"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

4 Eylül 2011 Pazar

James Horncastle | "Cruijffismo v3.0: Guardiola yeni bir algı yaratıyor"


Bu yazı, 3 Eylül 2011 tarihinde James Horncastle'ın Fox Sports'a yazdığı yazının çevirisidir.
Buna Cruijffismo v3.0 diyorlar. "Rüya Takım yeniden yüklendi ve upgrade geçirdi."

Martin Mazur, El Grafico'daki provokatif makalesinde "Bugün Pep Guardiola, Steve Jobs ile aynı klasmanda yer alıyor" diye yazdı. "Bir karar veriyor ve tüm dünya da onu izliyor. Onu taklit etmeye çalışıyorlar fakat pek de beceremiyorlar."

Aynı Apple'ın San Fransisko'daki Yerba Buena merkezinde, yeni iPhone veya iPad'i tanıtması gibi; Barcelona da son icadını Pazartesi gecesi, medyaya sunmadan önce Camp Nou'da taraftarların önünde sundu. Bu, 3-1-3-3 sistemiydi - Guardiola'nın yükselişte olduğu, Cruijff'un oyun kurucusu veya "4 numarası" olarak oynadığı dönemlerdeki eski favori sistemi. Sadece bu versiyon yeni bir yorumlama olarak değil de, bir geliştirme olarak ortaya koyuldu.

Sadece başarılı olduğunu söylemek mevzuyu hafife almak olacaktır. Barcelona önce taktik üstünlük sağladı ve sonra Villarreal'i lime lime doğrayarak 5-0'lık müthiş bir galibiyet elde etti. Katalan takımı 1958-59 sezonunda bir başka büyük antrenör Helenio Herrara kulübede oturduğundan, Ladislao Kubala atakları yönlendiğinden beri sezona böyle hoş bir galibiyetle başlayamamıştı.

El Pais'in salı günkü baskısında Ramon Besa, "Dün gece, yeni bir takım doğdu" diye yazmış. Gerçekten de, birçok kişi bunun Guardiola'nın yönetimi altındaki sürecin yeni ayağı olduğunu hissediyor.

Şüphesiz ki, takımın alışılageldik 4-3-3 sisteminden 3-1-3-3'e dönmesi, Dani Alves'in cezası, Charles Puyol, Gerard Pique, Adriano ve Maxwell'in sakatlarından dolayı savunma hattının bozulması sebebiyle süregelen koşulların eseriydi. Guardiola da maçtan sonra "Eğer tüm oyuncularımız mevcut olsaydı, belki sistemi değiştirmezdim" diyerek bunu itiraf etmişti.

Yine de Villarreal'in 4-2-2-2'sine karşı Barcelona'nın 3-1-3-3'ünün avantajları açıkça ortadaydı. Geride serbest bir adam bırakmak, 4'e 4 orta saha ve kanat adamlarının rakibin beklerinin alanını kapatması... Bunların hepsi, herkes sağlam olsaydı bile, rakibe karşı doğru taktiksel yaklaşımın bu diziliş olduğunu gösterdi.

Guardiola'nın çözüm planında Barcelona'nın yüksek gelecek vaat eden iki genç stoperi Marc Bartra ve Andreu Fontas'ı oynatmayıp, geri dörtlüde geçici bir çözüm olarak Javier Mascherano'dan üçlünün sağ bekinde oynamasını istemesi, belki de bu fikrin daha büyük bir kanıtı olarak gösterilebilir.

Yoksa Villarreal karşısındaki ilk 11'inde, gerçek yeri defans olan tek oyuncu olarak Eric Abidal'a görev verme riskini niye alsın ki?

Guardiola bir keresinde "alabileceğiniz en büyük risk, risk almamaktır" diye espiri yapmıştı. Bu söz kendisini dinleyen öğrencilere, dogmaları önemsememeleri ve içlerinden geleni yapmaları konusunda cesaretlendirmek isteyen  Apple'ın kurucusu Steve Jobs'un 2005 yılında Stanford Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada da dile gelmişti.

"Aç kalın. Aptal kalın" demişti. 

Bu açıdan bakıldığında, Guardiola'nın dizilişi değiştirme kararı, ister yeni bir istisna, ister yeni bir düzen olsun, bir şekilde bir anlam ifade ediyor.

Eşi benzeri görülmemiş bir şekilde 12 kupa alarak, Cruijff'un elinde bulundurduğu bireysel başarı rekorunu devraldıktan sonra, Pep'in olası çıkmazı oyuncularının kendilerin sınırlamalarını önlemek ve motivasyonunu sağlamak olacaktır.

Bu düşüncenin, Guardiola'nın kafasına Ağustos'taki İspanya Süper Kupası'nı izlerken girdiğini düşünmek çok da fazla hayalci bir yaklaşım olmaz. Evet, takımı yine de kazanmıştı ve en büyük kulüp olduğunu hâlâ iddia edebilirdi fakat son iki maçta Jose Mourinho'nun ve Real Madrid'in aradaki boşluğu kapattığı su götürmez bir gerçekti.

Üç yıldan beri, Barcelona yavaş yavaş evrilerek, üç aşağı beş yukarı aynı şekilde oynadı - Messi'nin rolü içe kat eden bir sağ açıktan, sahte dokuz numaraya döndü; Sergio Busquets orta sahadan defansa nasıl kaynayacağını öğrendi ve böylece bekler Daniel Alves ve Abidal geriye gömülen rakipler karşısında ileri açılabildiler; ve Liverpool'dan bir önlibero olarak transfer edilen Mascherano ihtiyaç olduğunda gayet yeterli şekilde oynayabilecek bir stoper olarak kendini alıştırdı.

Bu girişimler, taktiksel şekillendirme aşamasında, aynı anda kullandığı zaman işe yaradı. Fakat buna karşın, tek tek ele alındığında, Pep'in odaklanmayı sağlayabilmek, yeni hedefler koymak, işlerin hâlâ ilgi çekici ve tahrik edici olmasını sağlamak için bir oyuncudan sürekli yeni mevkilerde oynamasını istenmesine karşı olunabilir.


Cesc Fabregas'ın sonunda Arsenal'den dönmesi, Udinese'den Alexis Sanchez'in gelmesi ve Thiago Alcantara'nın kendini göstermesi hem Barcelona'da yeni bir jenerasyonun ortaya çıkmasına, hem de rekabete yeni bir katman eklenmesine imkân sağlıyor. 

Guardiola'nın B Planı arayışı, onu daha önce İnter'den 61 milyon sterline Zlatan İbrahimoviç'e yönlendirmiş ve bu çözüm işe yaramamıştı. 1,92'lik hedef santrafor, Liliputlar arasındaki bir Gulliver görünümündeydi. 21 gol ve 11 asist kaydetmiş, Camp Nou'daki tek sezonunda El Clasico'da Real Madrid'e karşı galibiyet golünü atmış olsa da, antrenörüyle fikir ayrılığına düşünce bu deney pahalıya patlamıştı.

Alternatif arayışı sürüyor işte. Buna karşın, Cesc, Alexis ve Thiago'ya kavuşulması belki de buna bir son getirecektir. Baş harfleri CAT'ı oluşturuyor ki, Katalan (Katalanca'da Catalan diye yazılır) kimliğinin sembolü olan bir kulüp için siz buna ister kaderin bir cilvesi, ister hoş bir tesadüf deyin. Her iki ihtimalde de, bazılarının korktuğu gibi uyumsuzluk yaratmayan bu üçlü Guardiola'ya zafere giden başka bir yol sağlayacak gibi.

Hepsi Villarreal'e karşı oynadılar ve gol attılar. Cesc 25 milyon sterlinlik transferinin ardından kulüpteki üçüncü golünü attı ve bekleyeceğiniz gibi takım üzerindeki etkisi oldukça dikkat çekti. İlk bakışta görünen, Guardiola'nın Fabregas'ı Barcelona orta sahasında Xavi ve Iniesta ile dönüşümlü oynatacağı. Fakat başka fikirleri olduğu da ortada.

Napoli'ya karşı oynanan Gamper Kupası'nda, Guardiola Messi'yi yedekte bekletip, Fabregas'ı kenarlarında Kiko Fermenia ve David Villa'nın oynadığı bir sahte dokuz numara gibi başlatmayı denedi. Adriano'nun koşusunda, geriden iyi bir zamanlayla gelerek 26'ıncı dakikada golünü attı ve işini yapmış olarak ikinci yarının başında yerini Messi'ye bıraktı.

Fabregas'ı niye sahte dokuz numara pozisyonunda kullandığı sorulunca, Guardiola şöyle cevap vermişti: "Bireysel oyun stili yüzünden. Asistanım Tito Vilanova onu çocukluğundan beri tanır ve onun hep 4 numara olarak oynadığını fakat her zaman ileri de gittiğini söyledi."

Bunu detekleyen başka bir şey de, Barcelona'nın efsanevi açık oyuncusu Charles Rexach'ın, kulübün daha önce Fabregas hakkında düşündüklerinin, oyuncunun Barcelona'daki geleceğine de etki edebileceğinin üstünde durması.

"Hatırlıyorum da Cesc başlangıçta, defansiften çok ofansif bir oyuncuydu" diye yazıyor Cruijff'un eski sağ kolu Charles Rexach, El Mundo Deportivo'daki köşesinde. "Arsenal'de daha geride oynamasına rağmen, illagada'sı çok iyi (doğru zamanda ceza sahası içine girme) Buna rağmen benim için esas yeri santraforun arkasındaki mediapunta (ortasaha) oyuncusudur ve bence bu mevkide ondan daha iyi performans görebiliriz."

Fabregas illagada'sını Barcelona Monte Carlo'ya Süper Kupa finalinde Porto ile karşılaşmaya gittiğinde bir kez daha gösterdi. Kulüpteki ikinci golü neredeyse birinci golün bir karbon kopyasıydı - yine penaltı noktasına geriden bir koşu ve bu sefer Messi'nin havadan kestiği topa vurduğu vole Helton'u geçmişti.

Bu koşullarda, Fabregas; orta sahada Xavi ve Seydou Keita'nın yanında yer almıştı. Villarreal'e karşı ise Rexach'ın ön gördüğü gibi, baklava şeklinde dizilen ortasahanın en ucunda sahte dokuz numara Messi ile saha içi rotasyona girerek oynadı. Juvenil A'da (A takımda) beraber oynadıkları zamandan bu yana geçen uzun süre de göz önüne alınırsa, aralarındaki bu uyum cidden müthiş. Manzarayı daha iyi görebilmek için şuna bakabiliriz: Messi 18 kez topu Fabregas'a vermiş ki, bu takımdaki herhangi birinin, başka birine verdiği en yüksek sayıdaki pas. Bunun karşılığında ise 13 kez pas almış.

"Messi ve ben aynı şekilde eğitildik" diyor maçtan sonra Fabregas. "Birçok antrenmanda, birçok maçta, birçok sezonda beraberdik. Bunu unutmayın... Eğer Messi ben ayrıldığımdan beri Barcelona'da 2000 maç oynadıysa, ben bunların 1999'unu izledim."



Büyük takımlar, sıklıkla oyuncularının genç yaşlardan beri beraber yetişip, gelişmesiyle karakterini bulur. Böylece aralarında nerede olacaklarına ve arkadaşlarının nereye hareketleneceğine dair kuvvetli öngörüye sahip bir bağ oluşur.

Mayıs ayının The Economist dergisinde,  Schumpeter'in Barcelona'nın yönetim tarzını yorumladığı bir köşe vardı. Altını çizdiği şey iş dünyasında yapılan bir araştırmada, uzun zamanlı bir başarının sırrının değerlerin kendine özgü uyumlarının iyi işlenmesi ve bunun genelde içeriden birini yükselterek ve derin yerel köklerin biraz budanmasında olduğuydu.

Fabregas'ın dönüşü de bu işe yarıyor. "Taktiklerle ve onun bunlara ne kadar uyacağı ile fazla zaman öldürmemeliyiz" diyor Juanma Don Balon dergisine. "Yapılacak tek şey oyununu kolaylaştırmaya çalışmak." Tek başına sistem önemli değildir - dizilişler sadece doğal hatırlatıcılardır.

El Pais için yazdığı "Hissedin" adlı köşe yazısında Guardiola bunu vurgulamıştı. Bu yazı 28 Şubat 2007'da, Romareda'da Copa del Rey (Kral Kupası) çeyrek finali ikinci ayağında Zaragoza'ya karşı oynanan ve 2-1 kazanılan maçta Frank Rijkaard'ın Thuram, Puyol ve Oleguer üçlü defansıyla sahaya çıkmasının hemen ardından yayınlanmıştı.

Guardiola Rijkaard'ın üçlü defansla oynamasının Cruijff'un 1988 ile 1996 arasında geliştirdiği sistemin dirilişi olduğu iddiasının durumu basite indirgemek olduğunu belirtmişti.

"Söylenenlere göre, Rüya Takım Zaragoza'da geri dönmüş" diyordu Guardiola. "Ama bence Rüya Takım hiç gitmemişti ki." 

Daha sonra Marcelo Bielsa'nın en sevdiği lâflarından birisini alıntılıyor. "Kazanmaya meyilliyim ve fark ettiğim kadarıyla sizi bu yola yaklaştıracak en önemli şey kahramanlıktır. Rakibin yarı sahasında oynanmayan bir maçı aklına getirmemek."

Pep'e göre bu hisler, hem kendinin hem de Barcelona'nın felsefesinin kalbi. "Bielsa'nın sözünden asla şüphe etmeyin" diyor yazısının sonunda. Bu ruhla oynadıktan sonra, Barcelona'nın nasıl oynadığı önemli değil. Önemli olan bunu hissetmeleri.

Yazı: James Horncastle (Fox Sports)
Tarih: 3 Eylül 2011 
Çeviri: Kaan Kavuşan.
Not: Yabancı dilde bırakılan baz kelimeler, yazarın kendi tercihidir.

0 yorum: