"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

21 Haziran 2014 Cumartesi

Abdullah Gegiç’in Anadolu devrimi


Bu yazı, 21 Harizan 2014 tarihinde Akşam Gazetesi Pazar Eki'nde yayınlanmıştır.

Yugoslav futbolu ile Türk futbolunun dar alanda kısa paslaşmaları malumunuz. 60 yıllardan bu yana, futbol alanında sıkı alış-verişleri olan iki ülke. Bu futbol paylaşımının en güzel ve önemli getirilerinden biri de Eskşehirspor ve Fenerbahçe ile büyük başarılar kazanan, büyük hoca Abdullah Gegiç…

Boşnak asıllı Yugoslav hoca, futbolculuk yıllarında çok ünlü biri değildi aslında. Ama onu asıl ünlü yapan, değişik metotları ve taktik anlayışlarıyla ‘profesör’ lakabını aldığı teknik direktörlük kariyeri. Çift dikişli bir futbol öğrencisiydi Gegiç; Belgrad Futbol Akademisini bitirmişti. 55 yaşındayken ise Köln Spor Akademisi’nden mezun oldu. O yaşta her gün 12 kilometre koştu diplomasını alabilmek için.

1966 yılında Yugoslavya’nın ünlü takımı Partizan’a Şampiyon Kulüpler Kupası Finali oynatan ve aynı zamanda da Yugoslav Milli Takımı’nı çalıştıran da oydu. Ertesi sene Fenerbahçe’nin başına geçtiğinde ‘Avrupa’da Yılın En İyi İkinci Antrenörü’ ödülüne layık görülen de yine oydu.

Ama Fenerbahçe’de geçen tek sezonda ikinci olunca kendini kapı önünde buluvermişti. Sonuçta ikinciliğin başarı kabul edilmediği bir camiaydı Fenerbahçe. Gegiç, herkesin taktik ve antrenmanlarına karıştığını söylüyordu. Avrupalılar niye Türkiye’ye geldiği konusunda şaşkındı, niye kovulduğu konusunda hiçbir fikirleri yoktu.



TÜRK SPORUNU GELİŞTİRMEK
Boşnak asıllı bir aileden geliyordu, ailesi İzmir’de yaşamıştı. Futbolcu olmak için babasından yediği dayakların ardından teknik direktörlüğe kadar uzanmıştı yolu. Milliyet gazetesine yazdığı yazıda şöyle diyordu sebeplerini anlatırken; “Anne-babamdan dolayı Türkiye’yi çok görmek istiyordum. Ama gördükten sonra içimde çalışma isteği doğdu. İçimde Türk sporunu geliştirmek için bir heves oluşmuştu” diyor. Eskişehirspor’un Anadolu devrimi başlıyordu.

Bir sezon sonra Gegiç’in yolu Eskişehir’e düştü. FourFourTwo’dan Ahmet Yavuz’un yaptığı bir röportajda öğrencisi Fethi Heper şöyle diyor; “Sabah 9’da sahaya girer, akşam 6’da çıkardı. Bugünkü ışıklandırma imkânı olsa herhalde gece 12’ye kadar kalırdı. Disiplinden asla taviz vermezdi. Ama aynı zamanda müşfik bir insandı. İstediklerini tatlı dille yaptırmasını bilirdi. Sabah 8’de bizi uyandırır, ‘Haydi bre kalkın, düşman uyur biz uyanık’ derdi.”

Abdullah Gegiç, Eskişehirspor’la iki kez lig ikincisi oldu. O günler için bunun ne kadar sıra dışı bir sonuç olduğunu düşünün. Üç büyükler algısı dışındaki herhangi bir takım çıkıyor ve şampiyonluk yarışında başa baş oynuyor, şampiyonluğuysa son haftalarda kaybediyor. Üstelik o takımların imkânına da sahip değil. Bu da yetmiyor, Fuar Şehirleri Kupası’nda İspanya’nın önemli takımlarından Sevilla’yı adeta Porsuk çayına döküyor, üstüne bir de Hollanda’nın ünlü ekibi Twente’yi ekliyor ama rövanşta tur gidiyor.


FİNALLERİ KAYBEDEN ADAM
Dönemin milli oyuncularından Kamuran Yavuz: “Gegiç’in çok neşeli ve esprili olduğu anlar da vardı. Eskişehirspor’un elde ettiği başarılarda Abdullah Gegiç başroldeydi ama belki üzerimizdeki baskısını o neşeli haliyle biraz daha fazla bertaraf edebilseydi belki de dünyanın en başarılı antrenörü olurdu ve çıktığı finallerin hepsini kazanabilirdi. Çünkü onun çalıştırdığı bir takımın yıllarca şampiyon olması gerekirdi” diyor.

Ahmet Yavuz’un o haberinde müthiş bir ayrıntı var, yazıdan alıntılıyorum izniyle; “Defterde de gördüğümüz üzere Gegiç takımı 4-3-3 düzeninde sahaya diziyordu. İdeal kadrosunda kalede Mümin; geri dörtlüde sağdan sola İlhan, İsmail, Abdurrahman, Faik; orta üçlüde Vahap, Kamuran, Burhan İpek; ilerdeyse Nihat, Fethi ve Ender vardı. İdmanlarının ağır olmasının sebebi, öğretecek çok şeyinin olmasıydı. Çabukluk ve kuvvet idmanlarından, kondisyona, çeşitli hücum varyasyonlarına kadar tüm çalışmaları kâğıt üzerinde raporlardı. 1971’de bir yaz kampının ardından futbolcularını belli kategorilerde (dikkat, anlayış, ritme uyma, tempo, pozisyon tekniği, istek) 10 üzerinden notlamıştı. Bu kategoriler, Gegiç’in disiplinin anlayışının odak noktalarını da ortaya koyuyor. Defterde top kazanma prensiplerini de sıralıyor ve presin, yardımlaşmanın, ferdi mücadelenin üzerinde duruyordu.”

GEGİÇ’İN YOLU
Gegiç’in ilk Türkiye macerası Yugoslav Futbol Federasyonu’nun yurt dışında çalışan tüm Teknik Direktörleri ülkeye çağırmasıyla bitti. Ağlaya ağlaya Eskişehir’den uğurlandı. Daha sonra döndü, Beşiktaş, Fenerbahçe ve Bursaspor’a da anlayışını aşıladı. Asıl anlamadığı şey bu ülkenin altyapıya nasıl bu kadar önem vermediğiydi. Türkiye'de de bu alanda çalışmaya başladı. Gençler bazında Gaziosmanpaşa, Pendik, Altay ve Dardanelspor’la pek çok başarı kazandı. Ama altyapının önemi konusundaki konuşmalarını kimseciklere dinletemedi. Oysa ki Önder Özen'in anlattığına göre, Fransa Milli Takımı için oyuncu gözlemekte ve altın jenerasyondan pekçok futbolcuyu yetkilere öneren oydu...

Gegiç’in yüksek taktik zekâsı ve disipliniyle açtığı yol önce Trabzonspor’a, sonra da Bursaspor’a cesaret verdi ve Türk futboluna Anadolu’nun da başarabileceğini gösteren ilk ateşi yaktı…


Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

0 yorum: