"Futbol bir savaştır, daha olağan şeyleri yapan kaybeder."
- Rinus Michels
"Yeni fikirlerle gelen bir adam başarana kadar deli olarak görülür"
- Marcelo Bielsa

.

.

8 Mart 2015 Pazar

Çeyrek finalist Fenerbahçe vs Yarı finalist Fenerbahçe

Bu yazı, FourFourTwo dergisinin Mayıs 2013 sayısı için yazılmıştır.
Fenerbahçe 2 Nisan 2008 tarihinde Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında Chelsea’yle oynayıp 2-1 kazanmıştı. “Riskleri aldık ve rakibimizin üstüne gittik. Maçı beraberliğe getirdik ve kazandık. Bu galibiyeti hak ettiğimizi düşünüyoruz. Çünkü sahaya futbol oynamaya çıktık ve futbol oynayarak kazandık” diyordu karşılaşmanın ardından teknik direktör Zico, tam da bir Brezilyalıdan beklenecek şekilde…

Didi’yle 70’li yıllarda başlayan, arada sırada sekteye uğrasa da ofansif olmayı, göze hoş gelmeyi, bol paslaşmayı hedefleyen Brezilyalı Fenerbahçe ekolü; Carlos Alberto Parreira’yla yeniden hayata geçtiğinde Fenerbahçe’nin eski tutkuları tekrar gün yüzüne çıkmıştı. Zico gibi şu an takımın başında yer alan Aykut Kocaman’ın takımları da aynı tutku üzerine kuruldu: Bol pas.

Fakat Fenerbahçe’nin bol pasa dayalı bu futbolunun zirve noktası neresiydi? Chelsea’ye kıl payı kaybedip Şampiyonlar Ligi yarı finalinin kapısından dönen Zico’nun Fenerbahçe’si mi, yoksa Lazio’yu devirip Avrupa Ligi’nde yarı finale kalan Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’si mi? Sonuç elbette öyle hemen ön görülebilecek cinsten değil...


SİSTEM VE DİZİLİŞ FARKI
Zico’nun takımı sabit bir 4-3-2-1 ile oynarken, Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’siyse 4-3-3 ve asimetrik bir 4-4-2 arasında dolaşıyor. Haliyle iki takımın da odak noktaları farklı. Kocaman’ın takımı Sow-Webo-Kuyt’tan oluşan agresif üçlüsüyle hücum presi önde başlatmak amacında. Bu üçlüden birinin olmaması halinde takımın vites küçülttüğünü düşünenler oldukça fazla. “Kuyt ve Webo dahil ana arter Fenerbahçelilerin hemen hepsi yorgun olunca, Sow’un boşluğu da dolmayınca hem fiziksel, hem teknik olarak çok zorlu bir sınav verildi” diyordu spor yazarı Uğur Meleke, iç sahada 1-0 kazanılan Eskişehirspor maçının ardından.

Zico’nun takımını da üçlü bir forvet dizilişinde görmek mümkün aslında. Sonuçta zaten tek santrfor olarak oynayan Mateja Kezman’ın yanı sıra hemen onun arkasında oynayan ikili Deivid ve Alex de orta sahadan çok forvet özellikleri gösteren oyunculardı. Daha doğrusu adeta geride konuşlandırılmış forvetler.

3'LÜDEN 3'LÜYE FARK VAR
Yine de bu iki üçlü arasında da belirgin bir fark var. Mehmet Demirkol, 28 Nisan 2008’de Milliyet’te yazdığı yazısında, Zico’nun takımının Noel Ağacı dizilimiyle sahaya çıktığını vurguluyordu (4-3-2-1). Demirkol, ilerideki Deivid- Alex-Kezman üçlüsü için; “Onları Kazım, Maldonado ve Marco (Aurelio) üçlüsü tamamlıyor. Ancak bu oyun önde basan rakiplere karşı kopuyor, çok zayıf kalıyor” diyordu.

Gerçekten de Webo-Sow-Kuyt üçlüsü kadar pres gücüne sahip olmayan bu üçlü, presin en ileriden başlamasına engel teşkil ediyor ve takım savunmasını zayıflatıyordu. Buna karşın Zico’nun üçlüsünün direkt kanatlara yayılarak ve çizgi halinde değil de ortaya kümelenmiş olması takıma ekstra şut gücü sağlıyordu. Zira Deivid’in uzaktan attığı goller bir anlamda Zico’nun Avrupa başarısının anahtarı olmuştu bile. Ama edilgenlik problemi hat safhadaydı.


ALTERNATİFLİLİK VE KADRO DARLIĞI
Fenerbahçe, Kocaman döneminde hep çok kuvvetli ve bol alternatifli bir orta saha kurmaya çalıştı. Raul Meireles, Mehmet Topal, Salih Uçan ve Milos Krasic transferleri, ondan önce kadroda bulunan Mehmet Topuz, Cristian Baroni, Miroslav Stoch, Caner Erkin, Selçuk Şahin ile Emre Belözoğlu transferleri (her ne kadar Avrupa maçlarında oynamıyor olsa da Emre transferi bu mantalitenin göstergesi) ile bol alternatifli bir orta saha kurdu. Zico dönemindeyse bu kadar kuvvetli bir orta saha rotasyonu yoktu. Uğur Boral, Maldonado ve Aurelio’dan oluşan klasik üçlünün dışında rotasyon yeterince kaliteli değildi. Selçuk Şahin, Kemal Aslan, Ali Bilgin, Deniz Barış ve Colin Kazım gibi oyuncular Zico için hiçbir zaman Kocaman’ın yedek kulübesi kadar kuvvetli alternatifler oluşturmadı.

Kocaman’ın takımı defansta da daha üstün bir kadro rotasyonuna sahip. Zico’nun takımında yedek kulübesinde Fenerbahçe’den ayrıldığında kaybolan Yasin Çakmak ve Önder Turacı otururken, şu anki Fenerbahçe kadrosunda milli stoperler Bekir İrtegün, Serdar Kesimal ve Egemen Korkmaz üçlüsünden ikisi yedek kalıyor. Zico’nun Roberto Carlos-Vederson ve Gökhan Gönül-Önder Turacı bek rotasyonu kuvvetliydi ama Franz Beckenbauer’in dediği gibi, “Gol yememek daha çok tandemin işi!” Buna karşın Zico’nun ideal defans dörtlüsü, Kocaman’ın alternatifi bol dörtlüsüne oranla daha uyumluydu. Bir futbol efsanesi Roberto Carlos ile daha önceden büyük uğraşlarla takıma kazandırılan Edu ve Lugano’nun uyumu bugün dahi sadece Yobo-Lugano ile yakalanmıştı ki Lugano’nun “gidesi tuttu!”


ORTAK PAYDA: GÖKHAN VE VOLKAN
İlk kez Zico’nun verdiği şansla kendini bulan Gökhan, bugün Kocaman’ın takımının da vazgeçilmezlerinden. Yine de o Gökhan ile bu Gökhan arasında önemli bir fark var. “Transfer edildiği gün Zico’ya Önder Turacı’nın alternatifi olmayacağını, takımın en önemli parçalarından biri olacağını söylediğimi hatırlıyorum” diyor, o dönem Zico’nun yardımcılığını yapan ve Gönül’ün transferinde büyük rol oynayan Önder Özen. “Ulusal standartlarda bir oyuncu olarak gelmişti ama şimdi uluslararası standartlarda. Serie A’da oynayabilecek iki Türk oyuncudan biridir ve benim paramla değeri 15 milyon eurodur!”

Volkan ise son üç yılda Schalke maçında ayağının Altından top kaçıran bir kaleciden Avrupa’nın en iyi 10 kalecisi arasında gösterilen bir isme dönüştü. Kendine güvenini çok üst seviyeye çıkardı, çok çalıştı, daha iyi kararlar verir hale geldi... Zaten kendi deyimiyle “Ben eğer akıllıysam nerem eksikse oramı geliştirmeye çalışırım” gibi bir mantaliteye sahip. Bu sezon en iyi sezonunu geçirmiyor olsa da son maçlarda tekrar yükselişte. Her iki hâliyle de Zico yıllarından iyi durumda.

Aykut Kocaman takımının defanstaki en büyük sorunlarından birinin, Yobo’nun yanında tandemi kuracak olan ikinci adamın sürekli değişmesi olduğu düşünülebilir. Sol bekte ise Roberto Carlos kadar hücuma çıkmayan bir Reto Ziegler ve onun kadar tecrübeli olmayan bir Hasan Ali Kaldırım var. Kısacası Zico’nun takımı defans dörtlüsü halinde baktığımızda önde olsa da takım savunmasında geride görünüyor çünkü orta saha ve forvetlerin defansif özellikleri çok düşük.


DEĞİŞEN TRANSFER POLİTİKASI
Zico döneminde Fenerbahçe, Güney Amerikalı tekniği yüksek oyuncuları tercih ediyor, başta Zico olmak üzere tüm teknik ekip, özellikle o bölgelerde oyuncu izliyordu. Ayağı çok düzgün bulunan Edu’nun transferi de bu şekilde gerçekleşmişti. Ayrıca Zico güvendiği oyuncuların fikirlerini değerlendiriyordu. Örneğin Alex’in önerdiği Şilili ön libero Maldonado bu şekilde takıma katılmıştı.

Kocaman ise idari menajer Hasan Çetinkaya ile beraber; saf teknik oyunculardan ziyade, atletik özellikleri yüksek, Avrupa’da futbol eğitimini almış Afrika asıllı oyuncuları tercih ediyor. Böylece adaptasyon süreci kısalıyor. Kocaman dönemi takıma katılan Niang, Sow, Webo, Dia gibi oyuncuların ne kadar çabuk uyum sağladıklarına bakıldığında bu düşüncenin ne kadar başarılı olduğu görülebilir.

Şöhrete de fazla bakılmıyor. Meireles’i dahi böyle bir transfer olarak görmek gerekiyor. Kocaman döneminde gelişen nokta transfer yapma isteği bugünkü başarının anahtar noktalarından. Özellikle Ligue 1’in yapısıyla Süper Lig’in yapısının benzerliğinin görülmesi önemli tespit.


MAAŞLAR... MAAŞLAR...
Fenerbahçe bu konuda oyuncularına karşı cömert olmasıyla tanınan bir kulüp olmuştur her zaman. Zico’nun döneminde de Kocaman’ın döneminde de benzer bir yaklaşım görüyoruz. İlk 11’e girmeye başlayan Gökhan Gönül’ün maaşı gönüllü olarak artırılmıştı örneğin. Buna karşın birkaç yıldız oyuncu haricinde iki dönemde de 3,5 milyon euroyu aşan maaş yok. Kocaman’ın takımında Sow 3,4 milyon, Meireles ise 3 milyon euro alıyor. Zico dönemindeyse Alex yaklaşık 3,5 milyon euro maaş alıyordu. Bunun yanı sıra Deivid, Kezman, Lugano ve Edu gibi oyuncular 2 milyonun üzerinde maaş alırken; Kocaman’ın takımındaysa Krasic, Volkan ve Kuyt yine 2 milyon euronun üzerinde para kazanıyor. 

Kısacası maaş dengesi iki takımda da birbirine benziyor. Ünlü yazar Simon Kuper, 2010’da yazdığı bir yazıda şunu belirtmişti: “Başarıyı belirleyen şey maaşlardır. Bir kulüp, oyuncularına ne kadar yüksek maaş verirse o kadar fazla maç kazanır.”


KOCAMAN VE ZICO
Birbirinden çok farklı teknik adamlar ama ikisi için de “Adam gibi adam” tanımlaması yapıldı, yapılıyor. Özen de birlikte çalıştığı ve görevden ayrıldıktan sonra bile sürekli görüştüğü Zico’yu tanımlamak için “Bambaşka bir adamdı. Değişik bir yaklaşım sergiliyordu, babacan bir hocaydı” sözlerini kullanıyor. Zico oyuncularına adeta bir baba sevgisiyle yaklaşıyor, disiplini Mircea Lucescu misali tavizler vererek ve onları bu tavizlerden mahrum ederek sağlıyordu. Yani yıldız oyuncuları “idare ederek” dengeyi gözetiyordu.

Aykut Kocaman ise tam tersine katı bir prensipler adamı. Bu uğurda takımın en büyük yıldızıyla dahi karşı karşıya gelmeyi göze alabiliyor. Çok acımasız olmasa da, eğer sahada kendine göre yanlış giden bir şey görürse müdahale etmeye çalışıyor. Zico’nun en çok eleştirildiği konulardan biri, B ve C planlarının olmamasıydı. Sahaya sürdüğü formasyondan asla vazgeçmiyor, inandığı oyunculara formsuz da olsalar şans tanımaya devam ediyordu. Uğur Meleke de Zico’nun oyuncu değişikliklerini dahi aynı bölgeden oyuncularla gerçekleştirdiğinin altını çizerken, “Zico’nun oyuncu değişiklikleri -doğal olarak- ekseriyetle, bir oyuncuyu çıkarıp, onun yerine aynı mevki oyuncusunu sokmak şeklinde olmuş” diyordu.

Aslında Kocaman da ilk başta bu konuda eleştiriliyordu fakat özellikle bu sezon itibarıyla, maçlarda yaptığı değişiklikleriyle oyunu çeviren adam olarak görülmeye başladı.


ALEX'LİLİK VE ALEX'SİZLİK
İki takım arasındaki en büyük farklardan birisi elbette Alex’in varlığı ve yokluğu. Zico’nun Alex’e olan yaklaşımı olabildiğince gönlünü hoş tutmak, Kocaman’ın yaklaşımıysa daha temkinli ve adaletli olmak üzerineydi.

Brezilyalı oyuncunun gidişiyle o bölgeye geçen Cristian Baroni’nin son zamanlarda fena işler yapmadığı söylenebilir. Yeni sistem işlerlik kazandıkça bir dönem psikolojik olarak zor anlarda Alex’i arayan gözler, yavaş yavaş sorumluluk almaya başladı. Ne var ki biz futbolseverler de Alex’in güzelliğinden mahrum kaldık. Hem karanfil, hem kurbağa olmuyor  her zaman!


SON SÖZ...
Zico’nun çalıştırdığı takımın da, Kocaman’ın yönettiği takımın da saha içi ve saha dışına bakıldığında benzeşip birbirinden ayrıldığı noktalar var. Ama “Hangi takım Fenerbahçe tarihinin en iyisi?” sorusu net olarak cevaplanabilecek bir soru değil. Fakat Kocaman’ın takımının olumsuzluklardan daha az etkilenecek alternatifli bir kadroya sahip olduğunu, takım savunmasını daha iyi yapmaya başladığını söylemek mümkün. Ama Zico döneminde sıkça tanıklık ettiğimiz Alex’in kafa vuruşlarını ya da Deivid’in füzelerini izlemeyi tercih etmek de son derece kabul edilebilir bir seçenek…
Benim şahsi seçimim 2013'teki Fenerbahçe'nin daha iyi olduğu yönünde...

0 yorum: