakkı soyunma odasında diğer futbolcuları tehdit eder; "Maçı kaybederseniz, biletlerinizi yırtartım bak, İstanbul'a yaya dönersiniz." Maç 6-3 Beşiktaş lehine biter.
* Fenerbahçe ile oynanan bir maçta Beşiktaş iki farkla öne geçer. Baba Hakkı devre arasında Fenerbahçe kaptanının yanına gider ve "Maça biraz asılın, zevkli olmuyor" der. Devrin futbolunun ne kadar amatör ama bir o kadar da sportmen olduğunun göstergesi.
* Fenerbahçe ile oynanan başka bir maçta Beşiktaş 4-0 yenilir. Baba Hakkı tüm Beşiktaşlı futbolcuları yakalar ve tokadı patlatır enselerine. Bir tek tazı gibi koşan Şükrü Gülesin kaçarak Yeten'in hışmından kurtulur!
* Sağ bek Cihat bir maçta kaleciye sert girerek bir gol atar. Futbolcular "Yeter be Hakkı Abi" deyince sinirlenir ama ses etmez. Beşiktaş 5. gol giderken Hakkı karşı karşıya golü atmaz ve Cihat'a "adalet sağlandı" der.
* Beşiktaş'ta sağ bek Cihat kırmızı kart görür ve sorar: "Hakkı baba! Attı beni oyundan, çıkayım mı?"
* Galatasaraylı kaleci Adnan degaj yaparken ayağını fazla kaldırmasıyla ünlenmiş. Hem top hem rakibe sallarmış tekmesini. Hakkı Yeten de topa pres yapmaya kalecinin yanına kadar gelmiş. Adnan aynı hareketle Baba Hakkı'nın canını yakınca, tokadı da yemiş.
* Bir Fenerbahçe maçında Baba Hakkı, Şükrü'den pas ister. Ama Şükrü kornerden direk golünü atar. Baba Hakkı başlar kovalamaya. Şükrü kaçar! "Baba gol oldu niye kovalıyorsun?" Baba Hakkı cevap verir: "Dur lan, dövmeyeceğim oğlum, öpmek için kovalıyorum!"
* Bir maçta Müjdat Gezen'in babası Necdet Gezen hakemdir. Hakkı'nın vurduğu vole ağları yırtar ve gol olur ama Necdet hoca topun dışarı gittiğini sanır. Malzemeciler, yedekler sahaya iner. Kan gövdeyi götürecek. Baba Hakkı, tribünlerin önüne gider, "Çıkın dışarı! Susmayacaksanız, terk edin burayı" der. Tribünler çaresiz susar bu otorite önünde. Maç sonrası taraftar bekliyor hakemi dışarıda. Hakkı yan hakem Fahri Somer'e gidip, "Necdet abi yanıma gelsin beraber çıkalım" der. Güvenle çıkıyorlar azgın kalabalığın içinden filmlerdeki gibi...
* Bir maçta Fenerbahçeli Şükrü hakeme sürekli karşı gelmektedir. Hakem Feridun Kılıç, onu Baba Hakkı'ya şikayet eder: "Kaptan baksana şu adama!" Şükrü ile Hakkı bir müddet konuştuktan sonra olay çözülür.
* Bir başka maçta hakeme hasta olduğunu söyleyince, hakem süeterle oynamasına izin vermiştir.

Kişisel Görüşüm
Yine büyüklerimizden duyup işittiğimiz, gözümüzle seyredemediğimiz efsanelerden biri Baba Hakkı efsanesi. Sahadaki otoriter duruşuyla, sadece oyuncuları değil, rakibi, taraftarı ve hatta hakemi dahi etki altına alırmış Baba Hakkı. 1.70 boyunda olmasına rağmen kuvvetli bir oyuncuymuş. Perdeleme yapmak için kollarını açtığında yanına kimseyi yaklaştırmazmış. Tatlı-sert oynar, sadece sert oynanlara küsermiş. Amatör ruhu içinde barındıran ahlak sahibi bir insan olduğu hemen hemen hakkında yazılan her yazıda, yapılan her röportajda var. İnsan merak ediyor tabi, izlemek istiyor Hakkı'ları, Lefter'leri, Zeki Rızaları. Ama o döneme ait videoyu bırakın, resim bulmak bile zor. Benden de ancak bu kadar...


Kulüp İstatistikleri
Sadece lig maçları göz önüne alınmıştır.

Sezon / Yıl
Oynadığı Kulüp
Maç
Gol

1924-38
Karagümrük
?
?

1931-48
Beşiktaş
439
382

Liglere Göre İstatistik
  • Türkiye: 439 maç, 382 gol
Milli Takım İstatistiği
  • 3 maç, 1 gol

Şampiyonluklar ve Kupalar
  • Beşiktaş ile 8 kez İstanbul Ligi Şampiyonluğu (1933-34, 1938-39, 1939-40, 1940-41, 1941-42, 1942-43, 1943-44, 1944-45, 1945-46)
  • Beşiktaş ile 1 kez İstanbul Şilti (1934-35)
  • Beşiktaş ile 1 kez İzmir Uluslararası Fuar Kupası Şampiyonluğu (1943)
  • Beşiktaş ile 3 kez Milli Küme Şampiyonluğu (1940-41, 1943-44, 1946-47)
  • Beşiktaş ile 2 kez İstanbul Kupası (1943, 1945)
  • Beşiktaş ile 2 kez Başbakanlık Kupası (1944, 1947)
Kişisel Başarılar
  • Beşiktaş ile 1 kez İstanbul Ligi Gol Krallığı

12 Kasım 2010 Cuma

SAS iş başında (Blackburn Rovers 1994-95)

Kaleciler: Tim Flowers, Bobby Mimms, Shay Given.
Defans: Tony Gale, Colin Herdry, Graeme Le Saux, Alan Wright, Jeff Kenna, Nicky Marker, Lee Makel, Richard Brown, Henning Berg, Ian Pearce.
Orta Saha: Tim Sherwood, Stuart Ripley, Jason Wilcox, Robbie Slater, Peter Thorne, Mark Atkins, David Batty, Paul Walhurst, Richard Witschge.
Forvet: Alan Shearer, Chris Sutton, Kevin Gallacher, Mike Newell, Andy Morrison. 
İngiltere'de Premier Lig sistemine geçildiğinden, yani 1992'den beri Manchester United, Arsenal ve Chelsea haricinde tek şampiyonluk yaşayan takım hâlâ Blackburn. Liverpool, Newcastle, Everton ve Leeds gibi; büyük, geleneği olan kulüplerin şampiyon olamadığı bu zaman zarfı içinde şampiyon olmak onlara nasip oldu. Belki bilmeyenler vardır; Blackburn 1910'lu yıllarda iki şampiyonluk daha almış. Şimdiyse üçüncü şampiyonluktaydı. Takım son yıllarda yükselişteydi. Bu noktaya gelmesindeki aslan payıysa kulüp sahibi Jack Walker'ındı.

Hep bende de bu kazaklardan olsun istemiştim!

Dünyanın en iyi kaleci kazağı değilse ne?

11 Kasım 2010 Perşembe

Ne İzledik, Ne Öğrendik? #1

Brezilya - Çekoslovakya (3 Mart 1982) / Hazırlık Maçı

Futbolcuların meslektaş olduklarını bildikleri yıllarmış

* Jairzinho'nun bu maçla milli formaya vedâ ettiğini.
* Socrates'in klasik bir forvet arkası gibi oynamadığını, sıkça santra yayı ve hatta defans önünden pas almaya da geldiğini.
* Zico'nun dar alanda etkili, bel hareketleri olduğunu.
* Valdir Peres'in kupa öncesinde de takımın en zayıf halkası olduğunu, boşa çıkışları ve cılız duruşu ile güven vermediğini.
* En "zenci" Brezilyalı Paulo Isidoro'nun belki de müzmin yedeklikten daha iyisini hak ettiğini.
* Çekoslovakya hücum silahları Nehoda, Vizek'in gezgin iyi oyuncular olduğunu.
* Patrick Berger'in amcası Jan Berger'in yeğeninin stiline yakın bir futbol anlayışı olduğunu. Çekoslovaklar'ın golünü de 90'ıncı dakika onun attığını.
* Çekoslovakların alan savunmasını çok iyi uyguladıklarını.
* Fenerbahçe'yi de çalıştıran Venglos'un takımına, "sağlamcı" bir Çekoslovakya görüntüsü verdiğini.

