"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Ateşi yakan adam: Ingo Anderbrügge



Anderbrügge ile tanışıklığımız Bülent Karpat'ın çatallı haykırışlarıyla başlamıştı:

"Anderbrüj! Anderbrüj! Çok sert bir şut... Aman Allahım, direkten dönüyor sayın seyirciler!" Bir klasik olarak şut derken sesin çatallışı yükseliyor ve seyirciler kısmının ardından bir onay bekliyor bizden Karpat. Biz televizyon başından onaylıyoruz babamla. Sonra da ne zaman Schalke maçı görsek gözler onu arıyor. Öğreniyoruz ki bilmeniz gereken üç temel şey var Arderbrügge hakkında...

Madde 1- Anderbrügge'nin yukarıya doğru kalkmış, dalgalı saçları vardı.
Madde 2- İri baldırları vardı.
Madde 3- O iri, sol baldırla çıkardığı sert şutlar vardı.

12 Aralık 2011 Pazartesi

Tim Burton filmine hapsolan kaleci: Taibi


O zamanlar Manchester United, gerçek Manchester United. Son beş senedeki sıkıcı topunu oynamıyor. 2000'lerin henüz başı. Roy Keane, Paul Scholes, Teddy Sheringham, Ryan Giggs gibi efsaneler, Andy Cole & Dwight Yorke gezici forveti, henüz bir pop ikonu olmamış, en iyi zamanında bir Beckham, Bebek Suratlı Katil; Altın Yedek Ole-Gunnar Solskjaer ve bunların arasında bir garip İtalyan Massimo Taibi.

28 Kasım 2011 Pazartesi

Çocukluk anısı Gary Speed

42 yaşında, kendini kıyıyor Speed, neden diye sorsan faydası yok...
Gary Speed. Ne denir ki? 42 yaşında bir can kendine kıymış. İpi boynuna geçirmiş. Önünde koca bir yaşam daha dururken. Belki bir 40 sene daha... Çalışkanlığın ve mücadelenin sembolüydü bir dönemler, neden mücadeleyi bırakmıştır bilinmez...

Hiç unutmam, eskiden Süper Futbol dergisi vardı, haftalıktı. Severdim, o zaman internet falan Türkiye'de var mı, varsa kaç kişide var, emin değilim. Sabin İlie'den gemiler yapardık, Saffet Sancaklı'dan koca bir apartman. Brian Laudrup ise sonsuzluğun nehirleriydi. İşte öyle bir dönemde görmüştüm ilk Speed diye birini. 

16 Kasım 2011 Çarşamba

Klinsmann: "Ben Inter'deyken"


İtalya'da bir Alman... Yerde kalan tek el, kaleye yönelmiş bakışlar, kalkan ayak... Tamamen kusursuz poz.
*Büyütmek için resme tıklayın.

9 Kasım 2011 Çarşamba

Johan Cruijff: "Neden Barcelona'ya Transfer Oldum?" [1974]


İngiliz meşeili Shoot/Goal dergisinin 1974 Nisan'da yaptığı röportajın çevirisidir.
SHOOT/GOAL:  Johan, bir yılı aşkın bir süredir Barcelona’nın oyuncususun.  Müthiş Ajax takımından ayrılman, İngiliz taraftarları şaşırttı. Bu hamleyi yapmanın asıl sebebi ne?
CRUIJFF: Profesyonel olduğumdan beri, birkaç yıllığına başka bir ülkede oynamak istiyordum. Meselâ İspanya veya İngiltere’de, müthiş bir tarihleri var. Real Madrid’i Avrupa Kulüpler Kupası’nı ardarda kazandığında izlediğimi hatırlıyorum. O yüzden Barcelona’ya katılma şansı ayağıma geldiğinde, ben de değerlendirdim.

3 Ekim 2011 Pazartesi

Battal Maier

Allah Allah deyip geçer Sepp Maier, oy oy...

13 Eylül 2011 Salı

Pele: "Yazık Bu Bacaklarda Daha İş Var"


Halit Kıvanç'ın bir anısı.
Meksika 70'e gitmiştik. Brezilya turnuvaya özel olarak hazırlanıyor, bütün Meksika "Mehiko, Brazil" diye inliyordu. Brezilya, İngiltere maçını izlemeye Mexico City'e gittik ama oteller dolu. Metin ile yer ararken, Meksikalı ailelerin evlerini motel gibi kullandığını öğrendik. Kaldığımız evin sahipleri çok iyi insanlardı. Kahvaltı ve yemeklerden para almıyorlardı. "Türk turistler gelmiş" diyen bizi görmeye gelen İngilizce bilen mahalleli aracağılıyla anlaşıyorduk. Bir ara bir baktım Metin yok! Nerede bu adam bakınıyorum etrafa. Dışarı bir çıktım, Metin çocuklarla top oynuyor, birçok genç yaşlı Meksikalı onu izliyor. Hayran kalıyorlar çalımlara şutlara. Bir samimiler ki sormayın. Sonra onu da basın mensupları için düzenlenen maça çağırdılar. Pele falan izledi. Maç sonunda "Şimdi oynamıyor musun?" dedi. Metin "hayır" dedi. Pele de "Yazık, bu bacaklarda daha iş var" dedi...

8 Eylül 2011 Perşembe

Rensenbrink ile 74-76 ve Schwarzenbeck Üzerine

1 Eylül 2009 tarihinde FIFA'nın Worldcupblog adlı internet sitesinde yer alan röportajın çevirisidir.
1974 Dünya Kupası'na döndüğümüzde...
Hollanda'nın çok fırsat kaçırdığını söylemek mümkün mü?
Maçların çoğunu domine ettik ve böyle olunca çok pozisyon yakalanır tabi. Ama daha fazla gol atmamız gerekiyor muydu? Bilemiyorum. Bu takım, muhtemelen futbol tarihinin en eksiksiz ve dengeli takımıydı. Daha iyisini yapabilir miydik, zannetmem. Finali saymıyorum. (Gülüyor)

Bild'in şu ünlü havuz olayında sizin de adınız geçmişti, değil mi? [1]
Tabiî ki, olduğu an ben de havuzdaydım. Buna karşın pek bir şey de olduğu yoktu. Biz rahatlamak için havuza gitmiştik ve birkaç kadın beliriverdi, hemen havuzda bize yanaşmaya başladılar. Ne yapabilirdik ki? Gidin buradan diyemezdik. Bu Bild'in bir oyunuydu ve aslına bakarsanız hiçbir şey olmadı. Fakat basın bunu şişirdi de şişirdi ve karılarımız tedirgin olup bizleri aramaya başladılar. Hiç eğlence yoktu yani, hepsi büyük bir kurmacaydı.

[1] 1974 Dünya Kupası finalinden önce Bild'in tertiplediği iddia edilen olay. 

7 Eylül 2011 Çarşamba

Johan Cruijf | II. Bölüm: "Rosell nasıl bir kulüp istiyor ki?"

El Periodico de Catalunya gazetesinin 5 Eylül 2011 tarihli röportajının çevirisidir. 
Röportajın ilk kısmına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir yıl önce, onursal başkanlık nişanını iade ettiniz. Daha sonra da işleri düzeltmek için Rosell'le bir toplantı yaptınız, ama soğukluk hâlâ devam ediyor ve Camp Nou'ya gelmiş bile değilsiniz.
Hayır bir kere dahi stada gelmiş değilim. Öyle ki, kurumsal boyutta, yaptıkları pek az şeyi beğeniyorum. Bir uzlaşma yolu göremiyorum ve garip şeyler oluyor. Meselâ geçen yıl, maaşını dahi ödemeyediklerini söyleyerek Chygrynskiy'yi 15 milyon euro'ya sattılar ve şimdi ise tüm çekişkilere rağmen iki oyuncuya 70 milyona yakın para harcadılar. Para yok diyorsanız, para yoktur ve bunu kabulleniriz, ama işte bu hareket pek tutarlı değil.

6 Eylül 2011 Salı

Johan Cruijff | I. Bölüm: "Mou'nun hareketi kibir ve acizilikten"

El Periodico de Catalunya gazetesinin 5 Eylül 2011 tarihli röportajının çevirisidir. 
Durum nasıl?
Pep her şeyi çok iyi yapıyor, her şeyi.

Neden?
Sportif açıdan bakacak olursak, her şey mükemmel. Bu yıllarca süren bir felsefenin sonucu. Fakat şimdi gördüğüm kadarıyla kulübün tek takıntısı sadece kupalar kazanmak değil, çok da para kazanmak. Bana sorarsanız tam tersi olmalı. Geçen yıldan beri para kazanmaya çalışmak çok fazla ön plana çıktı. Bence her zaman futbola öncelik vermeliyiz. Bu yüzden, futbol para için yapılmaz, para futbol için olmalı.

Ne demek istiyorsunuz?
Guardiola'yı Guardiola yapan kulüpte yaşananlardan, futbol takımının etkilenmemesini sağlaması. Yönetimin farkı görüşleri var. Bu Süper Kupa'ya hazırlanmak için ABD turu yapılmasında da görülebilir. Para kazanılmasının önemli olduğunu hepimiz biliyoruz fakat aynı zamanda kupaya hak ettiği değeri vermek ve gereken antrenmanı da yapmak gerek.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Simon Kuper | Gözlemcilik, istatistik ve beslenme: "Arsene Wenger'in yükselişi ve düşüşü"

Simon Kuper'in 2 Eylül 2011 tarihinde The Financial Times için yazdığı yazının çevirisidir.
1988 yılında Arsene Wenger, o zamanlar Monaco'nun teknik direktörüyken, Kamerun'da oynayan genç bir Liberyalı'nın peşindeydi. Her hafta George Weah hakkında ilgi çekici raporlar alıyordu. En sonunda Wenger onu izlemesi için bir meslektaşını gönderdi, ve meslektaşı hemen ona telefon etti: "Kötü haber: Weah'ın kolu kırıldı. İyi haber: yine de oyuna devam etti."

Bu Wenger'in hoşuna gitmişti. Weah Monaco uçağına atladı, imzasını attı, sonra da perişan bir hâlde arkasına yaslandı: hâlâ bir senti bile olmadığını söyledi ve şikayet etti durdu. Wenger cüzdanından 500 Fransız Frank'ı çıkardı (o zamanlar 50 pound kadardı - 140 TL) ve bunu oyuncuya uzattı. Özel yaşamında şakacı biri olan Wenger, Weah'ın bu "imza bedeli" hakkında şaka yapmayı seviyor. Şimdilerde Liberyalı bir politikacı olan Weah, geçenlerde Wenger'in kendisine "Sıkı çalırsan, Avrupa'nın en iyisi olursun" dediğini terkar dile getirmişti.

"Tabii canım!" diye düşünmüştü ama Wenger haklıydı. Weah 1995'te, Dünya'da Yılın Oyuncusu seçildi. Kupasını da akıl hocasına adadı.

Alan Hansen | "Lampard, Gerrard ve Ferdinand'tan vazgeçmek için erken"

Alan Hansen'in, 5 Eylül 2011 tarihinde The Telegraph gazetesi için yazdığı yazının çevirisidir.
Capello'nun takımı şüphesiz cesaret verici bir performans sergiledi fakat bu performansın olumlu yönleri rakibin kalitesiyle de ölçülmeli. Bulgaristan uzun zaman önce gördüğüm haliyle aynı kötülükte - Yanlarında Arsenal bile iyi kaldı!

Benzer bir şekilde, Salı gecesi İngiltere, Galler'i dörtleyip farklı bir galibiyet alırsa da, aslında bu dünya klasmanında kendinden 117 sıra aşağısındaki bir takıma karşı olacak.

4 Eylül 2011 Pazar

James Horncastle | "Cruijffismo v3.0: Guardiola yeni bir algı yaratıyor"


Bu yazı, 3 Eylül 2011 tarihinde James Horncastle'ın Fox Sports'a yazdığı yazının çevirisidir.
Buna Cruijffismo v3.0 diyorlar. "Rüya Takım yeniden yüklendi ve upgrade geçirdi."

Martin Mazur, El Grafico'daki provokatif makalesinde "Bugün Pep Guardiola, Steve Jobs ile aynı klasmanda yer alıyor" diye yazdı. "Bir karar veriyor ve tüm dünya da onu izliyor. Onu taklit etmeye çalışıyorlar fakat pek de beceremiyorlar."

Aynı Apple'ın San Fransisko'daki Yerba Buena merkezinde, yeni iPhone veya iPad'i tanıtması gibi; Barcelona da son icadını Pazartesi gecesi, medyaya sunmadan önce Camp Nou'da taraftarların önünde sundu. Bu, 3-1-3-3 sistemiydi - Guardiola'nın yükselişte olduğu, Cruijff'un oyun kurucusu veya "4 numarası" olarak oynadığı dönemlerdeki eski favori sistemi. Sadece bu versiyon yeni bir yorumlama olarak değil de, bir geliştirme olarak ortaya koyuldu.

2 Eylül 2011 Cuma

19'unda 15'lik Hierro!

19'luk Hierro, ama sanki 15 gibi duruyor

16 Ağustos 2011 Salı

Direkten direğe uçan Romen: Dumitru Stingaciu

Kocaelispor'da efsane oldu Dumtru Stingaciu
Bir dönem -ki çocukluğuma denk geliyor- çok revaçtaydı; boyu biraz uzun olan, mahalle maçlarında "Stingaçuuuu" diyerek plonjona kalkışırdı. Kumluk alan bulduğum ve vücut olarak maalesef açlıkla savaşan bir Somalili'den biraz hallice olduğum zamanlarda, bunu ben de sık sık yaptım...

9 Ağustos 2011 Salı

İngiltere 16-YA Takımının Kaptanı: Ryan Giggs

15 yaşındaki Galli efsane Ryan Giggs, İngiltere 16 Yaş Altı Takımı'na kaptanlık yaparken.

SSCB - Türkiye (1966)

1966 yılında Milli Takımımız karşısına çıkan SSCB takımı. (Yer: Lenin Merkez Stadı, Moskova - şimdiki adıyla Luzniki Stadı)

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Jairzinho ile Alain Delon'un Sohbeti


Paris St. Germain taraftarı Delon ve Marsilya'da oynadığı tek sezonda (74-75) Jairzinho.
Bu sezon Marsilya ligi St. Etienne'in ardından ikinci sırada bitirken, Jairzinho bekleneni veremiyor ve bir sonraki sezon ülkesinde Cruzeiro'nun yolunu tutuyordu. PSG ise ancak 15'inci olabiliyordu.

5 Ağustos 2011 Cuma

Dalglish ve sevgili kupası

Bir önceki geceki finalde golü atan Dalglish, Avrupa Kupası'nı yatağa atıyor.

2 Ağustos 2011 Salı

Rock Star Arjantin: 1978



1978 Dünya Kupası Arjantin'de oynanacaktı ve bu durum 1970 yılında kararlaştırılmıştı. Fakat kupaya iki sene kala General Videla darbe yapmış ve yönetimi ele geçirmişti. Bu konuyu daha önce 1978 Dünya Kupası Öncesinde Arjantin ve Boykot Çağrıları yazısında anlatmıştık. Bu tartışmaların ışığında Dünya Kupası'nın favorilerinden biri, bir Sosyalist olarak tanınan Luis Menotti yönetimindeki Arjantin'di. Takımı ev sahibi olduğu için direk turnuvaya katılmıştı zaten. Turnuva öncesinde bazı değişikliklere gitti. Sağbeke Pernia yerine Olguin'i, Alonso yerine Valencia'yı, kaleci Gatti yerine ise daha tutarlı performanslar sergileyen Fillol'u takıma oturttu. Ordudan Amiral Lacoste'un (aynı zamanda kupa organizasyonları ile ilgileniyordu) ısrarlarını kıramayıp Alonso'yu takıma davet etti ama ilk 11'e geri almadı. 25 kişilik kamp kadrosundan elenen üç kişiden biri de 17 yaşındaki Maradona'ydı. Kadro şöyle oluşmuştu.

Kaleciler: Ubaldo Fillol, Ricardo La Volpe, Hector Baley.
Defans: Daniel Pasarella, Alberto Tarantini, Jorge Olguin, Ruben Galvan, Daniel Killer, Ruben Pagnanini.
Orta Saha: Osvaldo Ardiles, Amerigo Gallego, Rene Houseman, Jose Daniel Valencia, Oscar Ortiz, Norberto Alonso, Miguel Oviedo, Ricardo Villa, Omar Larossa.
Forvet: Mario Kempes, Leopoldo Luque,  Daniel Bertoni.

Bir Rock Star havasındaki Kempes, Luque, Gallego gibi oyuncuları ile Arjantin ilk maçına galibiyetle başladı. Luque ve Bertoni'in golleriyle 2-1 yendikleri Macaristan'ın ardından, Fransa'yı da aynı skorla geçtiler. İlk iki maç sonrasında Arjantin sokaklarında Arjantin sesleri inliyordu. Grubun son maçında İtalya'ya 1-0 yenilmelerine rağmen ikinci gruplara kaldılar. İtalya üç maçını da kazanarak grubu lider tamamlamış, Arjantin de arkalarından gelmişti. Bu arada tüm maçlarını gece oynamaları homurtulara neden olmuştu çünkü hep diğer maçın skorunu bilerek sahaya çıkma avantajları vardı. Fakat basından Arjantin'e olumsuz gelen bazı eleştiriler vardı. Daha da kötüsü takımın forvetlerinden Luque'nin kolundan sakatlanması yetmiyormuş gibi abisinin bir araba kazasında ölümü de üst üste gelmişti. Luque ikinci turun ilk maçında forma giymeyerek cenazeye katıldı, fakat sonra geri döndü ve diğer maçlarda forma giydi.

İkinci grup aşamasında Brezilya, Peru ve Polonya ile eşleştiler.  Polonya'yı Kempes'in golleriyle geçtiler, Brezilya ile berabere kaldılar. Grubun son maçında iyi bir takım olan Cubillas'lı Peru ile karşılaşacaktı. Arjantin'in farklı  kazanması gerekiyordu. Aynı zamanda başlaması gereken Brezilya-Polonya ve Arjantin-Peru maçları aynı saatte başlamadı. Arjantin maça geç kaldı ve 3-1 biten Brezilya maçına karşılık, dört farklı kazanmak onlara yetecekti. Takım maçı 6-0 kazandı. Hükümetin, Peru ordusuna büyük rüşvet verildiği, bu vesile ile takıma ve hakeme para gönderildiği iddiaları ortaya atıldı fakat kanıtlamadı. Bu arada futbol, bu sefer tam olarak halkı uyutmamıştı ya da bu sefer yönetimi de uyutmuştu. Direniş sürüyordu. Arjantin'in dördüncü golü sırasında Maliye Bakanı Alemann'ın evinde bomba patlamıştı. Grubunu lider olarak tamamlayan Arjantin finale böyle kaldı. Brezilya teknik direktörü Claudio Coutinho ise kendilerini "gönüllerin şampiyonu" ilân etmişti bile. Çünkü hem ayak oyunlarına geldiğini düşünüyor, hem de takımının bir maç bile kaybetmeden kupaya uzanamadığını vurguluyordu.


Final öncesindeki seromonide geçen senenin finalisti Total Futbolcu Hollandalılar Arjantin siyasi delegasyonuna selam vermeyerek tepkilerini koydular. Johan Cruijff turnuva öncesinde askeri darbeyi sebep göstererek turnuvaya gelmemişti. (Aslında alıkoyulma olayıyla da ilgisi olduğunu kabul etmişti daha sonra.) Maç çok hızlı başladı ve iki takım da isimlerinin hakkını veren bir mücadele ortaya koydular. Dakika 37'de Kempes Arjantin'i 1-0 öne geçirdi ama bitime sekiz dakika kala Naninga eşitliği sağladı. Son dakikada Rensenbrink kaleciyi de geçip topu boş kale yerine, direğe nişanlayınca 90 dakika beraberlikle tamamlandı. Bu an Dünya Kupası tarihinin en unutulmaz anlarından biri olarak tarihe geçti.

Genel itibariyle tempolu ve dengede, nadiren de Hollanda'nın öne çıktığı 90 dakikadan sonra, Arjantin uzatmalarda daha güzel bir oyun sergilemeye başladı. Maçın genelindeki iyi performanslarını daha da üst seviyeye çıkardılar. Kempes ve Bertoni ağları iki kere daha sarsınca kupa ev sahibine gitti. Şüphesiz turnuvanın en iyi maçıydı.

Maçtan sonra Hollanda seromoniye katılmayı reddetti. Çünkü maçtan önce Arjantin takımı sahaya geç girmişti. Belki de soğuk kanlı Hollanda'nın Buenos Aires'in çılgın tribünleriyle baş başa kalmalarını istemiş ve baskı yaratmaya çalışmışlardı. Ayrıca Rene Van de Kerkhof'un kolundaki alçıyla oynayıp oynamayacağı konusunda hakemle tartışmışlardı. Sonuçta Hollanda ikinci kez üst üste finalde hem de ev sahibine yenilirken, Rock Starlar'dan kurulu Arjantin kupaya uzanmıştı. Batistuta ve Caniggia'ya "saçlarını kes öyle gel" diyen gelecekte milli takım antrenörlüğü yapan Pasarella'nın (ki, bu kupada takımın ender kısa saçlı oyuncularından biriydi) takımının aksine bu takıma kısa saçlılar genelde giremiyordu! Tüm tartışmalı olaylara rağmen --ki, bir cuntanın hüküm sürdüğü yerde ortamın böyle gerilmesi kaçınılmaz-- Menotti'nin Arjantin'i taş gibi top oynayarak turnuvayı kaznadı. Bir süreliğine de olsa Generali kurtarmışlardı. Menotti'nin kabullenemediği, kabullenmek istemediği de buydu...

Arjantin bu turnuvada asi, isyankar bir Rock Star'dı.
Hollanda ise adil, erdemli ve üretken bir filozof.

Pasarella kupayı kaldırırken - Daha sonra disiplin fetişisti bir antrenör olmadan önce

Takımın Yıldızı: Tartışmasız Kempes bu turnuvanın yıldızıydı. Hem gol kralı olarak turnuvayı kapadı, hem de dominant komple santrafor performansıyla takımının oyununu sürdürmesine yardımcı oldu. O yıllarda Valencia forması giyen yıldız oyuncu, güçlü deparları, çalışkanlığı ve hava toplarındaki üstünlüğüyle her takımın kadrosunda görmek isteyeceği biri olmuştu. Luis Menotti ondan şöyle bahsediyordu: "Güçlü, yeteneği var, arkadaşlarına boşluklar yarartıyor ve sert şut atabiliyor. O fark yaratabilecek oyuncu ve bu işleri santrafor pozisyonundayken yapıyor." Forvetten golden fazlasını bekleyen bir antrenör için nimet.

Manowar'in basçısı... pardon... Arjantin'in santrafor Kempes finaldeki golünün ardından sevinirken.

Taktik: Takım klasik 4-4-2'ye yakın bir sistemle oynuyordu. Kalede Fillol bankoyken, Defansta Olguín, Galvan, Pasarella ve Tarantini yer alıyordu. Bekler Olguin ve Tarantini belli bir oranda ofansa destek vermelerine rağmen hadlerini biliyorlardı. Pasarella ise defansı derleyip toparlayan adamdı. Olguin ise aslında bir sağ bek olmasına rağmen göbeğe geçmişti. Ardiles, Gallego, Valencia ve Houseman orta dörtlünün ilk tercihleriydi. Ardiles yüksek tekniğiyle geri ile ileri arasında mekik dokurken, Gallego ise pas yükünü çekiyordu. Valencia ve Houseman ise hızlarıyla ön plana çıkıyorlardı. Fakat ilerleyen maçlarda Valencia'nın yerini Bertoni almaya başladı ve ilk 11'e girdi. Ortiz de zaman zaman dakika alıyordu. Forvet ise çift santrafordu. Kempes ve Luque. Bu turnuvada Luque'nin de çok iyi performans gösterdiğini hatırlatmak lâzım.

3 Temmuz 2011 Pazar

Bu adam nereye bakıyor?

Rivelino, sırt kılları ve şok içindeki takım arkadaşı Julio Cesar

24 Haziran 2011 Cuma

Gelmiş Geçmiş En Vahşi Sakatlık

Ewald Lienen, 1977-81 yılları arasında Borussia Moenchengladbach'ta orta saha olarak oynamış bir oyuncuydu. 118 maça çıkmış 23 gol atmıştı. Yani BMG'nin Bayern'in tek rakibi olduğu Avrupa'da da başarılı olduğu dönemde takımın oyuncularındandı. 18 Ağustos 1981'de Arminia Bielefeld'te oynarken Werder Bremen ile oynanan maçta Norbert Siegmann kramponun çivileriyle işte aşağıdaki sakatlığa neden oldu. Vahşice.




 

Videoda can havliyle koşuşa dikkat edin. 

1 Haziran 2011 Çarşamba

Evdeki öteberiden uydu yapma dersleri

Ha benim Enzo'ma, ha benim Francescoli'me.

Hangi takıma gelebilirsin ki bu fotoğraftan sonra?

Penguin Man!!!

27 Mayıs 2011 Cuma

Genç Hitzfeld

Genç Hiztfeldt?

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Allahıma Benim Şort..

29 Nisan 2011 Cuma

Bob Marley Nantes'ta

Bob abimiz Nantes formasıyla top tepiyor, ya maaan.

13 Nisan 2011 Çarşamba

Johan Cruijff PSG Formasıyla

Büyük üstat Johan Cruijff'un Paris St. Germain forması giydiği
gösteri maçından çekilmiş bir fotoğraf.

3 Mart 2011 Perşembe

Caveglia'nın lisansı

90'lı yıllarda Lyon'un kaptanı olan Cavegol'ün lisansı.

21 Şubat 2011 Pazartesi

Stuttgartlı Dunga

1993-94 sezonu. Brezilyalı Dunga, Stuttgart'a imza atar.

20 Şubat 2011 Pazar

Real Madrid 1955-56 Panini Çıkartmaları

1955-56 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Reims'i yenip şampiyon olan Real Madrid

18 Şubat 2011 Cuma

"Bakışlarınızdan durumu anladım ama..."

Dönemin Cumhuriyet gazetesi yazarı, Hürol Bilal'ın anılarından.
"Hollanda’nın PSV takımını çalıştırırken G.Saray’la İzmir’de yapacağı özel karşılaşma için takımı ile önce İstanbul’a gelen Robson, o gece Gordon Milne ile beni otellerinde yemeğe davet etmişti. Yemek sonrası PSV Başkanı'nın da dahil olduğu sohbetimizde başımı çevirip barda içkisini yudumlayan efsane futbolcu Romario’yu görünce şaşırarak Gordon’a baktım. Robson hemen durumu kavradı ve yavaşça yerinden kalkarak Romario’nun yanına gitti. Saat gece yarısını, hatta 1’i geçmiş ve tüm takım arkadaşları yataklarında mışıl mışıl uyuyorlardı. Robson biraz konuşup saçını okşadıktan sonra Romario da odasına yöneldi.

Yanımıza gelen Robson, “Bakışlarınızdan durumu anladım ama o çok ayrıcalıklı bir oyuncu... Ona çok özel terapi uyguluyorum. Bu, bir şey değil. Geçen ay Brezilya’ya tatile giden karısını özleyince kimseye haber vermeden uçağa atlayıp Rio’ya gitti. Halbuki o pazar günü Ajax ile önemli bir kupa maçımız vardı. Pazartesi Rio’ya giden Romario maçtan 2 saat önce 13 saatlik uçak yolculuğundan sonra soyunma odasına girdi. Taraftarlarımız Romario’yu stada gelirken görünce trübünlerde korkunç bir tezahürat başladı. Oynatmasam taraftarlar kulübü başımıza geçirirdi. O gün Romario’nun 3 golü ile maçı kazandık’’ dedi ve “Siz olsanız ne yapardınız?” diye bize sordu.

Doğrusu donup kalmıştık! Ne cevap verebilirdik ki? Ülkesine döndüğünde 39 yaşında Brezilya gol kralı olan böyle bir yeteneğin futbol topuyla adeta dans etmesini seyretmekten yoksun kalmak, bu oyuna gönül verenlere yapılacak en büyük saygısızlık değilse ne olabilirdi?"

14 Şubat 2011 Pazartesi

Jöleli Değil Kel. Yakışıklı Değil Çirkin. Sahte Değil Esas.

Bu hâlini babamdan duydum!
Bu hâlini özetlerden izledim!
Bu hâlinin çok maçını izledim. En iyisiydi.
Bu hâli yüreğimi burktu! İki kez.
 
Bu hâlinin attığı pis burun kabuslarımıza girdi.
Bu hâli önce geri dönmüştü, ama sonra inişli çıkışlıydı...
Bu hâli tutar mı acaba dedim umutsuzca... Tutmadı...
Bu hâli göbeği salmıştı. Ama çoktan efsaneydi: o Gerçek Ronaldo'ydu.

13 Şubat 2011 Pazar

Ulu Viking: Peter Schmeichel

Gelmiş geçmiş en iyi kaleci Peter Schmeichel olabilir mi?
Aktif olarak futbol oynadığı yılların bir numaralı kalecisiydi Schmeichel. Hatta belki de gelmiş geçmiş en iyiydi. 1,93'lük boyu ve dev gibi cüssesiyle, yıldırım gibi çıkışlarıyla kalesini gole kapattığı zamanlarda; kanattan rüzgar gibi inen Giggs, tetikçi Cole-Yorke ikilisi ve anti-kahramanların ağababası Cantona'yla serseriliğini kaybetmemiş, başka bir takımdı o zaman United. Schmeichel'ın son dakikalarda korner olduğunda dört nala rakip ceza sahasının içine koşması bile yeterdi o takımın heyecanını anlatmak için. 

11 Şubat 2011 Cuma

Ajax yine Cruijff'un Ajax'ı olabilir mi?

"Hollandalı efsanevi futbol adamı Johan Cruijff, hem teknik adam, hem futbolcu olarak görev yaptığı Ajax kulübüne geri dönüyor.
Ajax kulübünün açıklamasında, Cruijff’un teknik konularda danışmanlık yapmayı kabul ettiği belirtildi.
63 yaşındaki Cruijff, kendisini 1960’larda keşfeden ve tarihin en önemli oyuncuları arasına girmesini sağlayan eski kulübünde tekrar görev alacak." (Milliyet Gazetesi)
Johan Cruijff'u futbolun Tanrısı olarak gördüğümü bu blogu takip edenler bilirler. Çünkü sırf yeteneği, sırf beyni ya da sırf kondisyonu olan bir oyuncu olarak tanımlamazdı futbolculuk yıllarında. Takım içindeki en ufak ayrıntıyı bile düşünürdü. Teknik direktörlüğü zamanında planlarını uygulama konusunda bazen çok da acımasız oldu. Nasıl ki dünyevi hayatta iyi insanlar ölüyorsa, onun takımında da iyi oyuncular bazen devre dışı kalmak zorunda kaldılar.  Meselâ Romario. Neden Maradona değil de, Cruijff derseniz işte cevabım budur; Cruijff'un sadece bireysel olmayan, kollektif yaratıcılığı. Biri safi yenetek ama diğeri kurucu beyin. 80'li yılların sonunda Ajax'ta teknik adam olarak çok önemli işler yapmıştı Cruijff. 60'larda, 70'lerde futbolcuyken yaptıkları zaten bir çığırdı. Bu etiketle tekrar Ajax'ı kurtarmaya dönüyor şimdi.


85 DEVRİMİNİ O YAPMIŞTI
1985 yılında Cruijff, Ajax'ın başına geçtiğinde yerleştirdiği yeni yapılanmayla Hollanda futbolunu sarsmıştı. Van't Schip, Van Basten, Aaron Winter, Rijkaard, Frank Verlaat, Rob ve Richard Witschge kardeşler ve tabiî ki Bergkamp gibi isimleri altyapıdan çıkarıp onlara ilk 11'de şans vererek, 1987 yılında takımıyla beraber Kupa Galipleri Kupası'na ulaşmıştı. Böylece Ajax yine ikinci başarılı dönemini 70'lerden sonra yine Cruijff ile yaşamıştı. Dahası bu oyuncuların iskeletini oluşturduğu Hollanda milli takımı 1988 Avrupa Kupası'nda şampiyon oldu.

Şimdi ise Cruijff'un işi zor olacak. Teknik danışmanlık sıfatıyla göreve geliyor ve teknik direktör olması için ciddi lobi yaptığı Frank de Boer'a akıl verecek, bilgi ve tecrübeleriyle ona yol gösterecek. Yeni bir yapılanmaya gidileceği ortada. Yazdığı makalelerde yerden yere vurduğu Ajax'ın yeni sistemi, o da göreve gelmişken eski halinde kalmayacaktır elbet.


ŞARTLAR DEĞİŞTİ
Fakat artık şartlar çok değişik. Ajax altyapıdan oyuncu çıkarmasına çıkarıyor ama Bosman kuralı ve daha çok da sanayileşen futbolun etkisiyle genç yıldızlarını takımda tutamıyor. Daha büyük ekonomi, nüfusa ve nüfuza sahip ülkeler, futbol işçilerine daha iyi maaşlar ödeyip akıllarını kolay çeliyorlar. İlk olarak Ajax bu oyuncuları elde tutmak için daha çok para ödemeye başlayacaktır Cruijff yönetiminde. Eğer bu poltikida başarılı olurlarsa, belki de Eredivisie'nin artık yerlerde sürünen itibarı geri gelebilir. Rakipleri Ajax'a kökenlerinden esinlenerek, biraz da ırkçı bir tanımla "Yahudi Tüccar" tanımını yapıyorlardı. Buranın bir ticarethane olduğundan daha çok bir futbol kulübü olduğu taraftarlara hatırlatılmalı artık. Bu takımı tutan insanlar bir ticaret şirketini değil, bir spor kulübünü tutuyorlar çünkü.

Bu tutum işe yararsa, durum milli takıma olumlu yansıyabilir. Lejyonerlerden kurulu Hollanda her ne kadar belli bir seviyenin üzerinde olup, Dünya Kupası finali oynasa da, İtalya vari turnuva takımı havasından kurtulabilir belki. Final oynamak hatta finali almak bile marifet değil, önemli olan 1974 Hollandası, 1982 Brezilyası veya 2010 Almanyası olabilmekte. Hollanda delisi olan ben; 1994 İtalya'sını, 2010 Hollanda'sına değişebiliyorsam bir yanlış yapıyor Hollanda...


YILDIZLARI KAYBETMEMEK
İkinci olarak, Cruijff'un oyuncu yargılama yeteneklerinden bolca yararlanılacak ki, yukarıda saydığımız isimler referanslardır. Kim yeni Van Basten'ler, yeni Rijkaard'lar görmek istemez ki. Hadi olmadı; İbrahimovic, Gronkjaer, Sneijder gibi yeni nesil yıldızları bu kadar erken kaybetmezler en azından.

Üçüncü olarak Cruijff tekrar mesihsel bir vizyona öncülük edebilir bu görevde. Bu Frank de Boer için de iyi olacaktır ki, yıldızlardansa kendi altyapıdan çıkarıp bulduğu, kendisine vefa borcu olan oyunculara, genç bir hoca olarak daha iyi söz geçirebilir. Bununla beraber Cruijff'un yaratımı Guardiola'yı, yine Cruijff'un yaratımı Frank de Boer'da görebilecek miyiz bunu zaman gösterecek. Ama futbolculuk yıllarında doğru mental yeterliliklere sahip olan Frank'in bu potansiyeli taşıdığı bir gerçek.
İmkanlar ve koşullar bu sorunun cevabını belirleyecek gibi.