"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Rock Star Slaven Biliç

Bu yazı, 30 Haziran 2013 tarihinde Akşam Gazetesi Pazar Eki'nde yayınlanmıştır.
Futbol romantizmiyle, futbol realizmi sık sık karşı karşıya getirilir ve tartışılır. Barcelona’cılar, İspanya’cılar, Cruijffçu’lar, Hollanda’cılar, Löw’cüler, entelektüel ve total futbol tutkunları bir yanda… Real Madrid’çiler, Yunanistan’cılar, Rehaggel’ciler, Daum’cular, geleneksel futbolcular ve katenaçyo savunucuları diğer yanda…

İki-üç sene içinde sosyal medyada ve bloglarda oldukça tartışılan, hatta ana akım medyaya da sıçrayan bu konu kendi jargonunu dahi yaratmıştır. Realistler, romantikler için Galeano’nun “Ben bir futbol dilencisiyim” lafına atıfla ‘dilo’ derler! İşte realistlere göre, Biliç tam bir ‘dilo mıknatısı!’


Bu kesin bir bilgidir, teyitlidir! Kulağında küpesi, elinde gitarı, şık takımıyla görmeye alışkın olduğumuz Biliç’in tavırlarına ve kariyerine bakarsanız bunu görebilirsiniz… Oyuncularıyla arkadaş olan, hukuk profesörlüğü bulunan ve bir rock grubuna gitaristlik yapan bir adamdan bahsediyoruz sonuçta!




DÖNEMİNİN EN İYİ LİBEROLARINDANDI
Yugoslavya henüz birleşikken 1968 yılında doğan Biliç, futbolculuk yıllarında dönemin en iyi liberolarından biri olarak anılıyordu. Hatta 1996’da, Fatih Terim yönetiminde gittiğimiz ilk Avrupa Şampiyonası’nda da Türkiye’ye karşı da oynamıştı. O maçtan boynumuz bükük ayrılmıştık. O turnuvadaki iyi oyunu sebebiyle, futbolcu olarak Premier Lig’in iki gediklisi Everton ve West Ham’da yıllarca forma giydi ve kendine saygın bir kariyer inşa etti Biliç.

Futbolu bıraktığında, başladığı yere; ilk takımı Hajduk Split’e geçici menajer olarak döndü. Bu çok da cazip olmayan 5 aylık teklifi, “Beni adrenalin tetikliyor. O yüzden de kariyer hamlesi olarak görülmeyecek bu hamleyi yaptım” diyerek kendini savundu Biliç. Aksiyonlarını her zaman motivasyonları belirledi. Bu yüzden de şu an Avrupa’dan men cezası almış bir kulübe gelip, “Ben söz verdim, sözümü tutarım, bu takım beni heyecanlandırıyor” diyor Hırvat teknik adam. Heyecanlandığında başka koşulları gözü görmüyor bu adamın.

Hajduk Split’teki beş aylık görevinin sonunda doğrudan uçağa atlayıp Avrupa’nın ünlü hocaları Arsene Wenger ve Marcello Lippi’nin tedrisatından geçmek için seyahat etti Biliç. 2 yıl sürdü bu süreç. Bu dönemde Wenger’in altyapı konusundaki, Lippi’ninse oyuncu idare etme konusundaki tavırlarını örnek aldı.

Bu süreç sonucunda umut veren genç bir teknik direktör ortaya çıkmış oldu. Maçlardan önce oyuncularıyla şakalaşan, motivasyon amacıyla rock müzik dinleten, onlarla bir arkadaş gibi olmaya çalışan bir teknik adam...



HIRVATİSTAN’I TEKRAR KURAN ADAM
2004’te Hırvatistan Ümit Milli Takımı’nın başına geçip bugünün temellerini attı. 2006 yılındaysa A Milli Takım’ın başına geçti ve takım Avrupa Şampiyonası’na katılmaya hak kazandı. Ümit milli takımdan alınan oyuncularla gençleşen ve yenilenen Hırvatistan, 2008 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek finalde rakibimiz oldu. Heyecan fırtınasında Semih’in son dakika golüyle gülen biz olduk. Biliç maç içinde ‘kapıştığı’ Fatih Terim’e sarıldı ve Türk Milli Takımı’na ne kadar saygı duyduğundan bahsetti maçın ardından.

Elenmesine karşın Hırvatistan; 90’lı yıllardaki Prosinecki, Boban, Suker ve Boksic’li kadronun son günlerinden bu yana en başarılı futbolunu sergiledi. Hep sıcakkanlı, insani bir adam olarak bilinse de takımın üç as oyuncusu Balaban, Olic ve Srna’yı kamptan kaçtıkları gerekçesiyle takımdan çıkarmayı da bildi Biliç. Bu yüzden de takım 2010 Dünya Kupası elemelerini geçememesine rağmen federasyon Biliç’le yola devam kararı aldı.


HAYRANLARI VAR
Sportif alanın dışındaki karizması da Biliç için önemli bir artıydı. “Kadınlar alınmasın ama futbol dünyadaki en güzel şey” diyordu kadınların hayran olduğu Hırvat teknik adam. E tabii, bir de rock star oluşu var olgunun bir kısmında. Biliç, Hırvatistan’da gitaristliğini yaptığı Rawbau adlı bir rock grubunun üyesi. Grup 2008 yılında Hırvatistan Milli Takımı için bir şarkı dahi yapmıştı. Biliç ‘groupie’leri (sadece kadınlardan oluşan hayran grubu) var adeta.

Ayrıca, ‘sahaların dışındaki anti-futbolla’ da savaşıyor Slaven Biliç. Hırvatistan tribünleri İtalya’nın siyahi oyuncusu Balotelli’ye ırkçı tezahüratlar yaptıklarında Biliç diğer antrenörlerin basmakalıp sözlerinden biri olan “bunlar sahamızda görmek istemediğimiz olaylar” lâfına itibar etmedi. Kameraların karşısına çıktı ve “Bu herifleri sevmiyorum, bizi desteklemelerini de istemiyorum. Stadyuma da gelmesinler. Bu salak heriflere uyuz oluyoruz” dedi. İşte bu motivasyonları prensiplerine dönmüş bir adamın ifadesiydi.


RİJKAARD’A BENZER Mİ?
Şimdi Türkiye’de Biliç’in savaşması gereken iki şey olacak. Birincisi ‘kulüp tecrübesi az’ imajı. Biliç sadece iki kulüp takımı çalıştırdı ve daha 44 yaşında. Bunlardan birinde (Hajduk Split) 5 ay, diğerinde (Lokomotif Moskova) 9 ay kaldı. Lokomotif en son dokuz sene önce şampiyon olmuştu ve kadro olarak rakiplerinden çok daha gerideydi.

Biliç’in savaşması gereken ikinci noktada Rijkaard’ın deneyimlerinden faydalanması gerekecek. Barcelona’nın yeniden Barcelona oluşu sürecindeki başarıyla tüm dünyanın saydığı ve sevdiği Rijkaard oyuncularıyla ‘fazla arkadaş’ olduğu için eleştirilmişti basın tarafından. Çünkü genel kanıya göre Türk oyuncusu ‘eğitimsizdi’, babacan ve tatlı-sert antrenörlere alışkındı. Bu olgular Rijkaard’ın sonunu getiren süreçlerden biri olarak görülüyordu…

Asıl soru şurada galiba; “Biliç mi bize uyacak, yoksa biz mi Biliç’e uyacağız?” Ya da Biliç’e uyarsak gerekli sabrı gösterebilecek miyiz? Her koşulda şunu unutmamak lazım; Biliç’in başarısız bulunduğu, ligi 6. sırada bitiren Lokomotif Moskova ile gösterdiği galibiyet yüzdesi, ligi üçüncü sırada bitiren Beşiktaş’ınkinden daha yüksek…


BU MAÇLAR ÇOK KONUŞULUR
Şimdi Biliç adına iki teknik adamla karşılaşması heyecanlı olacak. Birincisi, EURO 2008’de karşılaştığı ve yenildiği, ama 2012 Dünya Kupası play-off turunda rövanşı aldığı Fatih Terim’e karşı oynayacağı Galatasaray maçları. Biliç bu maçlar için “ben kin tutmam, sadece bir rövanş olacak benim için. Ama Terim de benim gibi ateşli biri. Bireysel rekabetimiz keyif verecektir” diyor. Medyanın ayrı bir özen göstereceği aşikar.

İkincisiyse, Hırvatistan A Milli Takımı’nda yardımcılarından biri olan Prosinecki’nin takımı Kayserispor’a karşı oynayacağı maç olacak. Bu sefer iki eski dost kontenjanından, gerilim yerine kucaklaşmaların bekleneceği türden…

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: