"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

28 Aralık 2012 Cuma

“Vasat” dendi, “Kahraman” oldu: Oliver Bierhoff

Bu yazı, 26 Aralık 2012'de FourFourTwo'nun internet sitesinde yayımlanmıştır.
1996 Avrupa Kupası. Tribünde ağlayan alabros saç kesimli, şişman bir Çek Cumhuriyeti taraftarı var. Çünkü Bierhoff oyuna girmiş, önce maçı uzatmaya götüren golü atmış, sonra da ‘altın golle’ takımına kupayı getirmiş. O zaman eskiler hâlâ Çek Cumhuriyeti’ne ‘Çekoslovakya’ diyor, tam alışamamışlar duruma. Biz de, ‘yeni nesil futbol holiganları’ olarak izliyoruz ama pek sevmiyoruz Almanya takımını. Babalarımızın, dedelerimizin anlattığı kadar iyi değiller, yine de bir sürü yıldız oyuncuları var, takdir edilesi bir yanları var, biliyoruz.

Her şeyden ötesi bizim için Hassler var, Möller var, Klinsmann var… Poborsky var, Berger var, yıllar boyu Beşiktaş’a geleceği iddia edilen santrafor Pavel Kuka var… E tabi bir de Fatih Terim yönetiminde kupaya ilk defa giden Türkiye var. Ama o hikâye mutlu sonla bitmiyor… “Neyse buna da şükür, önemli olan yarışmaktı” diyoruz. En son 3-0 yenildiğimiz Danimarka maçında Brian Laudrup’un attığı bel kıran çalımlar ve 2 gol kalıyor gözümüzün önünde. Ama bize o seneden kalan en büyük başarı hikâyesi Bierhoff ve golleri…


BUNDESLİGA’DA BAŞARISI YOK
Bundesliga kariyeri pek başarılı olmayan bu adamın bahtı, İtalya’ya transferiyle açılıyor. Uerdingen, Hamburg ve Mönchengladbach ile geçen beş sezonda sadece 10 gol… Bir santrafor için pek iç açıcı bir istatistik değil şüphesiz.

Şimdiki adı Red Bull Salzburg olan Austria Salzburg’a transferi hayatını değiştiren şey Alman golcünün. 32 maçta attığı 23 gol İtalya’nın kapılarını açıyor panzere. Inter bonservisini alıyor Bierhoff’un ama hemen bir başka İtalyan takımına kiralıyor. Bierhoff’un sıradaki durağı Serie A’nın son sıralarında düşmeme mücadelesi veren Ascoli. Gittiği sezon düşüyorlar daha Serie B’ye. Inter de hiç oynatmadığı oyuncunun bonservisini veriyor hemen. Orada geçen üç sezon, Bierhoff’un kendine güvenini kazandığı zaman oluyor. Üç sezonda atılan 46 gol nihayet Serie A’nın baş altı takımlarından Udinese’nin kapısını açıyor kendisine. İlk sezonunda attığı 17 golse, Alman Milli Takımı’nın…



VASATLIKTAN ULUSAL KAHRAMANLIĞA
Yıl 1996, yaş 27. İlk kez milli olmuş bir oyuncu… İkinci maçında Danimarka’ya 2 gol atmış, ilk kez gittiği milli turnuvanın finalindeyse tarihin ilk altın golünü… 4 ay içinde 27 olan yaşı 28’e çıkarken; vasatlıktan, ulusal kahramanlığa dönüşüyor Bierhoff’un kaderi.

Kupanın hemen ardından, Udinese’deki ikinci sezonunda 13 gol atıyor.
13 gol, kafalardaki soru işaretini kaldırmaya yetmiyor…
“Acaba tek maçlık bir adam mı ki bu Bierhoff?”

Bir sonraki sezon 27 golle Serie A gol kralı oluyor. İşte zamanı geliyor Bierhoff’un, yaş otuz ama işin bitmemiş olduğu anlaşılıyor. Milan hemen kadrosuna katıyor Bierhoff’u.



KAFACI ÜÇLÜDEN BİRİ
O sene Bierhoff, 1.91 boyundaki ‘kule’ topların ilk şişirildiği adam olmuştu. Kafa toplarını istediği yere indirebiliyor, güzel gollerinde de sadece kafayla sınırlı kalmıyordu. Türk seyircisi de böyle düşünüyordu ve Milan-Galatasaray maçlarında bunu görmüştü. Hakan Şükür ve Tore Andre Flo ile birlikte anılır olmuştu kafa toplarındaki hâkimiyetinin ünü.

Milan’da geçirdiği üç sezonda 38 gol attı. Son sezonunda sadece 6 gol atması, Milan gibi tahammülsüz bir camiada zaten yaşı 33’e gelmiş olan Bierhoff’u gönderme fikrini kuvvetlendirmişti. İddiaya göre Fatih Terim onu istemiyordu, satış listesinde kondu. Monaco’da geçen bir sezonun ardından –ki 18 maçta 5 gol atmıştır- tekrar İtalya’ya bu sefer Verona’ya döndü Bierhoff. 26 lig maçına çıkıp, son maçında Juventus’a karşı hat-trick yaprak el salladı İtalyan tribünlerine…


EKONOMİ TEZİ FUTBOL ÜZERİNEYDİ
Vasat futbolculuktan, yıldızlığa hikâyeleri yazıldı hakkında. Almanya’nın jenerasyon değişiminde, kötü bir zamanında parlayan bir vasat-üstü bir oyuncu olarak andı kimileri, kimileriyse ulusal bir kahraman olarak gördü onu. Futbolcu olmasaydı ekonomist olacaktı büyük ihtimalle. Hagen Üniversitesi ekonomi mezunuydu çünkü. Peki, bitirme tezi neydi dersiniz? “Menkul kıymetler borsasının içinde ihraç fiyatlarının kararlılığı: Futbol kulüplerinin halka ilk arzı sırasındaki ekonomik analizler.”

Bir kalecinin oğluydu, ama futbolda golleriyle kendine yer edindi; her şeyi çalışkanlığı ve zekâsıyla elde etti. 2000 yılından sonra Almanya Milli Takımı’nın kaptanlığını yaptı ve genellikle ilk 11’de oynadı. 12’si yedekten olmak üzere toplam 70 milli maçta forma giydi, 37 gol attı.

Hâlen Alman Milli Takımı’nın menajeri, Löw'ün en büyük yardımcısı. Golleri dışında hakkında en çok hatırlanacaklardan biri de Enke’nin intiharı sonrasında çıktığı basın toplantısında döktüğü gözyaşları ve Ballack ile olan kavgası…

Doğum tarihi: 1 Mayıs 1968
Ülke: Almanya (70 milli maç, 37 gol)
Pozisyon: Komple santrafor, pivot santrafor, sırtı kaleye dönük santrafor
Öne çıkan özellikler: Hava hakimiyeti, düzgün vuruşlar, pozisyon alma, zekâ
Boy: 1.91 cm
Oynadığı takımlar: B. Uerdingen (88-88), Hamburg (88-90), M'Gladbach (90)
Austria Salzburg (90-91), Ascoli (91-95), Udinese (95-98), Milan (08-2001)
Monaco (2001-02), Chievo (2002-03) Alman Milli Takımı (96-2002)
Goller: 513 maç, 211 gol

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Çok iyi hacı