Brezilya: Valdir Peres - Perivaldo, Oscar, Luizinho, Junior, Toninho Cerezo (Renato), Zico, Socrates, Jairzinho (Paulo Isidoro), Roberto Dinamite, Mario Sergio (Eder)
Teknik Direktör: Tele Santana
Çekoslovakya: Stanislav Seman - Frantisek Jakubec, Ladislav Jurkemik, Jan Fiala, Jozef Kukucka - Jan Kozak, Jan Berger, Frantisek Stambacher - Petr Janecka, Zdenek Nehoda, Ladislav Vizek (Dusan Borko)
Teknik Direktör: Josef Venglos
Maç Sonucu: 1-1. (Goller: Zico / Berger)

8 Kasım 2010 Pazartesi

Ne İzledik, Ne Öğrendik? #2

Juventus - Napoli (1985-86) / Serie A Maçı

Maradona sık sık yerlerdeydi maç boyunca

* Futbolun bir takım oyunu olduğunu, fakat bir adamın da takımının yarısından fazlası olabileceğini (bkz. Maradona)
* İspanya yıllarında daha çok izlediğim maestro Michael Laudrup'un Juventus yıllarında kanatta oynadığını.
* Daha sonra ümidi kesip San Marino milli takımında oynayan Juventuslu Bonini'nin aslında İtalya milli takımında da oynayabilecek kalitede olduğunu.
* Platini'nin duran toplardaki ustalığına ve müthiş pasörlüğüne rağmen, zaman zaman oyun içinde kaybolduğunu. (Yine görüldü)
* Günümüzün aksine, o zamanlar kontrolsüz hareketlere, ceza sahası içinden endirek serbest vuruş verildiğini.
* İtalyanların kaleci yetiştirme konusunda gerçekten başarılı olduklarını. (bkz. Tacconi: sadece 7 kez milli olmuş, önündeki kaleci ise Zenga! Garella ise hiç milli olamamış.)
* Maradona'nın ayağına aldığı 10 toptan 6-7'sinde profesyonel temaslarla yere indirildiğini.



Juventus: Stefano Tacconi, Luciano Favero, Antonio Cabrini, Massimo Bonini (Gabriele Pin), Sergio Brio, Gaetanı Scirea, Massimo Mauro, Lionello Manfredonia, Aldo Serena, Michel Platini, Michael Laudrup
Napoli: Claudio Garella, Giuseppe Bruscolotti, Antonio Carannante (Ciro Ferrara), Salvatore Bagni (Costanzo Celestini), Roberto Marino, Moreno Ferrario, Daniel Bertoni, Eraldo Pecci, Luigi Caffarelli, Diego Armando Maradona, Massimo Filardi
Maç Skoru: 1-1 (Maradona / Brio)
Sezon Sonu Pozisyonları: Juventus (1.), Napoli (3.)

Tek bir Maçla Değişen Kader! Vurun Bonetti'ye!

Peter Bonetti, Batı Almanya maçında kaleye giren topu izlerken
Peter Bonetti belki de Chelsea'nin gelmiş geçmiş en iyi kalecisi tarih sayfalarına baktığımızda. Tam 15 sene kulübe hizmet verdikten sonra Amerika'nın yolunu tutmuş, fakat bir sezonun ardından tekrar Chelsea'ye dönüp üç sezon daha takımın kalesini korumuş bir isim. Bu adam öyle yetenekli bir kaleciymiş ki, "Kedi" lâkabıyla anılırmış.

Ama bir de hikâyenin diğer tarafı var tabi. İngiltere milli takımının 1970 Dünya Kupası kadrosunda yer alıyor Bonetti. Takımın ikinci kalecisi durumunda. Çünkü önünde İngiliz futbolunun efsane kalecisi Gordon Banks var. Çeyrek final karşılaşmasına kadar her şey yoluna gidiyor ve Gordon Banks kalesini korumaya devam ediyor. Fakat Batı Almanya ile oynanacak maçtan önce ani bir rahatsızlık geçiren Gordon Banks, maça çıkamaz hâle geliyor. Maç sabahı gıda zehirlenmesi ve buna bağlı olarak bağırsak enfeksiyonuna yakalanıyor. Mide bulantısı, istifra ve ishâl derken, maça Bonetti çıkıyor. İngiltere'nin 66'da Dünya Kupası oynayan takımının yedek kalecisi ne de olsa. Bunun yanında iyi bir kaleci de. İngiltere 2-0 öne geçtiğinde her şey güllük gülistanlık ama daha sonra olan oluyor ve Batı Almanya; Beckenbauer, Seeler ve Müller ile durumu 3-2'ye getirip maçı alıyor! Üç golde de gerçekten hatası olan Bonetti ise kara listeye alınıyor. Yediği iki golde, altı pas üzerindeki topları toplamaya çalışmıyor ve bence defanstan daha fazla hatalı durumda. İlk golde ise topu koltuk altından kaçırıyordu.

Ertesi sezon (1970-71) Chelsea ile Kupa Galipleri Kupası'na uzanıyor Bonetti ama yaranamıyor artık. Herkesin aklında Dünya Kupası var. Egolu bir millet olan İngilizler, Gordon Banks oynasa turu geçeceklerine emin. Günah keçisi ise biraz  haklı olarak Bonetti oluyor. Kalecilik nankör meslek. O günden sonra milli formayı bir daha giyemiyor Bonetti ve şöyle diyor:

"Beni herkes o hatalarla hatırlayacak bunu biliyorum. Golleri yediğimde hemen Sör Alf Ramsey'nin yanına gittim ve özür diledim. Kulağıma eğildi ve - evlat endişe etme, herkes kötü goller yer. Sadece bunun geri kalan kariyerini mahvetmesine izin verme - dedi. Sonraki sezon birkaç korkutucu an yaşadım. Chelsea taraftarları hep destek oldular ama deplasmanlarda sorun yaşadım. Ülkenize Dünya Kupası'nı kaybettirdiğinizi işitmek zor."

Chelsea, İngiltere milli takımı ve Manchester City'de görev alsa da, büyük bir iş yapamıyordu Bonetti ve buralarda ancak çalıştırıcı olarak bulunuyordu. Umudu kesti ve İskoçya'ya taşındı. Bonetti futbolu bırakınca, İskoçya'da ne mi yaptı? Bir postacı oldu! Futbol taraftarı bazen bu kadar da kinci olabilir. Tek bir maç yüzünden Bonetti bir daha milli olamadı, ülkesine kupayı kaybettiren "aptal" olarak anıldı ve futbolu bıraktıktan sonra bile teknik adamlık kariyerinde ilerleyememesine neden oldu. Sadece tek bir maç...

5 Kasım 2010 Cuma

Ne İzledik, Ne Öğrendik? #3

Arsenal - Ajax (1971-72 Sezonu) / Şampiyon Kulüpler Kupası, Çeyrek Finali II. Ayağı

Arsenal'in Yıldızı Charlie George

* Kaleciye geri pası olmasına rağmen kalecilerin topu oyuna hızlı sokup, oyuna pozitif katkı yapabildiğini.
* Arsenal'de Nick Hornby'nin sevgili Charlie George'u kadar yetenekli George Armstrong'un da önemli olduğunu. (belki de çok daha önemli)
* Ajaxlı Stuy'un o yıllardaki hakkı teslim edilmemiş kalecilerden biri olduğunu. Hiç milli olmamış.
* Yeni Best olarak anılan Marinello'nun dinamik bir oyuncu olduğunu fakat Best olmadığını.
* George Graham'ın o yılki eleştirileri hak etmiş olabileceğini. Kendi kalesine attığı golle takımını elenmesine yardımcı olduğunu.
* Keizer'in Cruijff'un kaptanı olabilecek kadar lider olduğunu.
* Kısa şort modasını Ajaxlı Ruud Krol'un çıkarmış olabileceğini.
* Ruud Krol'un çok iyi, modern bir sol bek olduğunu (Tekrar gördük)
* Johan Neeskens'in topsuz oyunda çok önemli bir yer işgal ettiğini.
* Seyircilerin gereksiz geri pasları yuhladığını. (Kendi takımları da dahil.)

Arsenal: Bob Wilson, Pat Rice, Sammy Nelson, Peter Storey, Peter Simpson, Frank McLintock, George Armstrong, Charlie George, Peter Marinello, Ray Kennedy, George Graham.
Ajax: Heinz Stuy, Wim Suurbier, Ruud Krol, Barry Hulshoff, Horst Blankenburg, Johan Neeskens, Sjaak Swart, Arie Haan, Gerrie Muhren, Piet Keizer, Johan Cruijff
Maç Skoru: 0-1. (Graham kendi kalesine)
Turu Geçen Taraf: Ajax.

2 Kasım 2010 Salı

Maradona'nın İmza Töreni, Napoli

Maradona imzayı atar...
Taraftar sokaklarda coşar...
80,000 taraftarlar tribünde onu bekler...
Maradona stada girer...
Ve Maradona konuşur... Napoli'yi fetheder...