"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

15 Şubat 2015 Pazar

Metin'le aramızda hiçbir sorun yoktu (Gordon Milne röportajı)

Bu röportaj, FourFourTwo dergisinin Temmuz 2012 sayısında yayımlanmıştır.
Beşiktaş’ı çalıştırdığı 1987-94 yılları arasında bir efsaneye dönüşen İngiliz teknik direktör Gordon Milne, taraftarlarına şarkıları hâlâ dillerden düşmeyen üç sene üst üste şampiyonluğu yaşatan bir isim. Görev yaptığı süre boyunca siyah-beyazlılarla toplam 12 kupa kaldırdı; bunun da ötesinde ısrarla Beşiktaş tesislerinin geliştirilmesi için çaba sarf etti, altyapıdan birçok ismi futbolumuza kazandırdı...

Elbette ünü, ülkemizle sınırlı değil; futbolculuğunda Bill Shankly’nin Liverpool’unda oynamıştı. Ve bir diğer İngiliz efsane Kevin Keegan’a göre hiç de fena bir oyuncu değildi: “Gordon çok klas oyuncuydu, tam bir pasördü.” Teknik direktör olduğundaysa Beşiktaş’a gelmeden önce İngiltere U-18 Milli Takımı’nı çalıştırdı ve Avrupa Gençler Şampiyonası’nı kazandı. Bu başarı onun adını Alf Ramsey gibi bir efsanenin ardından İngiltere Milli Takımı’na aday teknik direktörler listesine bile yazdırdı! Ama kader onun yolunu Coventry City ve Leicester City maceralarının ardından İstanbul’a düşürdü.
Çok da iyi oldu...

Geçtiğimiz günlerde TRT’de yayınlanan Futbol Prensi isimli programın finali için Türkiye’ye gelen Gordon Milne, bizi bir İngiliz beyefendisi asaletiyle karşılıyor. Hâlâ unutmadığı bazı Türkçe kelimeler var. Öyle ki, sorularımızı yarı Türkçe yarı İngilizce cevaplıyor; İngilizce kelimelerinin arasına bolca “Evet”, “Hayır” ve “Ondan sonra” sıkıştırıyor. Kurt hoca; geçmişten kalan hatıralarını FourFourTwo’ya anlatıyor…


TESİSLER HİÇ İYİ DURUMDA DEĞİLDİ
Beşiktaş’a geldiğinizde karşılaştığınız tablo nasıldı? O günlerde Fulya tesislerinin çamur içinde olduğunu biliyoruz…
Tesisler hiç durumda iyi değildi. Saha topraktı. Soyunma odalarının durumu da çok fenaydı. İngiltere’deki 3. Lig takımlarının soyunma odaları gibiydi, hatta onlarınkinden bile daha kötüydü. Bu durum benim için büyük sürprizdi tabii ki. İlk sezon çok sorun yaşadık çünkü doğru dürüst çalışamadık bile!

Öyleyse başarı nasıl geldi?
Yabancı bir hoca, hatta yabancı bir oyuncu için ilk yıllar hep zordur. Oyunculara mantalitenizi aşılamak ve karakterinizi göstermeye çalışmak gerekir. Ben de ilk olarak bunu yapmaya çalıştım. Birinci senemde ligi ikinci bitirdik ve hiçbir şey kazanamadık. Buna rağmen o yıl aslında dengeyi bulmak, sorunları tespit etmek adına çok önemli bir
yıldı. Çalışarak eksiklerimizi giderdik. Önce Fulya’da daha iyi bir tesise sahip olduk. Sahamızı çime çevirdik. Çok büyük değildi ama yine de çimdi, kum değil! İkinci yıl saha ve tesisler biraz daha iyi oldu. Takım olarak da ilerledik, Türkiye Kupası’nı kazandık. Ondan sonra (burayı Türkçe söylüyor) her şey gelişmeye devam etti ve şampiyonluklar arka arkaya geldi.

Geldiğinizde takım mali olarak da zorluklar çekiyordu. Wilson ve Walsh’ın ilk transfer taksitlerini cebinizden ödediğiniz söyleniyor, doğru mu bu?
Olur mu öyle şey? Doğru değil!

Walsh demişken, onun için basında “Seba’nın askerlik arkadaşı” yazılıyordu. Gülüyor muydunuz bu sözlere acaba?
(Gülüyor) Evet, komikti ama haksızdı. Walsh gayet iyi bir oyuncuydu. İyi bir karakteri vardı, Kadir ile iyi anlaşıyorlardı. Türkiye’dekiler ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu sonradan anladılar. Çok katkı sağladı.


AH RIZACIĞIM!
(Tam bu sırada Sabah Gazetesi’nden basın mensubu arkadaşımız Galip Öztürk, rica ediyor ve getirdiği telefonu Gordon Milne’e uzatıyor. “Bay Milne; sizinle konuşmak isteyen biri var ama adını vermiyor” diyor. Milne, “Kimmiş acaba?” diye merak ederek telefonu eline alıyor. “Alo. Sağ olun efendim” diyor Türkçe olarak. “Teşekkürler. Kimsiniz?” Uzun süre hal hatır soruyorlar birbirlerine ama telefonun ucundaki kişi belli ki adını vermiyor. En sonunda tanıyor Milne. “Ah Rızacığım, hoş geldin!” diyor ve duygulanıyor. Arayan Rıza Çalımbay. “Biraz daha buradayım, görüşelim inşallah. İyi akşamlar Rıza.” Telefonu kapatıp bize Rıza Çalımbay’dan bahsediyor...)

Harika bir oyuncuydu. Çok çalışkan, tam bir kaptan. Saygı duyulacak bir adam. Kadir de vardı. İşte böyle oyuncularla şampiyon olduk.

Ya Metin Tekin? Onu hep yedek bırakıyordunuz, hatta kadroya almıyordunuz? Sorun mu vardı aranızda?
Hayır, aramızda hiçbir sorun yoktu. Metin’in yetenek olarak her şeye sahip olduğunu düşünüyordum. Özel bir oyuncuydu. Yetenek olarak bakarsanız her şey vardı ama her şeyden “çok yapmak” istiyordu. Hepsini bir araya getirme ve istikrarsızlık sorunu yaşıyordu. Daha sonra zamanla daha iyi bir oyuncu olmaya başladı; zihniyeti gelişti, yavaş yavaş Beşiktaş için önemli bir oyuncu olmaya başladı. Benim zamanımda durum buydu yani…


KİMSEYE KRAMPON FIRLATMADIM!
Ama Metin Tekin’le birbirinize krampon fırlattığınız söyleniyordu...
Yok, öyle şey olur mu hiç? Hayatımda kimseye bir şey fırlatmadım. İstiyorsanız, eşime sorun (gülüyor).

Transfer konusuna gelelim… Osvaldo Nartallo transferini bugün olsa yine yapar mıydınız?
Kimi transfer eder miydim dediniz?

Nartallo… Osvaldo Nartallo. Hani Arjantinli, kıvırcık saçlı…
Ha, tamam, tamam (gülüyor). Muhtemelen, yok (Burayı Türkçe söylüyor).

Maçlarda stres yüzünden yardımcınız Kamuran Yavuz’un bacaklarını sıkıyormuşsunuz. Adamcağız eve hep mor bacaklarla dönüyormuş…
(Gülüyor) Olabilir. Ne yapayım, elimde değildi.

Bir dönem kadronuzda Ferdinand ve Zalad gibi oyuncular vardı ve basında ikisinin bir olup sabahladıkları yazılıyordu…
Hayır. Böyle bir şey yok.

Hatta Zalad antrenmanlarda uyuyormuş!
Kimse benim antrenmanlarımda uyuyamaz (gülüyor)!


ACAYİP ACAYİP KONUŞULARDI
Oyuncularınızdan Bünyamin Süral’i bir gece körkütük sarhoş yakalayıp ve ertesi gün altı saat antrenman yaptırdığınız doğru mu peki?
Evet, ne yazık ki bu doğru. Belki yanılıyorumdur, daha sonra neler yaptı bilemiyorum ama bence Bünyamin çok iyi bir oyuncuydu. Türkiye’nin doğusundan geliyordu. Diğer oyunculara göre oldukça değişik bir anlayışı ve yaşam tarzı vardı. Sonra kötü bir sakatlık geçirdi, sakatlığı nüksetti ve bir daha pek toparlanamadı. Ama bana kalırsa iyi oyuncuydu ve güçlüydü. Ona, o cezayı verdiğim doğru. Bünyamin’e dair hatırladığım şeylerden biri de Ferdinand’la iyi arkadaş olmasıydı ama garip bir arkadaşlıktı bu. Ferdinand Türkçe bilmiyordu… Bünyamin’in de İngilizce bildiğini hiç sanmıyorum (gülüyor)! Ama yine de bir araya gelince acayip acayip konuşuyorlardı. İnanılmaz biriydi. İyi çocuktu yine de...

Ama sizi tehdit ettiği yazılmıştı bu olayın ardından…
Hayır, hayır... Belki de etti de ben anlamadım (gülüyor).

Peki, Beşiktaş’tan ayrıldıktan sonra Süleyman Seba ile görüştünüz mü?
Birçok kez görüştük. Belki yarın da görüşürüm.

Hâlâ Türkiye liglerini takip ediyor musunuz?
Biraz izliyorum. Her maçı değil ama bazı maçları izliyorum. Beşiktaş ne yapmış diye bakıyorum işte. Sonuçları takip ediyorum.


SHANKLY VE RAMSEY...
Biraz da İngiltere yıllarınıza dönelim. Oyuncuyken Bill Shankly ve Alf Ramsey gibi hocalarla çalışmıştınız. Bunun kariyerinize ne gibi etkileri oldu?
Bence bir oyuncu olarak iyi hocalarınızı her zaman hatırlarsınız ve örnek alırsınız ama Shankly ve Alf Ramsey çok farklıydı. Farklı karakterleri ve oyun anlayışları vardı. İkisi de bambaşka oynatıyor ve kendi yollarıyla başarılı oluyordu. O yüzden biraz ondan biraz bundan bir şeyler aldım. Aslında herkesten biraz aldım, sadece onlardan değil. Ayrıca kendi stilimi oluşturdum. İkisi de çok büyük, saygı duyulacak hocaydı.

Don Revie, İngiltere Milli Takımı’nın başına geçmeden önce teknik direktörlük için adınız geçmiş…
Evet. Bir görüşme yapmıştım ama olmadı. Revie çok başarılıydı o dönem.

Son olarak, uzun süre Liverpool’da oynamış bir oyuncu olarak “gelmiş geçmiş en iyi Liverpool oyuncusu” kimdi?
Of, bu çok zor bir soru. Bir sürü iyi oyuncumuz oldu. Kevin Keegan harika bir oyuncuydu ama yıllar boyunca bir sürü oyuncu gelip geçti. Yani tek bir isim vermek bence haksızlık olur.
Bu röportaj, FourFourTwo dergisinin
Temmuz 2012 sayısında yayımlanmıştır.

0 yorum: