"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

11 Mart 2015 Çarşamba

90'lara yön veren adam: Carlos Alberto Parreira

Bu yazı, Hayatım Futbol dergisinin 166. sayısında yayımlanmıştır.
5 Mayıs 1996 tarihindeki efsane maçta Carlos Alberto Parreira, maç öncesinde pek yapmadığı bir şey yaptı ve kaptan Oğuz Çetin’e bir hafta boyunca frikik çalıştırdı. Maç öncesinde Parreira iki oyuncuya da bakarak kaptana yöneldi ve “Oğuz, yakından frikik olursa sen, uzaktan olursa Boliç kullanacak, tamam mı?” dedi. Maç başladı. Trabzonspor bastırıyor, Fenerbahçe zorlanıyordu. Bir frikiği, yakından olmasına rağmen Boliç kullandı. Devre arasında Parreira kaptanın yanına geldi; babacan bir tavırla, “Oğuz, yakın olursa sen, uzak olursa Boliç demedim mi ben size? Neden böyle yapıyorsunuz?” diye uyardı iki oyuncuyu. İkna etmişti ikisini de.

Aynı devre arasında yaptığı bir başka icraat, Bülent Uygun’u oyuna almaktı. Parreira, Uygun’a maç öncesinde Trabzonspor’un devreye genelde 2-0 farkla girdiği için maçlardan yenik ayrılmadığını anlatmış ve eklemişti; “Bugün yedek başlayacaksın ama ikinci yarıda oyuna sokacağım.” Uygun’un cevabı “Dünya Şampiyonu sensin hocam. Sen daha iyi bilirsin” olmuştu.

Evet, Parreira gerçekten de “daha iyi biliyordu.” Fenerbahçe devresini 1-0 geride kapadığı maçı, ikinci yarıda 2-1 kazandı. Parreira’nın ısrar ettiği öneri sonucunda Oğuz’un frikiği Fenerbahçe’ye beraberliği getirirken, Aykut’un golüyse galibiyeti getirmişti. Bülent Uygun ise etkili bir futbol oynayıp, Oğuz’un frikiği öncesinde “el” diye bağırmasıyla hakem Metin Tokat’ın frikik vermesini sağlayan oyuncuydu. Sonuçta Parreira’nın o tek maçta olduğu gibi, sezon boyunca yaptığı tercihler şampiyonluğu getirdi Fenerbahçe’ye… Ülkemizde geçirdiği o tek sezon Fenerbahçe’nin 6 sezonluk şampiyonluk orucunu bozduğu sezondu. Ama Parreira daha önceden de Brezilya’ya 24 yıl süren bir orucu bozdurmuştu…


BİLDİĞİNİ OKUYAN ŞAMPİYON
Parreira, birçoğumuzun aklında hâlâ Roberto Baggio’nun kaçırdığı penaltıya kalan 1994 Dünya Kupası finalinde takıma daha Avrupai ve kontrollü bir futbol oynatarak kupaya ulaşmıştı. Bu, en son şampiyonluğunu, 1970 yılında elde eden Sambacılar için bir yeniden doğuştu adeta. Çok eleştirmesine rağmen bildiğinden şaşmamış, doğru kararlar vermişti. Turnuva öncesinde ağzı boş durmayan Romario’yu uzun süre kadroya almayarak terbiye etmişti. Genç Roberto Carlos yerine, kadroya ‘şişko’ denilen Branco’yu çağırmıştı. Branco bazuka gibi şutlarıyla goller buldu. Rai sık sık oyundan çıkıyordu. Vasat denilen Zinho goller buluyordu. Parreira yıldızları sevmiyor değildi ama o da Sacchi gibi kolektif bütünlüğe herkesin uymasını istiyordu. Sonuçta da kazanıyordu…

Brezilyalı hocanın değişik bir anlayışı vardı diğer Brezilyalılara göre. O yüzden 1994 Dünya Kupası’ndaki futbolu, Tele Santana’nın hayaliyle ekran başına geçenlerce çok pragmatik ve hatta defansif bulunmuştu. Uzun yıllardır bireysel ve düzensiz oyun sebebiyle şampiyon olamayan Brezilya futbolunun genel eğiliminin aksine, Parreira’nın en çok önem verdiği şeylerden biri kondisyondu. Futbol dünyasına bir kondisyoner olarak girmişti zaten; FIFA tarafından Yüzyılın takımı seçilen ve 1970 Dünya Kupası’nı alan takımın kondisyoneri oydu.



1970’TEKİ TAKIMIN KONDİSYONERİYDİ
Teknik adamlık mazisiyse kondisyonerliğinden de eskiydi. 24 yaşında Gana Milli Takımı’nın başına geçmiş ama daha sonra eğitim için teknik direktörlüğe ara vermişti. Çünkü daha üst seviyelere çıkmak için kariyerine yatırım yapması gerektiğini biliyordu. Eski futbolcu olmayanların 5-0 geride başladığı bir sektörde, tezler ve antitezler sunmak zorundaydı Parreira. Brezilya’nın teknik kadrosuna girişi de bu sırada oldu. Kondisyoner olarak katıldığı 1970 Dünya Kupası’ndan dört sene sonra uzun yıllardır ara verdiği teknik direktörlüğe döndü, ilk başarılarını Fluminense ile elde ettikten sonra, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan gibi ülkeleri gezdi. Dolayısıyla ülkenin içindeki antrenörlere göre daha değişik fikirler edinme şansına ulaşmıştı. Koşullara adapte olmayı öğrenmişti. Hep bir öngörüye sahip oldu bu adaptasyon sayesinde.

2003’te FIFA seminerinde dünyanın ilerleyen zamanlarda 4-6-0 tercihinde ısrar edileceğini belirttiğinde de haklı çıkmıştı. Taktik konusunda da hep zamana ve oyunun evrenselliğine ayak uydurdu. Zayıf olduğu koşullarda yeni planlar üretti. Örneğin Parreira’nın günümüz futboluna yön veren bir icadı vardır. Bir ton hücumcunun arasından tüm ülkenin dudak bükmesine rağmen Brezilya ilk 11’ine oturttuğu pek sevilmeyen Dunga ile kazanan şampiyonluk önliberonun ve 4-1-2-1-2’in yaygınlaşmasına sebep olmuştur. Öyle yayılmıştır ki bu sistem 1996 Avrupa Kupası’nda 16 takımdan 11’i bu sistemi uygulamış, UEFA için rapor yazan eski Fenerbahçe teknik direktörü Venglos başlığını “Önlibero ihtilali” olarak atmıştır.


İLK ÖN LİBERO KEMALETTİN
Türk futbolunu da bir hayli değiştirmiştir esasında. Fenerbahçe’ye geldiğinde baklava orta sahayı kurarak, 4-4-2 oynattığı takımda geldiği gibi, ilk iş iki bek bulmak oldu. Almanya’dan alınan Erol sol beke, aslında bir forvet olan İlker sağbeke çekildi. Parreira için bir bek oyuncusu boydan boya koridoru kullanabilmeliydi. Bu o dönemler çok geçerli bir fikir değildi aslında, bir bekten yarı sahayı fazla geçmemesi bekleniyordu. Uche ve Högh ile defansta yakalanan uyum, markajcıların memleketi Türkiye’de alan savunmasını hâkim kıldı… 

İkilinin hemen önündeki Kemalettin’in savaşçılığı, takım savunmasını en üst düzeye getirdi. Kemalettin’in bu posizyona adapte edilmesi adeta Türkiye’ye önliberonun gelişi olarak kabul edilebilir. Zira Kemalettin Şentürk de Türk futbolunun ilk önliberosunun kendisi olduğunu iddia ediyor. Bu sisteme adapte olan Oğuz, Aykut, Tayfun ve Boliç gibi oyuncularla topu kendisine saklayan, bol pas yapan bir Fenerbahçe kurmuştu Parreira.



KOCAMAN’DA PARREIRA ETKİLERİ

Aykut Kocaman’ın futbol anlayışında da Parreira etkileri görebilir. Kocaman’a göre, Parreira’nın sistemini topa sahip olma diye genellemek mümkün. Bu anlamda, Parreira’nın kendisi için bir örnek olduğunu Aykut Hoca da kabul ediyor. Fakat Parreira’nın asıl önemli özelliği oyuncularının gözlerindeki yeriydi. Fenerbahçe tarihinin en iyi yabancılarından biri olan Uche; “Oyuncular için futbolu kolaylaştırırdı. Önemli olanın iyi futbol oynamak olduğunu, takım oyununun görevleri paylaşmaktan ibaret olduğunu anlatırdı. Hem hoca, hem arkadaş, hem de bir baba gibiydi” diyor onun için. Feyyaz Uçar’ın röportajlarında da benzer ifadelere rastlayabilirsiniz, o da insan ve hoca olarak çok sevdiği sık sık belirtir. Uzun lâfın kısası, Parreira kadro psikolojisini ve birliğini idare etme konusunda çok maharetli bir hocaydı.

Sadece, iki kez başına geçtiği, yakın zamana kadar teknik danışmanlığını yaptığı Brezilya’nın ve Türkiye’nin futbolunu değil, Afrika ve Asya’nın futbolunu da değiştirdi Parreira. Gana, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Güney Afrika milli takımlarının başında bulundu. Oraya da metotları ve anlayışını götürdü. Beş farklı milli takımla Dünya Kupası’na katıldı. Şu anki Brezilya Teknik Direktörü Dunga’nın akıl hocası olduğunu söyleme de lüzum yok galiba.

Kimi ondan Tele Santana’nın futbolunu beklediği için defansif olduğu gerekçesiyle eleştirdi, kimi de akademisyen bir hoca olduğu için, sürekli tezler veya anti-tezler üretmeye çalıştığı için sevdi. Evet, hiçbir zaman şova dayalı bir futbol oynatmadı ama elindeki kadro iyi olduğunda iyi oynattı, kötü kadrolar olduğundaysa kazanmayı bildi. Bana göre, 94’teki Brezilya’ya futbol literatürüne; 95-96 sezonundaki Fenerbahçe’ye de Türk futboluna; önliberoyu soktukları için defansif takımlardı demek mümkün değil. İki takım da ofans-defans dengesini kurarak, derli toplu ve planlı oynadı aslında. İki takımın da şampiyonluk oruçları bu sayede bitti.

Öyle ya da böyle, kesin olan tek şey var… Parreira, gizlice ve sessizce 90’lara bizzat, 2000’lereyse dolaylı olarak yön verdi…



24 YAŞINDA HİÇ FUTBOL OYNAMADAN GANA’NIN BAŞINA…
Pek çok kişi için tarihin pek bilinmeyen tozlu sayfalarında kalmıştır ama Parreira 1967 yılında Afrika’da çalışan ilk yabancı teknik adamlardan biri olmuştu aslında. Gana hükümeti, Brezilya Dışişleri Bakanlığı’na milli takım için Brezilya ekolü düşündüklerini fakat futbolcuların fiziksel olarak da çok zayıf olduğunu söylemişti. Bakanlık da bu öneriyi, fiziksel gelişim konusundaki uzmanlığıyla bilinen Rio Eyalet Üniversitesi’ne iletti. Üniversitenin tercihi, en iyi öğrencilerinden biri olan 24 yaşındaki Carlos Alberto Parreira’ydı.

Parreira bunun iyi bir şans olduğunu düşünmüştü. Hiç futbol oynamamıştı ama oyunu seviyordu. İngilizce eğitimi alıp haftalık 100 dolar, yol masrafları ve yemeği kabul edip Afrika’nın yollarına düştü. Milli takımla ilk buluşmasında oyuncularla birlikte yemek masasına oturduğunda hepsi şaşırdılar. “Bana çok garip bakıyorlardı, aptalca bir şey yaptığımı ya da geleneksel bir ritüeli bozduğumu sandım. O gün anladım ki onlara yakın olmam gerekiyor” diyor bir kitap için verdiği söyleşide Parreira.

Geldiği gibi büyük değişimlere imza attı Brezilyalı teknik adam. Eski hocaların aksine, kamp zamanlarında lüks otellerde değil, barakalarda oyuncularla birlikte kaldı. Bazı dönemler için seksi yasakladı. Bu performansla Afrika Kupası finaline kadar uzandı. Aynı sene Ashanti Kotoko adlı takımı da çalıştırmaya başladı ve onlarla da Afrika Şampiyon Kulüpler Kupası finaline ulaştı. İki finali de kaybetti kaybetmesine ama kariyer eğitimi için takımdan ayrıldığında Kara Kıta’nın Brezilyası olarak anılan bir Gana bıraktı ardında…
Teknik direktör: Carlos Alberto Parreira
Başarılar: Dünya Kupası (1), Konfederasyon Kupası (1), 
Asya Kupası (2), Türkiye Şampiyonluğu (1),Brezilya Şampiyonluğu (1), Brezilya Kupası (1), Körfez Kupası (1)
Oyun stili: Kontrollü futbol, denge futbolu, bol pas, orta tempo
Diziliş tercihi: 4-1-2-1-2, 4-1-3-2, 4-6-0
Çalıştırdığı takımlar: Gana (1967), Fluminense (1974-75), Kuveyt (1978-82), Brezilya (1983), Fluminense (1984), BAE (1985-88), Suudi Arabistan (88-90),
BAE (90-91), Bragantino (1991), Brezilya (1991-94), Valencia (94-95),
Fenerbahçe (1995-96), Sao Paulo (1996), Metro Stars (1997), Suudi Arabistan (1998), Fluminense (1999-2000), Atl. Minerio (2000), Santos (2000), Internacional (01-02), Corinthians (02-03), Brezilya (03-06), Güney Afrika (07-08), Fluminense (09-10)

0 yorum: