"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

16 Ağustos 2011 Salı

Direkten direğe uçan Romen: Dumitru Stingaciu

Kocaelispor'da efsane oldu Dumtru Stingaciu
Bir dönem -ki çocukluğuma denk geliyor- çok revaçtaydı; boyu biraz uzun olan, mahalle maçlarında "Stingaçuuuu" diyerek plonjona kalkışırdı. Kumluk alan bulduğum ve vücut olarak maalesef açlıkla savaşan bir Somalili'den biraz hallice olduğum zamanlarda, bunu ben de sık sık yaptım...

9 Ağustos 2011 Salı

İngiltere 16-YA Takımının Kaptanı: Ryan Giggs

15 yaşındaki Galli efsane Ryan Giggs, İngiltere 16 Yaş Altı Takımı'na kaptanlık yaparken.

SSCB - Türkiye (1966)

1966 yılında Milli Takımımız karşısına çıkan SSCB takımı. (Yer: Lenin Merkez Stadı, Moskova - şimdiki adıyla Luzniki Stadı)

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Jairzinho ile Alain Delon'un Sohbeti


Paris St. Germain taraftarı Delon ve Marsilya'da oynadığı tek sezonda (74-75) Jairzinho.
Bu sezon Marsilya ligi St. Etienne'in ardından ikinci sırada bitirken, Jairzinho bekleneni veremiyor ve bir sonraki sezon ülkesinde Cruzeiro'nun yolunu tutuyordu. PSG ise ancak 15'inci olabiliyordu.

5 Ağustos 2011 Cuma

Dalglish ve sevgili kupası

Bir önceki geceki finalde golü atan Dalglish, Avrupa Kupası'nı yatağa atıyor.

2 Ağustos 2011 Salı

Rock Star Arjantin: 1978



1978 Dünya Kupası Arjantin'de oynanacaktı ve bu durum 1970 yılında kararlaştırılmıştı. Fakat kupaya iki sene kala General Videla darbe yapmış ve yönetimi ele geçirmişti. Bu konuyu daha önce 1978 Dünya Kupası Öncesinde Arjantin ve Boykot Çağrıları yazısında anlatmıştık. Bu tartışmaların ışığında Dünya Kupası'nın favorilerinden biri, bir Sosyalist olarak tanınan Luis Menotti yönetimindeki Arjantin'di. Takımı ev sahibi olduğu için direk turnuvaya katılmıştı zaten. Turnuva öncesinde bazı değişikliklere gitti. Sağbeke Pernia yerine Olguin'i, Alonso yerine Valencia'yı, kaleci Gatti yerine ise daha tutarlı performanslar sergileyen Fillol'u takıma oturttu. Ordudan Amiral Lacoste'un (aynı zamanda kupa organizasyonları ile ilgileniyordu) ısrarlarını kıramayıp Alonso'yu takıma davet etti ama ilk 11'e geri almadı. 25 kişilik kamp kadrosundan elenen üç kişiden biri de 17 yaşındaki Maradona'ydı. Kadro şöyle oluşmuştu.

Kaleciler: Ubaldo Fillol, Ricardo La Volpe, Hector Baley.
Defans: Daniel Pasarella, Alberto Tarantini, Jorge Olguin, Ruben Galvan, Daniel Killer, Ruben Pagnanini.
Orta Saha: Osvaldo Ardiles, Amerigo Gallego, Rene Houseman, Jose Daniel Valencia, Oscar Ortiz, Norberto Alonso, Miguel Oviedo, Ricardo Villa, Omar Larossa.
Forvet: Mario Kempes, Leopoldo Luque,  Daniel Bertoni.

Bir Rock Star havasındaki Kempes, Luque, Gallego gibi oyuncuları ile Arjantin ilk maçına galibiyetle başladı. Luque ve Bertoni'in golleriyle 2-1 yendikleri Macaristan'ın ardından, Fransa'yı da aynı skorla geçtiler. İlk iki maç sonrasında Arjantin sokaklarında Arjantin sesleri inliyordu. Grubun son maçında İtalya'ya 1-0 yenilmelerine rağmen ikinci gruplara kaldılar. İtalya üç maçını da kazanarak grubu lider tamamlamış, Arjantin de arkalarından gelmişti. Bu arada tüm maçlarını gece oynamaları homurtulara neden olmuştu çünkü hep diğer maçın skorunu bilerek sahaya çıkma avantajları vardı. Fakat basından Arjantin'e olumsuz gelen bazı eleştiriler vardı. Daha da kötüsü takımın forvetlerinden Luque'nin kolundan sakatlanması yetmiyormuş gibi abisinin bir araba kazasında ölümü de üst üste gelmişti. Luque ikinci turun ilk maçında forma giymeyerek cenazeye katıldı, fakat sonra geri döndü ve diğer maçlarda forma giydi.

İkinci grup aşamasında Brezilya, Peru ve Polonya ile eşleştiler.  Polonya'yı Kempes'in golleriyle geçtiler, Brezilya ile berabere kaldılar. Grubun son maçında iyi bir takım olan Cubillas'lı Peru ile karşılaşacaktı. Arjantin'in farklı  kazanması gerekiyordu. Aynı zamanda başlaması gereken Brezilya-Polonya ve Arjantin-Peru maçları aynı saatte başlamadı. Arjantin maça geç kaldı ve 3-1 biten Brezilya maçına karşılık, dört farklı kazanmak onlara yetecekti. Takım maçı 6-0 kazandı. Hükümetin, Peru ordusuna büyük rüşvet verildiği, bu vesile ile takıma ve hakeme para gönderildiği iddiaları ortaya atıldı fakat kanıtlamadı. Bu arada futbol, bu sefer tam olarak halkı uyutmamıştı ya da bu sefer yönetimi de uyutmuştu. Direniş sürüyordu. Arjantin'in dördüncü golü sırasında Maliye Bakanı Alemann'ın evinde bomba patlamıştı. Grubunu lider olarak tamamlayan Arjantin finale böyle kaldı. Brezilya teknik direktörü Claudio Coutinho ise kendilerini "gönüllerin şampiyonu" ilân etmişti bile. Çünkü hem ayak oyunlarına geldiğini düşünüyor, hem de takımının bir maç bile kaybetmeden kupaya uzanamadığını vurguluyordu.


Final öncesindeki seromonide geçen senenin finalisti Total Futbolcu Hollandalılar Arjantin siyasi delegasyonuna selam vermeyerek tepkilerini koydular. Johan Cruijff turnuva öncesinde askeri darbeyi sebep göstererek turnuvaya gelmemişti. (Aslında alıkoyulma olayıyla da ilgisi olduğunu kabul etmişti daha sonra.) Maç çok hızlı başladı ve iki takım da isimlerinin hakkını veren bir mücadele ortaya koydular. Dakika 37'de Kempes Arjantin'i 1-0 öne geçirdi ama bitime sekiz dakika kala Naninga eşitliği sağladı. Son dakikada Rensenbrink kaleciyi de geçip topu boş kale yerine, direğe nişanlayınca 90 dakika beraberlikle tamamlandı. Bu an Dünya Kupası tarihinin en unutulmaz anlarından biri olarak tarihe geçti.

Genel itibariyle tempolu ve dengede, nadiren de Hollanda'nın öne çıktığı 90 dakikadan sonra, Arjantin uzatmalarda daha güzel bir oyun sergilemeye başladı. Maçın genelindeki iyi performanslarını daha da üst seviyeye çıkardılar. Kempes ve Bertoni ağları iki kere daha sarsınca kupa ev sahibine gitti. Şüphesiz turnuvanın en iyi maçıydı.

Maçtan sonra Hollanda seromoniye katılmayı reddetti. Çünkü maçtan önce Arjantin takımı sahaya geç girmişti. Belki de soğuk kanlı Hollanda'nın Buenos Aires'in çılgın tribünleriyle baş başa kalmalarını istemiş ve baskı yaratmaya çalışmışlardı. Ayrıca Rene Van de Kerkhof'un kolundaki alçıyla oynayıp oynamayacağı konusunda hakemle tartışmışlardı. Sonuçta Hollanda ikinci kez üst üste finalde hem de ev sahibine yenilirken, Rock Starlar'dan kurulu Arjantin kupaya uzanmıştı. Batistuta ve Caniggia'ya "saçlarını kes öyle gel" diyen gelecekte milli takım antrenörlüğü yapan Pasarella'nın (ki, bu kupada takımın ender kısa saçlı oyuncularından biriydi) takımının aksine bu takıma kısa saçlılar genelde giremiyordu! Tüm tartışmalı olaylara rağmen --ki, bir cuntanın hüküm sürdüğü yerde ortamın böyle gerilmesi kaçınılmaz-- Menotti'nin Arjantin'i taş gibi top oynayarak turnuvayı kaznadı. Bir süreliğine de olsa Generali kurtarmışlardı. Menotti'nin kabullenemediği, kabullenmek istemediği de buydu...

Arjantin bu turnuvada asi, isyankar bir Rock Star'dı.
Hollanda ise adil, erdemli ve üretken bir filozof.

Pasarella kupayı kaldırırken - Daha sonra disiplin fetişisti bir antrenör olmadan önce

Takımın Yıldızı: Tartışmasız Kempes bu turnuvanın yıldızıydı. Hem gol kralı olarak turnuvayı kapadı, hem de dominant komple santrafor performansıyla takımının oyununu sürdürmesine yardımcı oldu. O yıllarda Valencia forması giyen yıldız oyuncu, güçlü deparları, çalışkanlığı ve hava toplarındaki üstünlüğüyle her takımın kadrosunda görmek isteyeceği biri olmuştu. Luis Menotti ondan şöyle bahsediyordu: "Güçlü, yeteneği var, arkadaşlarına boşluklar yarartıyor ve sert şut atabiliyor. O fark yaratabilecek oyuncu ve bu işleri santrafor pozisyonundayken yapıyor." Forvetten golden fazlasını bekleyen bir antrenör için nimet.

Manowar'in basçısı... pardon... Arjantin'in santrafor Kempes finaldeki golünün ardından sevinirken.

Taktik: Takım klasik 4-4-2'ye yakın bir sistemle oynuyordu. Kalede Fillol bankoyken, Defansta Olguín, Galvan, Pasarella ve Tarantini yer alıyordu. Bekler Olguin ve Tarantini belli bir oranda ofansa destek vermelerine rağmen hadlerini biliyorlardı. Pasarella ise defansı derleyip toparlayan adamdı. Olguin ise aslında bir sağ bek olmasına rağmen göbeğe geçmişti. Ardiles, Gallego, Valencia ve Houseman orta dörtlünün ilk tercihleriydi. Ardiles yüksek tekniğiyle geri ile ileri arasında mekik dokurken, Gallego ise pas yükünü çekiyordu. Valencia ve Houseman ise hızlarıyla ön plana çıkıyorlardı. Fakat ilerleyen maçlarda Valencia'nın yerini Bertoni almaya başladı ve ilk 11'e girdi. Ortiz de zaman zaman dakika alıyordu. Forvet ise çift santrafordu. Kempes ve Luque. Bu turnuvada Luque'nin de çok iyi performans gösterdiğini hatırlatmak lâzım.