"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

6 Şubat 2015 Cuma

Fransa'nın son sahte forveti: Christophe Dugarry

Fransız Milli Takımı'nın en farklı ve en eleştirilen oyuncularından biriydi Dugarry.
Dugarry'nin futbola başladığı yıllar, Fransız futbolu için net bir çöküşün yaşandığı yıllardı. 80'lerin sonu, 90'ların başı... Platini, Giresse, Fernandez ve Tigana gibi yıldızlar yeşil sahaları terk etmiş... Jenerasyon değişimini sağlayamayan Fransa Milli Takımı büyük turnuvalara gidemiyor... Marsilya'nın şike skandalı yüzünden ülke sarsılmış... Papin dışında, üst düzey Fransız forvet bulmak, çölde su bulmakla eşdeğer...

Bu arada bir çocuk, yetenekleriyle kasabasının takımı US Lormont altyapısında dikkatleri çekmeye başlıyor. Fuleli adımları, bel kıran çalımları var. Ülkenin en ünlü kulüplerinden Bordeaux hemen kancayı takıyor. Altyapı için transfer edilmesine rağmen geldiği gibi, daha 17 yaşındayken A Takım'ın formasını geçiriyor sırtına. Yıl 1988. Başlıyor fırtınalı kariyeri; Avrupa'nın beş büyük liginden dördünde oynuyor. Sık sık sakatlıklar geçiriyor, bolca eleştiriliyor. Ve kesinlikle az gol atıyor! Bunca şeyi düşününce sormadan edemiyor insan: Dugarry'ye Barcelona, Milan ve Marsilya gibi büyük takımların kapısını açan şey neydi?



ÇALIMCI, GEZİCİ SANTRAFOR
"Dugarry Muhipleri Cemiyeti"nin ben ve Cüneyt Kaşeler haricindeki tek Türk üyesi olabileceğini düşündüğüm Doğan Koloğlu, şöyle demiş Euro 96 çeyrek finalinden sonra: "Hollanda ikinci yarıya baskılı başladı. Fransa ileride bir tek Dugarry'yi bırakmaya mecbur kaldı. Ama topları yerden atarak kolay kontrol etmesini sağladılar ve bu santrafor, sağa sola koşarak iki üç kişiyi aynı anda meşgul etti." Bu sözler adeta, 'Yetenekli Bay Dugarry'nin futbolunun genel hatlarıyla özeti sayılabilir. Euro 2000 grup aşamalarını değerlendirirkense şöyle yazmış Koloğlu; "Dugarry kupada bir çığır açtı. Top gibi topun etrafında dolaşıp durdu. Hangi kulvar boş olursa oranın forveti oldu ve golünü attı. Adeta sınır tanımayan bir futbolu var."

Dugarry gerçekten de kariyerinin ilk yıllarından itibaren çalımları ve driplingleriyle önplana çıkmasına rağmen, parlayışını ancak Zidane'ın Bordeaux'a katılışıyla birlikte gerçekleştirebilmişti. İkili, saha dışında da çok iyi dost oldular. Onların önderliğinde Akdeniz Oyunları'nda yarı final oynayan Fransa Olimpik Milli Takımı, daha sonra dünya şampiyonluğuna da aynı iskelet kadroyla yürüdü. Bordeaux, 1996 yılında UEFA finali oynarkense aslan payı yine Zidane ve Dugarry'nindi. Bu sonuçların ardından Zidane Juventus'un, Lizarazu ise Athletic Bilbao'nun yolunu tuttu. Dugarry ise Milan'a gidiyordu...


AHMET ÇAKAR, MILAN'A YOLLADI!
Ama ilginç olan şuydu ki Dugarry'nin Milan'a transferinde en büyük pay belki de Ahmet Çakar'ındı. Çünkü 2-0'ın rövanşında, 3-0 sonuçlanan biten çeyrek final ikinci maçında Milan'a attığı gollerden birinin asistini, adeta o yapmıştı! Zidane'ın serbest vuruşu Çakar'ın sırtına çarpınca, top Dugarry'nin önüne düşmüş ve yetenekli oyuncu penaltı noktasının üzerinden golünü atmıştı... Maç sonrası Bordeaux Teknik Direktörü Gernot Rohr, iki gol atan oyuncusu için "Çok çabuk olan Dugarry, eski kurt Baresi'yi yıktı" diyordu yaptığı maç değerlendirmesinde.

O eşleşmede zaten çok iyi oynayan Dugarry, Arsenal ve Napoli gibi talipleri arasından, kendine gol atan oyuncuları transfer etmesiyle şöhretlenen Milan'ı seçti böylece. Ama orada sadece tek sezon kalabildi. Roberto Baggio ve George Weah gibi kendinden daha kaliteli forvetlerle rekabete girdi. Simone ve İbrahim Ba da kadrodaydı. Buna karşın geneli sonradan girdiği 21 maçta 6 gol atarak Euro 96'nın yolunu tuttu.

Takımdaki gruplaşmayı dağıtmak için Cantona, Ginola ve Papin'i kamuoyu baskısına rağmen kadroya almayan, "Onlarsız 18 maçtır yenilmiyoruz" diyen Aime Jacquet'nin Fransası yarı finalde elenirken, Dugarry ilk maçta Romanya'yı yıkan tek golü attı. Daha sonra Loko ile dönüşümlü olarak formaya giymeye başladıysa da çeyrek finalde dizine ağır bir darbe alarak, takımının elendiği yarı final maçını kaçırdı. Bu daha sonra sıkça tekerrür edecek ciddi bir sakatlıktı.



VAN GAAL'İN ÖN LİBEROSU!
Kupa'nın ardından Fransa'nın bu ilerleyişi ve Milan'daki kısa parlamaları, Dugarry'nin önünü hâlâ açık tutuyordu. Van Gaal'in yoğun ısrarları sonucunda Barcelona'nın yolunu tuttu Fransız oyuncu. Hollandalı teknik adamınsa garip bir planı vardı, Dugarry ön libero olacaktı. Kendini fiziksel olarak geliştirme konusunda oldum olası pek de azimli olmayan Dugarry, hem sakatlığının nüksetmesi hem de oynadığı 7 maçın hepsine ön libero olarak çıkması sonucunda devre arasında Marsilya'nın yolunu tuttu. Burada da ancak 9 maç oynayabilmişti ki sezon sonunda Fransa 98 kadrosuna çağırıldı. Aime Jacquet'nin ona hâlâ güvenmesi büyük tartışmalara sebep oldu hâliyle. "Zidane kontenjanı" diyordu birçok kişi. Taraftarlar ve gazeteciler onunla dalga geçiyordu.

Dugarry kupadaki ilk maçında 30 dakikada sakatlanan Guivarch'ın yerine girdiğinde tribünlerden yuh sesleri yükseliyordu. Ama maç sonunda takıma 1-0'lık galibiyeti getiren o olmuştu.  Dugarry goln sonrasında basın tribününe dil çıkarıyor, maçtan sonra Jacquet de ona destek veriyordu. Grubun ikinci maçında sakatlandı. Finale kadar oynayamadı. Final maçındaysa sonradan oyuna girerek üçüncü golde pay sahibi oldu. O günleri hatırlarken, "Dünya Kupası'ndan önce resmen halk düşmanı ilân edilmiştim" diyor Dugarry. "Kabul, o dönemde çok iyi değildim, az forma giymiştim ama kupaya gelince, hem golümü attım hem de final maçındaki performansımla cevaplarını verdim."


"YENİ MARSİLYA"NIN YILDIZI
Gelmiştik 1998-99 sezonuna... Tüm eleştirilere rağmen talipleri arasında Juventus vardı Fransız yıldızın. Zidane ve Deschamps, Lippi'nin istediği 'alan boşaltan forvet' için ona Dugarry'yi önermişlerdi. Lippi'nin gözüyse Hakan Şükür'deydi. Juventus uzun süre ciddi şekilde bu iki oyuncuyla ilgilenmiş ama Hakan'dan şahsi istekleri, Dugarry'den de kulübün vermemesi yüzünden vazgeçmiştiler.

Bu sırada Marsilya'ysa artık tekrar büyük bir takım olmaya hazırlanıyordu. Kadrolarına kattıkları Ravanelli, Maurice, Pires ve Blanc gibi isimler takıma şampiyonluğu getirebilirdi. O sezon, Dugarry sol açık oynarken (1998-99) takım ligi son haftada kaybederek ikinci oldu. Bu, 1993'ten beri Marsilya'nın elde ettiği en büyük başarıydı. Aynı sezon bir de UEFA Kupası finali oynanmıştı. Yarı finalde Bologna karşısında çok sert bir maç olmuş, Ravanelli ve Gallas sarı kart cezalısı durumuna düşmüşlerdi. Maçtan sonra soyunma koridorunda çıkan kavga neticesindeyse Dugarry ve Jambay 4 maç cezaya çarptırılmıştı. Finalde Parma 3-0'lık rahat bir galibiyet aldı dolayısıyla.


İLK GÖZ AĞRISINA DÖNÜŞ
Ertesi sezon takımın kötü gittiği bir dönemde, bir St. Etienne maçının ardından, Marsilyalı taraftarlar önce koltukları sahaya yağdırdı, sonraysa tesislere gelip Dugarry'nin aralarında bulunduğu 5-6 futbolcuyu itip kaktılar. Yetmedi, bir de arabalarına zarar verdiler. Artık ayrılma zamanı gelmişti. Devre arasında adres ilk göz ağrısı Bordeaux'du. Bu arada Marsilya'ysa küme düşmekten averajla kurtulmuştu...

Yıl artık 2000'di. Avrupa Şampiyonası için Roger Lemerre de onu çağırıyordu. Hollanda'ya karşı oynanan grup maçında burnu kırıldı Dugarry'nin. Çeyrek finale ilk 11'de başladı, çok da hareketli bir oyun çıkardı ve arkadaşlarına pozisyonlar hazırladı. Ama sert bir top burnuna geldi yine. İkinci kez burnu kırıldı. Yarı finali es geçtikten sonra finalde yine ilk 11'deydi. Avrupa Kupası'nda da büyük pay sahibi oldu böylece Dugarry.


BIRMINGHAM'IN KRALI OLDU
Bordeaux'ta geçen 3,5 sezonun içinde takım hep orta sıralarda yer aldı. Dugarry ise iyi oyunlar sergiledi. Buna rağmen, Roger Lemerre tarafından 2002 Dünya Kupası kadrosuna da çağırıldığında, bu sefer de yaşı sebebiyle eleştiriler almaya başladı. Neden milli takımda olduğu sorusunun cevabıysa, basına göre aynıydı: "Zidane'ın arkadaşı olduğu için."

Fransa'nın en küçük sorunu bu tartışma oldu kupada. Takım 3 maçta hiç gol atamayarak ve sadece 1 puan alarak kupaya veda etti. Kupanın ardından sadece yarım sezon daha Fransa'da kaldı Dugarry ve Premier Lig'in yolunu tuttu. 30 yaşındaydı, geldiği gibi 5 maçta 5 gol atarak, Birmingham City'nin kümede kalmasına yardımcı oldu. 1,5 sezonun da ardından önce Katar'a gitti, sonraysa Benfica'nın teklifini reddederek futbolu bıraktı. Yıl 2005, yaşı 33'tü. Fransa ile 55 maça çıkmış ve 8 gol atmıştı...


GOL ATAMAYAN FORVET
Birmingham Menajeri Steve Bruce şöyle diyor; "Çıktığı ilk antrenmanda, sol ayağıyla topu çok yükseğe dikti, sonra sağ ayağıyla 25 metreden voleyi çaktı. Gol olmuştu, hepimiz alkış tutuyorduk ve 'bu ne be?' diyorduk kendi kendimize."

Evet, Bruce'un dediği gibi çok yetenekli bir oyuncuydu Dugarry, Fransa Milli Takımı'nda hep santrafor olarak kullanıldı ama oynadığı kulüplerde sol açık olarak forma giydiği de oldu. Kariyeri boyunca, tek sezonda 10 golü bulduğu yok. Sahte forvet tanımı bu yüzden onun için söylenmiş adeta. Fuleli adımları, ani yön değiştirişleri, ayaklarının çabukluğu ve asistleriyle, fazlasıyla atlet olan Fransız forvetler arasında farklılaşıyordu Dugarry. Golleri orta saha oyuncularının kaydettiği duble şampiyon Fransa Milli Takımı'nda taktiksel olarak önemli bir rolü vardı aslında. 97 ile 2005 arasındaki onca sezonda 20 maç barajını sadece üç kez aşabilecek kadar sakatlıkla boğuşmasaydı belki de daha hakkını vererek eleştirenler çıkabilirdi Dugarry'yi...
Doğum tarihi: 24 Mart 1972
Ülke: Fransa (55 milli maç, 8 gol)
Pozisyon: Sahte santrafor, sol açık, ofansif orta saha
Öne çıkan özellikler: Çabukluk, hareketlilik, hız, delicilik, fuleli adımlar
Boy: 1.88 cm
Oynadığı takımlar: Bordeaux (88-96), Milan (96-97), Barcelona (97-98)
Marsilya (98-2000), Bordeaux (2000-03), Birmingham (2003-04)
Fransa Milli Takımı (1994-2002)
Goller: 354 maç, 62 gol (Sadece lig)

Kaan Kavuşan / Twitter
Gazeteci, futbol yazarı. Pek çok internet sitesinde ve sonrasında Akşam Hafta Sonu Ekleri'nde editörlük yaptı; 3 yıl boyunca futbol, sinema ve müzik üzerine yazılar yazdı. Bu dönemden başlayarak, FourFourTwo Dergisi ve Hayatım Futbol gibi dergilere, çeşitli internet sitelerine katkıda bulunmaya devam etmekte.

3 yorum:

Umut Naderi dedi ki...

Güzel bir yazı olmuş da yazım yanlışları biraz fazla sanki :)

Kaan Kavuşan dedi ki...

@Umut Naderi

Sağ ol umut, 6 tane buldum. İki tanesi "ayacağı"...

Ayağı diyeceğime nasıl ayacağı yazmışım iki kere onu ben de bilemedim. Uzun yazıları redakte gözüyle başkalarına da okutmak gerekiyor aslında, yayımlamadan önce. :)

Umut Naderi dedi ki...

İki kere yazınca onu bilinçli olarak yazdığını düşündüm aslında :D